![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
Bugünün dünyasını şekillendiren, Batı tarihinin unutulan isyan yılı: 1911
Batı’nın birinci Dünya Savaşı'ndan hemen önceki yıllarını düşündüğümüzde, zihnimizde genellikle romantik bir tablo canlanır: Paris kafelerinde sanatçıların buluştuğu, yeni yeni teknolojik icatların hayatı kolaylaştırdığı, refah ve barışın hüküm sürdüğü zarif bir çağ. "Belle Époque" (Güzel Dönem) olarak adlandırılan bu tablo, dönemin burjuva seçkinleri için büyük ölçüde doğru olsa da, parıltılı yüzeyin hemen altında kaynayan devasa bir toplumsal volkanı gizler. Bu romantik yanılgıyı paramparça eden yıl ise 1911'dir.1911, dünyanın dört bir yanında sıradan insanların hayat pahalılığına, adaletsizliğe ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı ayağa kalktığı, küresel bir isyan dalgasına sahne oldu. Liverpool limanlarını susturan grevlerden, Paris pazar yerlerini ateşe veren öfkeli ev kadınlarına; Viyana'nın şık bulvarlarını inleten kitlesel yürüyüşlerden, New York'un dumanı tüten atölyelerinden yükselen adalet çığlıklarına kadar uzanan bu huzursuzluk, "Güzel Dönem"in aslında ne kadar kırılgan temeller üzerine kurulu olduğunu gösteriyordu. Bugün büyük ölçüde unutulmuş olan bu olaylar, sadece kaotik patlamalar değildi. Aksine, her biri günümüz dünyasını şaşırtıcı ve kalıcı yollarla şekillendiren değişimlerin tohumlarını attı. Bu olayların Birinci Dünya Savaşı'nın gölgesinde kalması, aslında modern sosyal devletin, tüketici haklarının ve iş güvenliğinin temellerinin atıldığı bu kritik anı görmemizi engeller. İşte tarihin bu tek ve çalkantılı yılından çıkarılacak, günümüzü anlamamızı sağlayan en etkili bazı gerçekler. 1911'deki isyanlar, ne İngiltere'ye ne de Fransa'ya özgü yerel sorunlardı. Aksine, tarihçilerin "Büyük Huzursuzluk" (The Great Unrest) olarak adlandırdığı uluslararası bir olguydu. Farklı ülkelerdeki işçiler ve tüketiciler, neredeyse aynı anda, benzer nedenlerle sokağa dökülüyordu. Bu küresel ölçeği anlamak için aynı yıl içinde yaşanan olaylara bakmak yeterlidir: - İngiltere'de Liverpool Genel Transport Grevi: Liman işçileri, denizciler ve demiryolu çalışanlarının katıldığı bu devasa grev, yaz boyunca Liverpool'un ticaretini tamamen felç etti. - Fransa'da "Vie Chère" (Hayat Pahalılığı) İsyanları: Başta ülkenin kuzeyinde olmak üzere, ev kadınları fahiş gıda fiyatlarına karşı pazar yerlerini ele geçirerek kendi adaletlerini sağladı. - Avusturya'da "Teuerungsrevolte" (Pahalılık İsyanı): Viyana'da 100.000'den fazla insan, artan gıda fiyatlarını protesto etmek için sokaklara döküldü ve orduyla karşı karşıya geldi. - ABD'de Toplumsal Ayaklanma: New York'ta yaşanan trajik Triangle Shirtwaist Fabrikası yangını ve ardından gelen kitlesel işçi hakları protestoları, ülkedeki sosyal gerilimi zirveye taşıdı. Bu eş zamanlı sosyal patlamalar tesadüf değildi; hepsi sanayileşmiş dünyada sermayenin yoğunlaşmasına, gıda tedarik zincirlerinin kırılganlığına ve emekçilerin siyasetteki temsil eksikliğine verilen ortak bir yanıttı. İlginç olan devrimin öncüleri sendikacılar değil, ev kadınları oldu. Fransa'daki "Vie Chère" isyanlarının en şaşırtıcı yönü, hareketin liderliğinin ve motor gücünün organize sendikalar ya da siyasi partiler değil, doğrudan ev kadınları olmasıydı. Bu kadınlar, dağınık ve öfkeli bir kalabalık değildi; aksine, son derece organize ve politik bilinci yüksek bir güçtü. Maubeuge kasabasında, liderleri Mme Lacroix'nın önderliğinde kendilerine "Amazones Maubeugeoises" (Maubeuge Amazonları) adını veren disiplinli bir grup kurmuşlardı. Yöntemleri ise şöyle sıralayabiliriz - Pazarlara askeri bir düzenle, altışarlı kollar halinde yürüyorlardı. Pazarlık ve halk fiyatlandırması gibi geleneksel protesto biçimlerini, kırmızı eşarplar gibi siyasi sembolizm ve askeri düzeni andıran yürüyüşler gibi modern kitle eylemi taktikleriyle birleştiriyorlardı. Somain kasabasındaki bir protestoda attıkları slogan, kararlılıklarını net bir şekilde özetliyordu. "Ya 30 sou'ya tereyağı ya da devrim!" Dönemin erkek egemen sendikal yapıları olan CGT (Genel Emek Konfederasyonu) ve Sosyalist Parti (SFIO) gibi örgütler, kadınların bu kendiliğinden gelişen ve son derece etkili eylemleri karşısında tamamen hazırlıksız yakalandılar. Ancak hareketin gücünü gördükten sonra, bu kadın liderliğindeki isyan dalgasına dahil olmaya çalıştılar. Fransa'da aynı anda iki karşı isyan yaşanıyordu: Biri daha ucuz gıda, diğeri daha pahalı şarap için! 1911 yılı, Fransa'da birbiriyle