
Zulüm sistematik hale gelip toplumun dokusuna işlediğinde, insanlar artık adaletsizliği "hayatın gerçeği" veya "düzenin bir parçası" olarak görmeye başlarlar ve toplumda normaleşir. Bu noktadan sonra sergilenen her türlü insani duruş, bir sapma gibi algılanır. Yani, kötülük sıradanlaştığında, sağduyu ve vicdan artık "norm" olmaktan çıkar. Birine karşılıksız yardım etmek veya bir haksızlığa ses çıkarmak; korkaklık, saflık ya da düzene karşı bir tehdit olarak görülür ve buna algının kayması denir.
Zulüm üzerine kurulu sistemler, korkuyla beslenir. Merhamet ise korkuyu kıran bir güçtür. Bu yüzden, zalim bir düzende merhamet göstermek sadece ahlaki bir seçim değil, aynı zamanda politik bir başkaldırıya dönüşür. İşte bu yüzden "radikal" damgası yer; çünkü mevcut statükoyu temelinden sarsar ve merhamet "Tehlikeli" görülür.
İnsanlar uzun süre karanlıkta kaldıklarında, ışık gözlerini yakar. Merhamet de böyledir; bencilliğin ve acımasızlığın standart kabul edildiği bir toplumda, karşılıksız bir iyilikle karşılaşan insanlar şüpheye düşer: "Acaba bir çıkarı mı var?" veya "Neden bu kadar aykırı davranıyor?" diye sorarlar. İyiliğe yabancılaşmış toplumlarda bu kaçınılmazdır.
"Kötülüğün en büyük zaferi, iyi insanların hiçbir şey yapmaması değil; iyiliğin kendisinin bir 'anormallik' olarak görülmeye başlanmasıdır."
Bu söz, aslında bize bir ayna tutuyor. Eğer bugün nezaket, dürüstlük veya vicdan size "aşırı" ya da "imkansız" görünmeye başladıysa, içinde bulunduğumuz iklimin ne kadar sertleştiğini fark etmemiz gerekiyor. Merhameti ve vicdanı tekrar "normal" kılmak için büyük devrimlere değil, küçük-direnişlere ihtiyacımız var. Zulmün kanıksandığı bir yerde, en küçük insani eylem bile sistemdeki bir çatlaktır.
İşte bu "radikal" görünen merhameti günlük hayata indirmek için ilk akla gelen, hemen yapabileceğimiz somut adımlar çok önemli.
"Bana Dokunmayan Yılan" mantığını reddetmek. Zulüm, toplumun atomize olmasından (parçalanmasından) beslenir. Başkasının acısına bakmak ve "Bu benim meselem değil" demek yerine, o acıyı tanımak enpati kurmak en büyük adımdır. Yanınızda birine haksızlık yapıldığında (iş yerinde, otobüste, sokakta) sadece orada durmak ve "Bunu görüyorum, bu yanlış" demek bile o haksızlığın normalleşmesini engeller.
Önceliklerden biri de dili iyileştirmektir. Zulüm önce dilde başlar; ötekileştirici, aşağılayıcı ve sert bir dil şiddeti meşrulaştırır. Nefret söylemine katılmamak, bir grup insanı toptan suçlamamak ve nezaketi bir "zayıflık" değil, bir irade göstergesi olarak kullanmak.
Hiçbir geri dönüş beklemeden bir canlıya (bir hayvana, bir yabancıya, bir komşuya) yardım etmek. Merhametin radikal görünmesinin sebebi, her şeyi bir çıkar ilişkisine bağlama alışkanlığıdır. Küçük ve karşılıksız iyiliklerin sürekliliği bu ön yargıyı yıkmak için atılan ilk adımlar olacaktır. Bu, çevrenizdeki insanlara "Hala karşılıksız bir şeyler yapılabiliyor" mesajını vererek onlardaki kötülük beklentisi ve alışkanlığını kırar.
Acıyı yaşayanın yanında durmak, ona "Yalnız değilsin" hissini vermek merhametin en saf halidir. Zulmün en büyük silahı unutturmaktır. Haksızlıklara şahitlik etmek ve unutmamak yada unutturmamak… Mağdur edilmiş birinin elini tutmak, onun hikayesini dinlemek. Bazen sadece dinlemek bile en radikal iyileştirme yöntemidir.
İyilik ve sevgi bulaşıcıdır… Psikolojide "Moral Elevation" (Ahlaki Yükselme) denilen bir kavram vardır. İnsanlar, birinin gerçekten erdemli ve merhametli bir davranış sergilediğine şahit olduklarında, kendileri de iyilik yapmaya daha meyilli hale gelirler. Yani siz "radikal" bir merhamet gösterdiğinizde, aslında başkalarına da bu yolu açmış olursunuz.
***
Merhameti bir duygu olmaktan çıkarıp bir eyleme dönüştürmek, karanlık bir odada kibrit çakmak gibidir. Merhamet eylemi, sadece acımak değil, o acıyı dindirmek için sorumluluk almaktır. Zulmün sıradanlaştığı bir dünyada uygulayabileceğiniz, iyileştirici bazı merhamet eylemi modelleri şunlar olabilir:
Görünmeyeni Görme Eylemi (Farkındalık)Modern dünya, bazı insanları ve acıları "görünmez" kılar. Sokaktaki kağıt toplayıcısı, temizlik görevlisi ya da kalabalık içinde yalnız kalmış bir yaşlı... Onlarla göz teması kurmak, içten bir "kolay gelsin" demek veya isimlerini öğrenmek. Bu, karşıdaki kişiye "Sen bir nesne değil, bir insansın" mesajı verir. Bu, onur iadesidir.
"Adil Paylaşım" Eylemi (Fedakarlık)Merhamet, elimizdeki fazlalığı değil, bazen ihtiyacımız olanı bölüşmektir. Sadece para vermek değil; zamanını, bilgisini veya moralini paylaşmak. Birine iş ararken referans olmak, bir öğrenciye karşılıksız ders çalıştırmak veya yorgun birine sırasını vermek.
Savunmasız Olanın Sesi Olma (Adalet)Merhamet bazen sessiz kalmamaktır. Kendi çıkarlarımızı riske atarak başkasını korumaktır. Ofiste mobbinge uğrayan bir arkadaşının yanında durmak, okulda dışlanan bir çocuğu oyun grubuna dahil etmek ya da sokaktaki bir hayvana uygulanan şiddete müdahale etmek. Zalim karşısında dik durmak, mazlum için en büyük merhamet eylemidir.
Bağışlama Eylemi (İçsel Özgürlük)Bu, eylemlerin en zorudur. Haklı olduğunuz halde, öfkenin zincirini kırmak için bağışlamayı seçmek. Size hata yapmış ama pişman olmuş birine nefretle değil, ders verici bir şefkatle yaklaşmak. Bu, şiddet döngüsünü durduran en önemli belkide tek şeydir.
Merhamet eyleminin 3 altın kuralı vardır.
Gizlilik: Mümkünse sağ elin verdiğini sol el görmesin. Karşı tarafın onurunu korumak gerekir.
Süreklilik: Bir defalık değil, alışkanlık haline getirmek. Böylece iyilik normalleştirilir.
Ayrım gözetmemek: Sadece "bizden" olana değil, herkese. Amaç insanlık onurunu evrensel kılmakdır.
Unutmayın, merhamet bir zayıflık değil, ego üzerindeki en büyük zaferdir.