
Türk sanat müziğinde günümüzde 100’e yakın makam vardır. Ancak temel olarak 13 basit makam ve bunlardan türeyen bileşik makamlar bulunur. Basit makam olarak adlandırılan Çargâh, Buselik, Kürdî, Rast, Uşşak, Hüseynî ve Hicaz makamları en bilinen makamlar arasında sayılır. Bunlardan Hicaz ve Uşşak makamlarını çok severim. Hicaz makamının bir uzantısı olan Hicâzkâr makamı, en çok eser barındıran makamlardan biridir. Bazı bestekârlar bu makamı çok sık kullanmıştır. Bu eserlerin bir kısmı, bilhassa 1800’lü yıllarda bestelenmiştir.
1858 yılında Ortaköy’de dünyaya gelen Tateos Ekserciyan’ın babası Manokyan Efendi, Ortaköy Ermeni kilisesi musikişinaslarındandır. Tateos Efendi, ailesi tarafından küçük yaşta zanaat öğrenmesi için çok çaba gösterilmesine karşın önce Movses Papazyan’dan kanun, ardından Kör Şebüh’ten keman dersleri alır.
Daha sonra Andon ve Civan kardeşlerden, hatta Hanende Astik Ağa’dan usul dersleri aldığı bilinmektedir. Tateos Efendi, dönemin Galata’sındaki Pirinççi Gazinosu başta olmak üzere pek çok gazinode fasıllar yönetmiş bir bestekârdır. Dönemin ünlü şair ve bestekârlarıyla yakın dostluk kurduğu da bilinir. Ahmet Rasim, Şevki Bey, Kemençeci Vasilaki ve Tanburi Cemil Beylerle bir araya gelip meşk ettikleri söylenir. Hatta Cuma sonrası Gümrükçü Rahmi Bey’in Beylerbeyi’ndeki konağında toplanılarak meşk yapıldığına dair rivayetler de kayıtlardadır.
20 Temmuz 1891’de bestekâr Şevki Bey’in vefatı tüm dostlarını derin bir üzüntüye boğar. Recâizâde Mahmut Ekrem Bey’in Şevki Bey için kaleme aldığı birkaç dizeyi Rahmi Bey, bayati makamında besteler ve ortaya son derece dokunaklı bir eser çıkar: “Gül hazin sümbül perişan bâğ-ı zârın şevki yok, Derdnâk olmuş hezâr-ı nağmekârın şevki yok.”
Tateos Efendi yaşamı boyunca pek çok eser bestelemiş; ancak bunların tamamının günümüze ulaşmadığı bir gerçektir. Hasta olduğu günlerde Balıklı Rum Hastanesi’nde yapayalnız kalan Tateos Efendi’nin cenazesi, vefatının ardından yalnızca beş on kişiyle birlikte Ahmet Rasim Bey tarafından kaldırılır.
Tateos Efendi’nin Hicâzkâr makamında bestelediği bir eser vardır ki çok severim. Sözleri Nigar Osman Hanım’a ait olan bu güftenin hangi duygularla yazıldığını kestirmek güçtür. Nigar Osman Hanım’ın aslen Macar olduğu ve asıl adının “Nigar Binti Osman” olduğu bilinmektedir. Osmanlı’ya sığınan Macar asıllı Osman Paşa’nın kızıdır. Sözler şöyle dizilmiştir: “Mâni oluyor hâlimi takrire hicâbım, Üzme yetişir üzme firâkınla harâbım.”
Bir bakıma kendimi ifade etmekte zorlandığım günlerdeyim. Yaşadığımız düzen öylesine anlamsızlaşıyor ki böyle zamanlarda aklıma hep yazılı ilk kanunu çıkaran Sümer Kralı Urukagina gelir. MÖ 2375 yıllarında çıkardığı bu kanunlarla halkın haklarını korumuş; bilhassa rahiplerin halkın inançlarını istismar ederek yasa dışı davranmalarını engellemiştir. Tarihçiler, bu kanunlara uymayanlara çok ciddi yaptırımlar öngören Kral Urukagina’nın Sümerleri bu yasalarla yönettiğini belirtir.
Bir diğer kral olan Babil Kralı Hammurabi ise MÖ 1760 yıllarında çıkardığı kanunlarla ülkesini yönetmiştir. Hammurabi kanunları daha çok kısas esasına dayanan bir mantıkla hazırlanmıştır. Kral Urukagina’dan esinlenmiş olabileceğini düşünmekteyim. Her ikisi de dünyada bilinen ilk yazılı yasaları çıkaranlar arasında gösterilmektedir.
Bu günlerde ülkemde aklımla bağdaştıramadığım hukuki olaylar yaşanmaktadır. Cumhuriyetimizin kuruluşunda hazırlanan 1924 Anayasası’nın, Osmanlı döneminden gelen 1876 tarihli Kanun-i Esasî’yi örnek aldığı söylenir. Bugünkü Anayasamız ise 1980 yılında yüzde 91,37 oranında halk oyuyla kabul edilmiştir; hayır diyenlerin oranı yüzde 8,63’te kalmıştır. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz; ancak yürürlükte bir Anayasamız mevcuttur.
Yürürlükteki bu Anayasamızda Yüksek Seçim Kurulu, tüm seçimlerin kurallarını düzenleyen bir kurum olarak Madde 79’da açık ve seçik biçimde tanımlanmıştır. Mevcut Anayasamız bu kurumun kararlarının tartışmaya kapalı olduğunu belirtmektedir. Cumhurbaşkanı da mazbatasını bu kurumdan almaktadır. Adayların hukuki statüsünün kanuna uygunluğuna ilişkin kararları verme yetkisi de yalnızca bu kuruma aittir. Cumhurbaşkanı adayının yükseköğretim diplomasının başvuru belgelerinde yer alıp almadığına da bu kurum karar vermektedir.
Kanunda şu cümle son derece açıktır: “Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.” Siz bu cümleden ne anlıyorsunuz?
Aynı kanunda şu hüküm de yer almaktadır: “Seçim sürecince ve seçimden sonra seçimle ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.”
Peki bu cümlede anlaşılmayan bir husus var mı? O kadar açık ve net bir dille ifade edilmiştir ki bunu anlayamamak için zihinde ciddi bir eksiklik olması gerektiğini düşünmekteyim. Bu konuyla doğrudan ilişkili olduğuna inandığım bir husus daha bulunmaktadır. Belki tesadüftür; ancak Saray’ın okyanus ötesiyle görüşmesinin hemen ardından, 2023 yılında ana muhalefet partisinde gerçekleştirilen seçime ilişkin mahkemenin “mutlak butlan” kararı vermesini siz nasıl değerlendirirsiniz?
Böyle durumlarda aklıma hep Tateos Efendi ve onun besteleri gelir. Oturduğum yerde mırıldanmaya başlarım: “Mâni oluyor hâlimi takrire hicâbım, Üzme yetişir üzme firâkınla harâbım,” diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.