
Her zaman dile getirmeye çalıştığım bir konu vardır: İnsanoğlu için tarih ve tarihteki olaylar ders niteliğindedir. Çok eskilere gitmenin fazla bir kıymeti yoktur çünkü o günlerin şartlarını analiz etmeden olaylara yorum yapmanın doğru olmadığını düşünmekteyim. Roma tarihinde bazı önemli kişiler ve olaylar vardır. Her ne kadar Roma İtalya'da olsa da, ta Mısır'a kadar bu coğrafyaya hükmetmiş bir imparatorluktur. Roma denince iki ismi hemen hatırlarız. Birincisi Jül Sezar'dır. MÖ 100 ile MÖ 44 yılları arasında yaşamış ve imparatorluğu yönetmiştir. Yaşam sürecinde güçlü bir asker profili çizmiştir.
Diğeri ise herkesin Roma İmparatorluğu'nda aklında kalan bir isim: Neron. Milattan sonra 37'de doğan Nero Claudius Caesar Augustus Germanicus, Julio-Claudian Hanedanı'nın son imparatoru olarak bilinir. Aslında o hanedandan gelen biri olmamakla beraber, amcası tarafından evlatlık edinilmiş bir taht varisidir. Zaten bu hanedanın son imparatorudur. 54-68 yılları arasında Roma tahtına oturan Neron, daha çok yeni gelişen Hristiyan halk ile uğraşmış, onların kırımı için arenada gösteriler düzenletmiştir. Bu arada kendi annesini de öldürttüğü bilinir. 64 yılında 19 Temmuz akşamı Roma'da yangın çıkar ve bir hafta Roma şehri yanar. Bazı tarihçiler yangının Neron tarafından çıkarıldığını söylemektedirler. Bunun doğru olup olmadığı yoruma açıktır. Ancak Neron'un insanları öldürtmesi hatta kendi annesini de öldürtmesi, akıllı bir insanın yapacağı iş olmasa gerek.

Tarihin içinde Osmanlı Devleti sürecine bakarsak Kösem Sultan'ın oğlu İbrahim, Osmanlı tarihinde ilginç bir yerde bulunur. Kösem Sultan, Yunan asıllı olup asıl adı Anastasya'dır. Osmanlı İmparatorluğu'nda güçlü bir kadın figürüdür. Sultan I. Ahmet'in hasekisi olarak bilinir. 1617'de I. Ahmet'in vefatından sonra Osmanlı tahtı için başlayan çekişmede boğdurulan şehzadelerin sonucunda, Kösem Sultan'ın marifetiyle Şehzade İbrahim tahta oturur. Aslında İbrahim'i koltuğa oturtup ülkeyi Kösem Sultan'ın yönettiğini söyler tarihçiler.
Sultan İbrahim'in akli dengesinin yerinde olduğunu tarihçiler içinde kimse iddia etmemekte. Hani dilim varmıyor ama, Sultan İbrahim 'Deli İbrahim' olarak tarih kitaplarına işlemiştir.
Yakın tarihe geldiğimizde Avusturya-Macaristan arasında bulunan Braunau am Inn şehrinde 1889 yılında doğan Adolf, Hitler ailesinin sahip olduğu 7 çocuğun en küçüğü ve en delisi olduğuna inanmaktayım. Aslında Hitler soyadı daha sonraları alınmış bir addır, ailenin ilk soyadı ise Schicklgruber'dir. Adolf, Almanya'da Alman ordusuna 'Hitler' soyadı ile kaydolmuştur. Verdiği hizmetlerden ötürü Demir Haç madalyası ile ödüllendirilmiş bir askerdir. 1919'da Alman İşçi Partisi'ne katılmış. Kısa zamanda DAP başına seçilen Hitler, 1923'te Münih'te başarısız bir darbe girişiminde bulunur ve 5 yıl hapis cezası alır. Mein Kampf, yani mücadelem adlı kitabını hapisteyken yazar. DAP başına geçen Adolf, 30 Ocak 1933'te Şansölye olarak Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg tarafından atandı. İşte bundan sonra dünyanın başına gelen bir felaket olarak nitelenir.
Hitler'le aynı zamanda İtalya'da idareyi ele alan Benito Mussolini, Çizme'nin mutlak hakimliğini eline alır. Kendisi 'Duce' unvanını taşır. Aslen gazeteci olan Mussolini, ülkede faşizmin kurucusu olarak bilinir. 1922 senelerinde İtalya Kralı III. Vittorio Emanuele tarafından başbakan olarak atanır. İşte bundan sonra tek adam rejimini ülkenin her yerine yerleştirir. Hitler ile aynı dönemlerde ülkelerini yöneten biri olarak bilinir. Nazi Almanyası ile Mihver Devletleri'ni oluşturur. II. Dünya Savaşı döneminde beraber hareket eden Mussolini'yi tarihçiler 'Deli Duce' olarak anarlar.
Daha yakın bir tarihe bakmakta yarar olduğu muhakkak. Ülkesini yönetirken ülke menfaatlerini düşünüyor gibi görünen pek çok ülke liderinin, aslında kendi çıkarları ve yakın çevrelerinin çıkarlarını gözettiğini görmekteyiz. İdare edenler tarafından bir polit yandaş grup teşkil edilir. Bu topluluk, geri kalan halkı yönetir. Polit kısmı toplumun %3-5'ini aşmaz. %95 halk ise fakirlik ve yoksulluk ile uğraşır. Yoksul halkın problemleri, polit kısmını fazla ilgilendirmez. Nede olsa yaşam, üst seviyedeki insanlar için önem taşır.
Bu her ülkede böyle olmaz diyebilmek çok isterdim. Ancak çoğunluğu cahil olan toplumlarda, bunu açık olarak görürsünüz. Polit büroda bulunanlar hakkında olumsuz bir durum hasıl olduğunda, hemen ülkenin gündemini değiştirirler. Halkın dikkatini bir başka yöne kaydırırlar. Günümüzde bunun misalini dolu dolu yaşamaktayız. Yalnız ülkemizde olan bir olay değil, başka ülkelerde de durum değişmemekte.
Bakınız Amerika'yı sarsan bir olay var günümüzde: Jeffrey Epstein dosyaları. Bu dosyaların konusu hakkında fazla bir malumat olmasa da, okuduklarımızdan anladığımız, Türkiye'ye kadar uzanan bir kirli çamaşır sepeti. İçinde neler var neler. Amerika başkanını çokça hırpalayacak bir durum. Hal böyleyken Amerika'nın İran'a karşı başlattığı harekat, İran yönetiminde rejim değiştirme operasyonu olarak görünse de, harekatın esas konusu, topluma Epstein dosyalarını unutturmak. Dikkatleri bir başka tarafa çekerek, konuyu soğutmak.
Böyle şeyleri ülkemde yaşamıyoruz dersek, fazla iyimserlik olur. Olmayan bir diploma konusu, günlerce gündemde sürmekte, hani varsa görelim, yoksa bunca senedir KHK lere atılan imzanın tartışılmasını dinlemek, ülkemin geleceği hakkında bizleri derin endişeye götürmekte, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.