![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
BAKIŞ AÇISI
Geçtiğimiz cumartesi öğrencim Şevval Su Kuvvet, TEDx Bodrum College Youth ’26 sahnesinde bu senenin teması olan “Bakış Açısı” üzerine bir konuşma yaptı. Şevval, konuşmasına şu sarsıcı cümleyle başladı: “Bir çocuk 'sen yetersizsin' ile hiç kan akıtılmadan infaz edilirse, büyüdüğünde hayatının sonuna kadar onu esir alacak bir kontrata imza atacaktır. Kontratta bir cümle geriye kalmıştır: 'Ben yetersizim.'”Peki, on iki yaşında duyduğumuz bir cümle neden hayatımızın tüm kararlarını etkileyecek kadar güçlüydü? ![]() Nörobilim; on iki yaşlarında insan beyninin kullanılmayan yolları "sinaptik budama" ile elediğini söylüyor. Geriye ise sürekli tekrar ettiğimiz şeyler, o yaşlardaki en büyük korkularımız ve inandıklarımız kalıyor. Beyin bunu geçici bir fırtına olarak algılamaktansa; geride bıraktığı her şeyi alıp ömrümüzün sonuna kadar yürüyeceğimiz o "anı otobanını" oluşturuyor. Carl Gustav Jung’un, bilinçaltımızın bilince dönüşene kadar hayatımızı yönettiğini ve bizim buna kader dediğimizi belirtmesi de tam olarak bu yüzden. Harvard Üniversitesi psikoloji profesörü Ellen Langer’ın 1979 yılındaki Counterclockwise (Saat Yönünün Tersine) deneyi de zihniyet ve yaşlanma arasındaki bu çarpıcı bağı kanıtlıyor. Zihnimizi ve çevremizi geçmişteki genç bir zamana ayarlamak, fiziksel ve zihinsel yaşlanma belirtilerini gerçekten tersine çevirebiliyor. Deneyde 70'li yaşlarındaki sekiz erkek denek, New Hampshire'daki bir manastıra yerleştirilmiş. Ortam, 1959 yılına ait olacak şekilde tamamen baştan yaratılmış; dönemin müzikleri, dekorları, dergileri ve televizyon programları kullanılmış. Deneklerden o dönemde yaşıyorlarmış gibi davranmaları istenmiş ve geçmiş zaman kipi kullanarak şimdiki zamanı anmaları yasaklanmış. Sonuçta katılımcıların hafıza testlerindeki başarıları belirgin biçimde artmış; kavrama yetenekleri, el becerileri ve görme duyuları gelişmiş. Eklemlerdeki hareketlilik artmış, kamburlukları azalmış, yüzlerindeki kırışıklıklar hafiflemiş ve kasları güçlenmiş. Dışarıdan bakan kişiler de fotoğraflardaki deneklerin deney öncesine göre çok daha genç göründüğünü onaylamış. Bu çalışma; yaşlanmanın sadece biyolojik bir süreç değil, büyük ölçüde kabullenilmiş zihinsel bir durum olduğunu ortaya koyuyor. Şevval Su’nun da vurguladığı gibi: "Bizim bakış açımız sadece fikirlerimizi değil, fizyolojimizi de değiştirebilecek kadar güçlü." Konuşmanın devamında Japonların; kırılan seramikleri atmayıp altın, gümüş veya platin gibi değerli metallerle birleştirerek onarma sanatı olan Kintsugi felsefesine değindi. Onlar nesnenin kusurlarını kabul ediyor, altınla doldurarak o çatlakları belirginleştiriyorlar. Çünkü kusur dediğimiz şey aslında o nesnenin tarihidir ve onu dünya üzerindeki diğer tüm nesnelerden ayıran en güçlü özelliktir. “Sistem bize kusurlarımız olduğunu ve bunları gizlememiz gerektiğini öğretiyor,” diyerek gözlerimizi kapatıp bizi geriye götürdü Şevval; bize söylenen, bizde o en güçlü etkiyi yaratan ilk çocukluk cümlemize... O an, Vivet’in (Alevi) şiddetsiz iletişim derslerinde yaptığımız empati çalışmaları canlandı