
Genel görüşe göre Tanrı'nın ruhsal bir görevi ya da işlevi de dünyada haksız yere acı çeken veya haksızlığa uğrayanların, son bir tanrısal adaletin gerçekleşeceği inancıyla ruhsal yaralarla baş etmesini kolaylaştırmasıdır. Ama günümüz dünyasında bu beklenti karşılık bulamıyor. Genelde tüm dünyada cezasızlık, yapılanın yapanın yanına kâr kalması yaşamımızın bir parçası oldu.
Başlarken şöyle bir bugünkü savaş bölgelerine bakalım:
Avrupa'da Rusya – Ukrayna Savaşı, Türkiye – Yunanistan gerginliği.
Orta Doğu'da İsrail – Filistin, İsrail – Lübnan, İsrail – İran, Yemen'de Husiler ile Suudi hükümeti ve Suriye.
Afrika'da Sudan İç Savaşı, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, isyancılar, Ruanda, Sahel Kuşağı (Mali, Burkina Faso, Nijer) cihatçı gruplar, Somali.
Asya'da Myanmar iç savaşı, Afganistan – Pakistan sınır çatışmaları, Pakistan – Hindistan, Asya Pasifik gerginliği.
Latin Amerika ve Karayipler'de Haiti, Küba bunalımları, Meksika ve Kolombiya'da karteller, Venezuela ilk aklımıza gelenler.
Peki dünyadaki toplumsal sorunların başlıkları ne?
Başta gelir eşitsizliği ve yoksulluk: Küresel ölçekte servetin çok küçük bir azınlıkta toplanması, orta sınıfın erimesi ve alım gücünün düşmesi toplumsal hareketliliği ciddi biçimde sınırlıyor. Barınma bunalımı, nitelikli gıdaya ve temel sağlık hizmetlerine erişim güçlüğü hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkelerde derin bir toplumsal ayrışmaya yol açıyor.
İkincisi, toplumsal kutuplaşma ve güven erozyonu: Sosyal medya algoritmalarının yankı odaları yaratması, yanlış bilgilendirme ve halkçı söylemler toplumları kimlik, inanç ve siyaset ekseninde ayrıştırıyor. İnsanların hem birbirine hem de kamu kurumlarına, bilime ve basına olan güveni tarihsel olarak düşük seviyelerde seyrediyor.
Sonra zorunlu göç ve mülteci bunalımları: Savaşlar, siyasi kararsızlıklar ve giderek artan iklim kaynaklı afetler nedeniyle milyonlarca insan yerinden ediliyor.
Yalnızlık, soyutlanma ve ruh sağlığı bunalımı: Dünya Sağlık Örgütü'nün de küresel bir sağlık tehdidi olarak tanımladığı yalnızlık salgını, özellikle genç nüfusta ve yaşlılarda kaygı bozuklukları ile çökkünlük vakalarını artırıyor. Toplumsal bağların zayıflaması, bireylerin toplumsal yaşama katılımını ve genel esenliği doğrudan baltalıyor.
Nüfus uçurumu, yaşlanan toplumlar ve genç işsizliği: Özellikle gelişmiş ülkelerde düşen doğum oranları ve uzayan yaşam süresi, emeklilik ve bakım sistemlerini çökme noktasına getirirken kuşaklar arası gerilimi besliyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise genç nüfusun eğitime ve güvenceli istihdama erişememesi, gelecek kaygısını ve toplumsal huzursuzluğu tetikliyor.
Sayısal eşitsizlik ve yapay zekânın toplumsal etkileri: İnternete ve yüksek teknolojilere erişimi olmayan kesimler eğitim ve iş dünyasında geride kalırken; yapay zekâ ve özdevimin mavi ve beyaz yakalı meslekleri dönüştürmesi, kitlesel iş gücü uyumu ve nitelik kaybı endişesini beraberinde getiriyor.
Bugünkü dünyayı şekillendiren ya da "yöneten" Donald Trump (ABD), Benyamin Netanyahu (İsrail), Vladimir Putin (Rusya), Kim Jong-un (Kuzey Kore), Hibetullah Ahundzade (Afganistan) vb. gibi liderler olduğunu düşününce insanın umudu daha da kırılıyor. Ve tabii ki bu idarecileri "seçen" ya da destekleyen insanlarla aynı dünyayı paylaşıyor olmamız bile kâbussu bir durumken, bir çıkış noktası bulmak oldukça zorlaşıyor.
İnanan ve her zaman şükreden insanlar için bile dünyadaki savaşlar, adaletsizlikler ve acılar karşısında tanrısal bir müdahalenin yokluğuna duyulan isyan ve şaşkınlık, bize "Tanrı firar mı etti?" sorusunu sorduruyor.
"Yazı amma kötümser oldu" diyebilirsiniz ama siz de farkındasınızdır; yukarıda kısa kısa yazdığım başlıklar buz dağının sadece görülen kısmı...
Umarım Tanrı firarda değildir, yalnızca tatile çıkmıştır.