
Çobanla kurt iyi arkadaşmış. Kurt çobana destek olur, köpekleri hizaya sokarmış. Köpekler de koyunları bir arada tutar, dağılmalarına, kaçmalarına, sorun çıkarmalarına engel olurmuş. Hepsi koyunların sırtından geçinir, etinden, sütünden, yününden yararlanır, güzel güzel geçinirmiş. Ama kurt yedikçe irileşmiş. Doymaz olmuş. Çoban da dağların efendisi olmayı çok sevmiş. Yediği önünde, yemediği ardında imiş. Canı ne isterse onu yapar, kimseye de hesap vermezmiş. Koyunları da pek otlatmaz olmuş. Ama koyunlar uysal zaten. Arada aç kalsalar n’olur!
Sayıları da çok. Çoban öyle mi? Çoban besili, güçlü olacak ki sürünün itibarı olsun.
Bir gün gürültücü ve çok susamış kuzuları dereye götürmesi gerekiyormuş. Tembel köpekler güneş altında yayılmış, oralı olmamışlar. Kurtlar da hep aç zaten. Çoban, kurda vermiş kuzuları.
Kurt takmış peşine kuzuları, dere yoluna düşmüş. Bir tane, iki tane değil. Yüzlerce kuzu. Kurt kendi ailesini çağırmış. Eşi gelmiş, çocukları gelmiş. Kardeşleri gelmiş. Kardeşlerinin çocukları gelmiş. Kuzuların bazılarını yolda yemişler. Bazılarını derede. Kuzuların acı çığlıklarına ana koyunlarla bazı bilge koçlar uyanmış. Çobanı da dinlemeyip dereye doğru yönelmiş. Ama köpekler böyle işler içinmiş zaten. Kuzulu koyunlar ağlarken, köpekler karşılarına dikilip sivri dişlerini göstermiş, hırlamış. Koçların boynuna dişlerini geçirmiş. Sürünün dereye inip kuzuları kurtarmalarına engel olmuşlar.
Kurt, neden sonra karnı tok, ağırlaşmış, keyifli, biraz da tüm gürültüden şaşkın, çobanın yanına dönmüş.
Çoban, koyunlara söylev veriyormuş.
Bugüne dek hiçbirinizi aç, susuz bırakmadım. Hepinizi korudum, kolladım. Bundan sonra da sizi korumaya devam edeceğim. Hepinizin hayatından ben sorumluyum. Kim size yanlış yaparsa karşısında beni bulur.
Koyunlar umutsuz, acılı, bitkinmiş. İtler hırlarken çobana yaklaşıp dert anlatmaları da olanaksızmış. Çünkü karnı şimdi tok ama sonra yine çok acıkacak olan kurtlar çobanın önüne etten duvar örmüşler. Ne olur ne olmaz, çobanı koyunlara yem edecek değiller. Çoban sayesinde her yedikleri yanlarına kâr kalıyor. Sürü koyun da olsa canları yandı; bakarsın çobana zarar verirler.
Çoban devam etmiş.
Size yanlış yapanları bulup cezalandırmak için yeni bir takım kurdum. Başına da kurdu getirdim. Hadi dağılın.
Çobanın yancısına, “Bu nasıl iş?” diye sormuşlar.
Yorum yok, diye omuz silkmış. Çevresi kalabalıkmış zaten; dağdan inip kasabaya yerleşmiş olan eşkıya başına selam yolluyormuş.
Çobanın değnekçisine sormuşlar, “Ne olacak?” diye.
Çobanımız en doğrusunu bilir, sürümüz hep bir arada kalacaktır. Bu dağlar, bu otlaklar var olsun, çobanımız başımızda olsun yeter, demiş.
Aç, yorgun, gözlerinin feri, yüreklerinin neşesi sönmüş koyunlar birbirlerine sokulup ağlamışlar.
Bu masal da burada bitmiş.