
Nihat Ziyalan, Türkçenin arı, açık, sevgi dolu sesi, Türk şiirinin yaşlanmayan, yorulmayan, bıkmayan, insana kıyamayan, zulme baş eğmeyen sevgi dolu sesi... 11 Ekim Pazar gecesi aramızdan ayrıldı. Başımız sağ olsun. 1999 yılında tanışmıştık. Bazı insanlar yaşamımızda büyük izler bırakır. Nihat abimin bıraktığı bir iz değildi. Apaçık bir yoldu. İnsanı seven, Türkçeyi, yalınlığı, açıklığı, duruluğu, bir yandan da derinliği seven şiir ve öykü yoluydu.
İyi şiiri, güzel öyküyü gözünden tanıyan abim.
Deliye deli, hırsıza hırsız, kirliye kirli diyebilen, sözüyle, özüyle devrimci abim.
İçinden çıktığı yoksulluğu tüm renkleri ile sevgisi ile kucaklayan, yaşadıklarını iyisi kötüsü ile görüp yüreğinden süzüp şiire dönüştürmek için yaşamış, hele şiirde hele öyküde kalabalığa, kuru gürültüye katlanamayan abim...
İnsanlarımızın yaşadığı zulmün, baskının acısını içinde duyumsayan, ne yapabilirim, nerede bir ezilen varsa, direnen varsa nasıl yanında olabilirim diye düşünen abim...
Dostlarına tutkuyla bağlıydın. Dostluğa, insana, insanlığa gönülden bağlıydın.
Şiirimiz sensiz yetim. Yazınımız sensiz eksik.
Keşke, ülkemizin aydınlığa çıktığına, hırlıdan hırsızdan, arsızdan arındığına tanık olsaydın. Baştacı edilen kötülükten arındığını, arınabileceğini görebilseydin.
Kötülükten geriye ders almak kalır. Unutmak, geçip gitmek kalır.
Güzel şiirden geriye ise insanın sonsuzluğu kalır.
Sonsuzlukta ışıklar içinde kahkahaların hep çınlayacak abim.
Özlemle...
Deniz kızın....