
12 Mart’ta 149 liraya satılan çarliston biberin 24 Mart’ta 189 liraya fırlaması, masum bir “fiyat güncellemesi” veya mecburi ekonomik değişiklik değildir; bu, aleni, utanmaz ve sistematik bir talandır. Bu artış, doğanın döngülerinden veya beklenmedik arz-talep dengesizliklerinden kaynaklanmaz; bunun kaynağı, piyasayı kutsayan, insanı merkeze almayan, sadece kârı yücelten aktörlerdir. Artık mesele sadece bir sebzenin fiyatı değildir. Mesele, bu ülkenin halkının gözünün içine baka baka soyulmasıdır, yoksulluğunun ve temel ihtiyaçlar karşısındaki çaresizliğinin sistematik olarak istismar edilmesidir.

Kimse masal anlatmasın. “Maliyet arttı”, “nakliye pahalı”, “arz düştü” gibi klişeler, 12 gün içerisinde %27’lik bir fiyat artışını açıklayamaz. Bu, basit bir ekonomik gerçeklik değil; bu, fırsatçılıktır, örgütlü açgözlülüktür, denetimsizliğin yarattığı pervasızlıktır ve “nasıl olsa kimse hesap sormaz” rahatlığının yol açtığı bir suçtur. Bu düzenin adı kapitalizmdir ve bu düzen, krizden beslenir. Sen çocuğuna meyve alamazken, onların bilançosunda senin yokluğun “büyüme” olarak kaydedilir. Sen mutfağındaki yangınla uğraşırken, onlar kâr marjını artırmanın hesaplarını yapar. Çünkü bu sistemde ahlak yoktur, vicdan yoktur; yalnızca kâr vardır, yalnızca fiyat etiketleri vardır.
Üretici kazanamıyor. Tarlada alın teri döken çiftçi borç içinde kıvranıyor; ama ürün market rafına geldiğinde sihirli bir şekilde fiyatlar katlanıyor. Bu bir sihir değil; bu zincirleme soygundur. Aracıdan depocuya, lojistikten perakendeye uzanan bir vurgun hattıdır bu ve bu hattın sonunda kaybeden hep aynıdır: halk. Yani tüm bu sürecin sonunda kazanan küçük bir azınlıkken, kaybeden çoğunluk, en temel gıda maddelerine erişmeye çalışan halktır.
Daha da çirkini şu: Bu düzen sadece cebini değil, sesini de kontrol etmek istiyor. İçeride çalışanlar korkutuluyor, işten atılma tehdidiyle susturuluyor, etiketler, kodlar ve izler kapatılıyor. Neden? Çünkü gerçek görünürse, bu yağmanın üstündeki ince perde yırtılacak ve halkın tepkisi büyüyecektir. Gerçekler saklanıyor, fırsatçılar korunuyor, denetim mekanizmaları işlevsiz hale getiriliyor.
Peki nerede denetim? Nerede kamu otoritesi? Nerede halkı koruması gereken mekanizmalar? Eğer bir ülkede temel gıda maddeleri bu kadar kısa sürede bu kadar rahat ve yüksek oranlarla zamlanabiliyorsa, orada ya denetim yoktur ya da denetlenen halktır; çünkü fırsatçılık ve spekülasyon, denetimsiz bırakılan bir piyasanın kaçınılmaz sonucudur.
Yurtseverlik, nutuk atmak değildir. Yurtseverlik, bu ülkenin insanının sofrasına sahip çıkmaktır, çiftçinin alın terini savunmaktır, işçinin emeğini korumaktır, tüketicinin cebine uzanan eli kırmaktır. Eğer bir ülkede halkın en temel gıda maddesi bile spekülasyon konusu olabiliyorsa, bağımsızlıktan, adaletten, ekonomik özgürlükten söz etmek anlamsızdır. Bu, doğrudan halkın yaşamını hedef alan bir ekonomik şiddettir ve buna karşı durmak, sadece ekonomik değil aynı zamanda etik bir zorunluluktur.
Bugün çarliston biberdir, yarın ekmek olur. Bugün %27’lik artıştır, yarın %50 olabilir. Çünkü bu düzen doymak bilmez, sınır tanımaz ve sen sustukça büyür. Sistem, fırsatçılığı ve açgözlülüğü sürekli yeniden üretir; bu süreçte halk, temel ihtiyaçlar karşısında çaresiz bırakılırken, piyasayı yöneten küçük bir azınlık kârı maksimize eder.
Artık mesele şudur: Bu soyguna alışacak mıyız, yoksa hesap mı soracağız? Çünkü unutma—sofrana uzanan el, yarın hayatına uzanır. Gözlerini kapatmak, susturulmak ya da umursamamak, sadece bireysel bir kayıp değildir; bu, kolektif bir tehlike, sistematik bir baskı ve geleceğimizin gaspıdır. Artık tek seçenek, bilinçli tüketici olmak, halkın sesini yükseltmek ve bu fırsatçılığa dur demektir. Yoksa bu düzen, sınır tanımayan açgözlülüğüyle büyümeye devam edecektir ve her yeni gün, halkın sofrasına uzanan ellerin sayısı artacaktır.
Her lokma bir sınavdır, her fiyat artışı bir mesajdır ve her zam, halkın gözleri önünde işlenen sistematik bir zulmün göstergesidir. Bu zulme sessiz kalmak, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir ihmal olur. Dolayısıyla artık mesele, sadece çarliston biberin fiyatı değildir; mesele, ülkenin ekonomik adaleti, halkın temel ihtiyaçlarının güvence altına alınması ve sistemin açgözlü mantığının halkın sırtına yüklediği yükün farkında olmaktır.