taban tabana zıt ekonomik hedeflere sahip iki büyük isyanın aynı anda yaşandığı inanılmaz bir paradoksa sahne oldu. - Bir yanda "Vie Chère" İsyanları vardı: Bunlar, ülkenin sanayileşmiş kuzey bölgelerinde yaşayan ev kadınlarının öncülük ettiği bir tüketici protestosuydu. Kuraklık ve hayvan hastalıkları nedeniyle fırlayan tereyağı, süt ve yumurta gibi temel gıda maddeleri için daha düşük fiyatlar talep ediyorlardı. - Diğer yanda Champagne İsyanları vardı: Bunlar ise Champagne bölgesindeki üzüm üreticilerinin (bağcılar) öncülük ettiği bir üretici protestosuydu. Büyük şarap evlerinin, bölge dışından getirdikleri ucuz ve sahte üzümleri "Champagne" olarak satmasına karşı çıkıyor, kendi yüksek değerli ürünlerinin korunmasını talep ediyorlardı. "Kahrolsun sahtekarlar!" (A bas les fraudeurs!) sloganıyla ayaklanan bağcılar, bölgeye sokulan ithal üzümleri kamyonlardan alıp Marne nehrine döküyorlardı. Bu iki hareket, her ikisi de kendi "ahlaki ekonomi" anlayışları için savaşıyordu. Bu anlayışa göre, ister yoksulun hayatta kalma hakkı ister üreticinin emeğinin karşılığı olsun, toplumsal adalet, serbest piyasanın soyut kurallarından daha öncelikliydi. Devletin yanıtı acımasızdı: Nehirlerde savaş gemileri, sokaklarda on binlerce asker "Güzel Dönem"in vals müziklerini, sokaklardaki asker postallarının ve isyancıların üzerine sıkılan mermilerin sesi bastırdı. Hem İngiltere hem de Fransa, hayat pahalılığı ve işçi hakları talep eden bu halk hareketlerini bastırmak için askeri güce başvurmaktan çekinmedi. - Liverpool'daki İngiliz Müdahalesi: Dönemin İçişleri Bakanı Winston Churchill, grevleri bastırmak için şehre 3.500 asker gönderdi. Bununla da yetinmeyip, bir savaş gemisi olan HMS Antrim'i Mersey nehrine demirleyerek gözdağı verdi. Askerlerin kalabalığın üzerine ateş açması sonucu John Sutcliffe ve Michael Prendergast adlı iki işçi hayatını kaybetti. Daha sonra yapılan soruşturmada bu ölümler "haklı meşru müdafaa" olarak kayıtlara geçti. - Fransa'daki Askeri Baskı: Fransız hükümeti, kuzeydeki gıda isyanlarını bastırmak için Maubeuge bölgesine 9.000 asker sevk etti. Champagne bölgesindeki bağcı isyanlarına karşı ise akıl almaz bir güçle karşılık vererek bölgeye tam 40.000 asker yığdı. Billy-Montigny'deki çatışmalarda Dieudonné Humbert adlı bir protestocu hayatını kaybetti. Bu rakamlar, "Belle Époque" seçkinlerinin, adil fiyat ve insanca yaşam talep eden sıradan insanlara karşı ordularını kullanmaktan ne kadar az imtina ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu kaotik isyanlar, bugünün dünyasını şekillendiren kurumları doğurdu Bu kaos, şiddet ve düzensizlikten, şaşırtıcı bir şekilde, günümüz dünyasının en kalıcı düzen ve koruma sistemlerinden bazıları doğdu. Tüm şiddete rağmen, 1911'in unutulmuş isyanları, günümüzde hala varlığını sürdüren somut, kalıcı ve genellikle olumlu miraslar bıraktı. - Coğrafi İşaretlemenin Doğuşu: Champagne İsyanları, Fransız hükümetini ürünlerin kökenini ve kalitesini korumak için harekete geçmeye zorladı. Bu çabalar, 1927'de, bugün tüm dünyada bir model olarak kullanılan Appellation d’Origine Contrôlée (AOC) sisteminin (Menşe ve Kalite Kontrolü) temelini attı. - Modern İş Güvenliği Yasaları: New York'ta 146 işçinin feci şekilde can verdiği Triangle Shirtwaist Fabrikası yangını sonrasında patlak veren protestolar, ABD'de çalışma koşullarını ve yangın güvenliği standartlarını kökten değiştiren kapsamlı yeni yasaların çıkarılmasına yol açtı. - Tüketici Kooperatifçiliğinin Güçlenmesi: "Vie Chère" isyanları, Fransız sosyalist ve sendikalist hareketlerini tüketici haklarını ciddiye almaya mecbur bıraktı. Bu süreç, 1912'de imzalanan ve ülkedeki dağınık tüketici kooperatiflerini tek bir çatı altında birleştirerek güçlendiren "Pacte d'unité" (Birlik Paktı) ile sonuçlandı. 1911, sadece yaklaşan dünya savaşının bir provası değil, kendi başına belirleyici bir yıldı. Dünyanın dört bir yanındaki sıradan insanların yerleşik düzene meydan okuduğu ve bu mücadeleleri sayesinde tüketici hakları, iş yeri güvenliği ve üretici koruması gibi alanlarda bugün dahi hayatımızı etkileyen kalıcı değişimler yarattığı bir anı temsil eder. Bu unutulmuş yıl, tarihin sadece büyük liderler veya büyük savaşlar tarafından değil, aynı zamanda pazardaki bir ev kadınının, limandaki bir işçinin veya tarlasındaki bir çiftçinin cesaretiyle de şekillendiğini bize hatırlatır.
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
| Tüm Yazarlar |
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |