
Türkiye, uzun süredir görmezden gelinen bir gerçeğin tam ortasında duruyor. Ülkenin bel kemiği olan emekliler, artık sessiz çoğunluk değil, ayaklanmaya hazır, örgütlü bir toplumsal güç haline geliyor. Nazım Hikmet Kültür Sanat Evi'nde düzenlenen Türkiye İşçi Partisi’nin 1. Emekli Kurultayı, sıradan bir toplantı değil, bu ülkenin en çok sömürülen, en çok yoksullaştırılan sınıfının ayağa kalkış manifestosu oldu.
Kurultayda dillendirilen “17 milyon emeklinin söz ve karar sahibi olacağı örgütlenmeyi ateşliyoruz” çağrısı, kulaklarda yankılanan bir slogan değil. Bir toplumun yeniden doğuşunun, bir sınıfın ayağa kalkışının habercisidir. Çünkü bu ülkede artık yapılan her zam, her kesinti, her yanlış kararın ilk darbesi emeklinin sofrasına iniyor. Ve o kitle, şimdi diyor ki: “Artık yeter!”
Neden Ayağa Kalkıyorlar? Çünkü Artık Kaybedecek Bir Şeyleri Kalmadı
Türkiye’de emeklilerin yaşadığı gerçekleri anlatmak için istatistiklere bile gerek yok. Her sabah pazar tezgahına bakan herkes bu gerçeği görüyor. En düşük emekli maaşı 16.881 TL, açlık sınırı 28.412 TL. Bu, emekliye “aç kal ama ses çıkarma” demenin bürokratik bir biçimidir.
Bugün tam 4 milyon emekli en düşük maaşla yaşamaya zorlanıyor. Tüm emeklilerin %85’i yoksulluk sınırının altında, %70’i temel yaşamını sürdüremeyecek durumda. Yıllarca çalışmış, vergi vermiş, ülkenin ekonomisini sırtlamış insanlar bugün elektrik faturasını, kirayı, reçete ücretini ödeyip ödeyemeyeceğini düşünüyor.
Bu tablo tesadüf değil, siyasi tercihlerle yaratılmış bir yoksulluk mühendisliğidir.
Ve emekliler artık “fedakârlık” masallarını dinlemek istemiyor.
Onlar artık bu düzenin en kırılgan mağdurları değiller. Bu düzeni sarsacak en örgütlü güç olma yolundalar.
Neden Tek Çatı? Çünkü Dağıtılan Güç, Sömürülen Güçtür
Devlet, yıllardır emeklilerin örgütlenmesini engellemek için ince ayarlı bir strateji yürütüyor. Mevzuat hala “sendikayı çalışan kurar” diyor. Bu, emekliye açıkça şu mesajı veriyor:
“Sen karışamazsın. Hak isteyemezsin. Söz hakkın yok.”
Ama artık bu devrin sonuna gelindi.
Çünkü tek başına kalan her emekli susuyordu,
ama bir araya gelen emekliler, bu ülkenin en büyük sınıfını oluşturuyor.
Kurultayda dillendirilen “tek çatı” fikri bu yüzden tarihi önemdedir.
Çünkü 17 milyon emeklinin birleşmesi demek, bu ülkenin tüm siyasal dengelerinin alt üst olması demektir.
Bu birleşme gerçekleştiğinde artık hiçbir iktidar, hiçbir parti, hiçbir güç onları görmezden gelemez.
Bu yüzden tek çatı sadece bir örgütlenme modeli değil, bir hesaplaşma çağrısıdır.
Kurultayda ortaya konulan talepler, yalnızca maaş iyileştirmesi değildir.
Bu ülkede “insanca yaşama hakkı”nı hatırlatan, sosyal adaleti yeniden talep eden devrimci bir programdır.
Emeklilerin sendika kurma hakkının engellenmesine son verilmesi
Tüm emekli örgütlerinin eşit temsil ile tek çatı altında birleşmesi
En düşük emekli maaşının açlık sınırının üzerine çıkarılması
Kamu kaynaklarının betona, yandaşa değil, emekliye aktarılması
2026 için birleşik mücadele ve eylem takviminin ilan edilmesi
Bunlar bir dilek listesi değil.
Bu ülkede unutulmuş bir sınıfın kendini hatırlatma iradesidir.
Bu Sadece Emeklilerin Mücadelesi Değil , Halkın Mücadelesidir.
Bugün emekli yoksulluğunu konuşuyorsak, yarın işçi yoksulluğunu konuşuyoruz demektir. Çünkü hak gaspları domino taşı gibi yayılır.
Bu yüzden emeklilerin ayağa kalkışı, sadece onların değil, kirada boğulan gençlerin, yarı zamanlı işlerde güvencesiz çalışanların, pazarda artan fiyatları taşıyamayan ev kadınlarının, asgari ücretle yaşam savaşı veren milyonların da ayağa kalkışıdır.
Çünkü bu ülkede yoksulluğun demokratikleştiği bir dönemde yaşıyoruz.
Hepimiz aynı gemideyiz, ama kimimiz daha çok su alıyoruz.
Ve artık zaman geldi. Birlikte mücadele zamanıdır.
17 milyon emekli bugün belki yavaş yürüyor, belki bastonuyla ilerliyor, belki ekmeğini üçe bölerek yaşıyor ama adımları yavaş olsa da, yürüyüşleri tarihseldir.
Bugün Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yükselen ses, sadece bugünün değil, yarının da sesidir.
Bu çağrı, yıllarca sırtından geçinen düzenle hesaplaşma çağrısıdır.
Ve emekliler şimdi diyor ki:
“Biz buradayız. Biz güçlüyüz. Biz birleşiyoruz.
Ve artık kimse bizi susturamaz.”
Gerçek değişim, iktidarların lütfuyla değil,
örgütlü halkın iradesiyle gelir.
Emeklilerin yürüyüşü başladı.
Şimdi tarih yazma sırası onlarda ve hepimizde.