
Uzun zamandır Londra'ya gitmiyordum. Geçtiğimiz hafta bir fuar ziyareti vesilesiyle Londra'ya gittim. Ne kadar zamandır gitmediğimi düşündüm. En azından 10 sene olmuş. Genelde her yurt dışı seyahatim dönüşünde, cebimde kalan ülke paralarını bir özel kutuya koyarım. Öyle metal paralar var ki elimde, değil tedavülden kalkması, ülke bile ortadan kalkmış. Yugoslavya'ya ait paralar bile var benim koleksiyonumda. Avusturya Şilini, İtalyan Lireti, Fransız Frangı, Alman Markı avuç dolusu metal paralar. Aralarında kâğıt paralar da var bu koleksiyonda.
Hatta Gorbaçov'un ilk iktidara geldiğinde perestroyka adı altında açılım peşinden Rusya'ya gitmiştim. O tarihlerde en büyük kâğıt banknot para 25 Ruble idi. O para bile var benim koleksiyonumda. Afrika ülkelerinin, Uzak Doğu ülkelerinin paraları da bu koleksiyonumda durur. Zaman zaman bunları çıkarır bakar seyreder, anılarımı tazelerim.
Londra'ya gitmeden evvel de bu koleksiyondaki paraları çıkarıp baktım. Birkaç 1 pound metal para, 50 pence sarı maden, hatta 1 pence bakır para ile 20 pound'luk kâğıt para vardı. Onları çıkarıp yanıma aldım. Aradan geçen 10 sene sonra bu paraların değeri var mı diye meraklanmıştım. Hani Avrupa ülkeleri bizim ülke ekonomimizi kıskanıyorlar ya, bir de ben yerinde tetkik edeyim dedim. Londra'ya bu defa Pegasus ile Stansted Havalimanı'na bilet aldım. İnanılmaz bir ücrete, ancak kısıtlı servis verilen bir şekilde seyahat edilmekte.
İngiltere'de yeni olan uygulama ile tren, metro, otobüs gibi toplu taşıma araçlarına binişlerde bilet yerine kredi kartınızın geçerli olduğunu izledim. Yani maliyeti düşürmek için bu tür kartlardan arınmışlar. Otele kadar olan mesafeyi tren ve metroyu kullanarak oldukça kısa bir zamanda kat ettim. Kısa bir zaman içinde fuar yerindeki toplantıya yetişmem gerekiyordu.
Londra'da yeni bir metro inşaatı bitirmişler. Fuar yeri olan ExCel Gümrük Yeri'nden Heathrow Havalimanı arasında olan yeni bir hat, mesafeyi neredeyse katlanarak kısaltmış, zamanı 1/3 kadar indirmiş. Bu hat ile toplantıya 1 saatte gideceğim mesafeyi 20 dakikada aştım.
Bir taksiye bindim. Gittiğim mesafede taksimetre 9.00 pound yazdı. Cebimde getirdiğim 20 pound kâğıt parayı uzattım. Şoförün gözleri fal taşı gibi açıldı. "Bu kâğıt para çok değerli, bunu vermek için kararlı mısın?" diye sormaz mı ve devam etti "Bu para çok değerli?" diyerek şaşıp kaldı. Elimde başka bir para olmadığından "Kredi kartı ile ödeyebilirim, ama istersen al bu parayı" dedim. Adam cüzdanını açtı, verdiğim 20 pound kâğıt parayı özenle cüzdanının özel bir yerine koydu, çıkardı bana 20 pound yeni paradan verdi. "Taksi ücretini almayacak mısın?" diye sordum. "Hayır" dedi, "Sen bana çok büyük bir değer verdin, senden para alamam." diyerek teşekkür etti.
Geldiğim mesafeyi 10 sene evvel gelmiş olsaydım, yine buna yakın bir ücret olurdu diye düşündüm. İngiltere'de enflasyon değerlerinin geçtiğimiz son 10 sene içinde piyasaları pek de etkilemediğini görmekteydim.
Hani bizi bazıları gibi gerçek dışı algı operasyonu ile inandırmaya uğraştıkları "Avrupa bizim büyümemizi kıskanıyor, refahımızı kıskanıyor" yalanı var ya, işte bu katmerli yalana benim yurdum insanı kanmakta. Neden mi? Yurdum insanı saf ve temizdir. Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalan "tek padişahın dediğine inanılır" kalıtımından henüz kurtulamamış bir Türk toplumu var elimizde.
Akşam yemeği için genelde gittiğim Çin Mahallesi'nde bir Çin lokantasına uğradım. Düşüncem Uzak Doğu'nun lezzetinde pişirilen Pekin ördeği tabağını tekrar tatmak. Mısır çorbası, yarım ördek tabağı ve haşlanmış pirinç ile donatılmış akşam yemeğimin faturasında, 10 sene içinde hemen hemen hiç artış olmamış.
İngiltere'de son 20 sene içinde yıllık enflasyon ortalama %2,84 değerini hiç aşmamış. Akıllarına geldikçe akaryakıta zam yapmamışlar. Trafik cezalarına akıllarına geldikçe zam yapmamışlar. Motorway dedikleri otoyolları mükemmel standartlarda tutmaktalar. Yeni yollar, yeni güzergâhlar tesis etmişler. Ülkede düzen hiç değişmemiş. İnsana saygı sınırsız. Yollarda yayalar için çizilmiş sarı çizgilere adımınızı atın, bütün trafik anında durmakta. Hiçbir araç trafik kurallarını hiçe saymamakta. Hukukun üstünlüğünü, adaletin var olduğunu görüyorsunuz. Devlet ortada olmasa da varlığını, bütün halkın kanun ve kurallara ne kadar saygılı davrandığında izlemektesiniz.
Dikkat ederseniz dünyada yurt içinde kanun ve adalete güven tesis edilmeyen ülkelerde gayrimenkul alımlarının tavan yaptığını görmekteyiz. Ülkemizde de aynı durumu görmekteyiz. Halk adalete ve hukuka güvenmediğinden, ihtiyaç fazlası konut yapıldığını biliyoruz. Devletin kayıtlarında 2025 yılı Eylül itibarıyla ihtiyaç fazlası 7,5 milyon konut bulunmakta. Her yıl bu değer artmakta ve 1,5 milyon konut eklenmekte. İngiltere'de ise yatırım olarak kimse konut satın almamakta, alsalar da 20-30 sene vadeli çok düşük faizle sadece ihtiyaç için mülk edinilmekte. Yıllık faiz, enflasyon değerini geçmemekte. Yani %2,84 üzerinde olmamakta. İşte bizi kıskanan ülkelerin başındaki İngiltere. Ülkemin %5'lik saraya yakın iş adamlarının birikimleri İngiltere'deki finans kurumlarına yatırılmakta.
Türkiye bu finans kurumlarından faizle borç para almakta. Müteahhitlerin yurt dışı birikim olarak İngiltere'de yatan parası, ülkem tarafından faizle borç olarak alınmakta. Bütçeden ödediğimiz 2,74 trilyon lira faiz, bu halkın belini kırmakta. Bir bakan çıkıp ortaya "Veriler gelir dağılımının iyileştiğini söylüyor, bütün yükü dar gelirli çekmekte diyorlar, bu algı operasyonu" demekte.
Sokağa bile çıkamayan ülke yönetimi, mutfaktaki yangını görmekten aciz. TÜİK verilerine bakıp ahkâm kesen bir maliyemiz var ki, kanımca gözlüklerinin camlarını değiştirmesi gerekir, hayatın gerçeğini bu kullandığı gözlükler göstermemekte, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.