zihnimde. Sahnede sorduğu sorular hepimizi sorgulamaya itti: “Özgün ve otantik miyiz gerçekten? Özgürce karar aldığımı sandığımda gerçekten özgür müydüm, direksiyonda olan ben miydim? Büyümek daha kusursuz olmak değil, çocukken edindiğimiz yara bandını nazikçe sökebilmekmiş. Bakış açınızı değiştirmek için büyük devrimler beklemeyin; sizi buraya kadar getiren çocuğa teşekkür edip 'Bundan sonrasını ben devralıyorum' demekmiş büyümek.” Öğrencimle bir kez daha gurur duydum; kendine bakmaya cesaret ettiği o yerden kalbini ortaya koyarak bakış açılarımızı sorgulattığı için. Ardından sahneye, onuncu sınıftan beri öğrencim olan ve bu sene mezun olup Amerika'daki Fordham Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler ve hukuk okuyacak olan Ayşe Tuana Akıncı çıktı. Konuşmasına çok güzel sorularla başladı: “Eğer gerçekler her şeyi belirliyorsa, neden aynı gerçeklere, aynı olaya bakan insanlar bazen tamamen farklı sonuçlara ulaşabiliyor? Aynı olay, aynı gerçekler ama farklı sonuçlar..." Münazara maçlarında öğrendiği en çarpıcı şeyin; en doğru argümanın her zaman en güçlü argüman olmadığı gerçeği olduğunu paylaştı. İkna edici gösterilen doğru kabul ediliyordu. "Kimse yalan söylemiyordu, herkes inandığını söylüyordu; sadece hepimiz farklı bir koltukta oturuyorduk," diyerek hukuk ve münazara arasındaki benzerliklere dikkat çekti. Hukuk söz konusu olduğunda bazen sormamız gereken doğru sorunun “Ne oldu?” değil, “Bu olay nasıl görünüyor?” olması gerektiğini belirtti. İnandığımızın aksine adaletin en büyük düşmanının kötü niyet değil, bazen sadece dar bir bakış açısı olduğunu vurguladı. Adalet, gerçekleri anlamlandırmaktı. "Kimin hikayesini dinlediğimiz, farkında olmadığımız bakış açıları nelerdir, hangi ayrıntıları fark ediyoruz?" gibi sorular önemliydi. Adalet, tek bir bakışı doğrulamak değil; başka bakış açılarını da görebilmekti. Çünkü adalet, bakış açısını yok etmekle değil, onu genişletmekle başlardı. Ayşe Tuana, beni kelamıyla kalbimden yaraladı. "Kelam" kelimesinin kalpte açılan yara anlamına geldiğini o sabah öğrenmiştim. İnsanın kendinde neye inanıp neye emek verdiğinin önemine değinen bir diğer konuşmacı ise mentör Sibel Özdemir’di. Kendi babamın şu anki durumuna benzettiğim o "baba bakımı" dönemlerini ondan dinlemek benim için çok düşündürücü oldu. Hayatının tüm zorluklarına rağmen hangi bakış açısını seçeceğine karar verme noktasında, kendi yas sürecini anlatırken “Ben durmuştum,” dedikten sonra durmasındaki o boşluk çok duygulandırıcıydı. Yaşadığı nefessizliği, bir klarnet hikayesi üzerinden, durumu hiç dramatize etmeden anlattı. İnsanın hayatını değiştirmek için büyük kararlar almasının gerekmediğini söyledikten sonra derin bir nefes aldı. Anne ve babasının rüyasına geldiği bir gece klarnet çalmaya başladığını anlatırken yaptığı seçimi açıkladı. “Bazı insanlar yaralarına bakar, bazı insanlar hayata,” dedi. Acımızı açıya dönüştürmek için, açımızın değişmemesi durumunda acımızın da değişmeyeceğini hatırlattı. Hikayenizi nereden okuyorsunuz?
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
| Tüm Yazarlar |
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |