![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
Roma Yıkım Tabakası Altında Bulunan Mikve, Kudüs’te Dini Pratik, Mekansal Hafıza ve Arkeolojik Tanıklık
Batı Duvar Meydanı’nın alt katmanlarında ortaya çıkarılan mikve (ritüel arınma havuzu), yalnızca Geç İkinci Tapınak Dönemi’nin gündelik dindarlığını temsil eden bir yapı olmaktan öte, M.S. 70 yılı Roma kuşatmasının yıkıcı sonuçlarına ilişkin somut ve doğrudan bir arkeolojik veri seti sunmaktadır. Yapının, küllerle, kırık seramik parçalarıyla, taş kaplarla ve yıkım tabakasıyla birlikte korunmuş biçimde ele geçmiş olması, keşfi hem ritüel mimarlık hem de travmatik kent hafızası açısından özgün kılmaktadır.Mikvenin ölçüleri, basamak düzeni ve suya iniş geometrisi, dönemin arınma pratiklerine dair bilinen tipolojiyle uyumludur. Bununla birlikte, yapının kullanımının ani bir kesintiyle sona erdiği, üzerine çöken yanık ve yıkım dolgusu sayesinde açık biçimde izlenebilmektedir. Bu özellik, mimariyi yalnızca bir ibadet altyapısı olarak değil, tarihsel bir kırılma anının stratigrafik kaydı olarak da değerlendirmeyi mümkün kılar. Kazı sırasında ele geçen taş kaplar, ritüel saflık normlarına yönelik hassasiyetin maddi kültürdeki karşılığını göstermekte, Roma dönemine tarihlenebilen buluntular ise, mikvenin yıkım esnasında işlevini sürdürmekte olan bir kentsel ve toplumsal çevreye ait olduğunu düşündürmektedir. Böylece söz konusu yapı, dini pratik ile politik askeri şiddet arasındaki eşzamanlı kesişim noktasını temsil eden bir kanıt niteliği kazanır. Bu keşif, Kudüs’te kutsal mekan ve gündelik yaşam ilişkisini yeniden düşünmeye imkan tanır. Mikve, yalnızca bireysel arınma ritüeline hizmet eden işlevsel bir unsur değil, aynı zamanda topluluk kimliğinin, kutsal alanla kurulan ontolojik bağın ve kolektif belleğin mekansal taşıyıcısıdır. Yıkım tabakası altında muhafaza edilmiş olması, bu mekanı yerleşim sürekliliğinin değil, kopuşun ve travmatik tarihin arkeolojik belgesi haline getirir. Batı Duvar altındaki mikve, İkinci Tapınak Dönemi’nin ritüel topografyasına yeni bir katman eklemekle kalmamakta, aynı zamanda yıkım, bellek ve dini pratik arasındaki ilişkinin maddi kültür üzerinden disiplinlerarası olarak incelenmesine güçlü bir katkı sunmaktadır. Bu buluntu, Kudüs arkeolojisinin yalnızca kutsal bir kentin tarihini değil, yıkım karşısında direnen kültürel ve sembolik sürekliliği de belgeleme kapasitesini gözler önüne sermektedir. Bu bulgunun bilimsel değeri yalnızca stratigrafik kanıtlarla sınırlı değildir. Mikvenin bulunduğu bağlam, dini ritüelin savaş koşullarında dahi devam ettiğine işaret eder. Arkeologlar, yapının kullanımının ani bir kesintiyle sonlandığını, bunun da Roma kuşatmasının kent yaşamını ne denli beklenmedik ve yıkıcı biçimde parçaladığını gösterdiğini vurgulamaktadır. Küllerle dolu basamaklar, sanki yarım kalmış bir ibadetin sessiz hatırasıdır, ritüel suya hiç ulaşamamış adımların yankısı hala taşların arasında dolaşmaktadır. Kazı ekibi tarafından belgelenen madeni para ve seramik parçaları, mikvenin yıkım anına kadar aktif biçimde kullanılan bir kamusal dini mekan olduğunu göstermektedir. Bu durum, arkeolojik bağlamı yalnızca maddi kültür üzerinden değil, insani deneyim üzerinden de anlamlandırmamıza imkan tanır. Bu mekan, gündelik hayat ile kutsal pratik arasındaki eşik noktasında durmakta, yıkımın insani boyutunu bilimsel gözle görünür kılmaktadır. Bu keşif aynı zamanda kentsel hafızanın sürekliliği ve katmanlılığı açısından da önemli bir örnek teşkil eder. Yüzyıllar boyunca yeni yapılar, eski duvarların ve ritüel mekanların üzerine inşa edildi, fakat hiçbir şey tamamen kaybolmadı. Zaman, bu yapıyı toprağın altına gömmekle yetindi, onu silmedi. Bugün ortaya çıkarılan mikve, geçmiş ile bugün arasında kurulan sessiz bir köprü niteliğindedir. Bu bağlamda mikve, yalnızca bir arkeolojik kalıntı değil, kolektif hafızanın maddi bir tezahürü olarak değerlendirilebilir. Onu çevreleyen kül tabakası, tarihsel bir felaketin izini korurken, taş basamakları, yıkımın ötesinde bile devam eden kültürel sürekliliğin ifadesi haline gelir. Bu yapı, bir medeniyetin yalnızca yıkıldığını değil, aynı zamanda hatırlandığını ve yeniden anlamlandırıldığını kanıtlar. Bugün, Batı Duvarı’nın altında sessizce duran bu mikve, tarihe bakan herkes için güçlü bir çağrıdır. Kayıp olanın izi vardır. Sessizlik konuşur. Taşlar hatırlar. Ve insanlık, acının ardından bile ritüelini, inancını ve anlam arayışını sürdürür. İşte bu yüzden, bu keşif yalnızca arkeoloji literatürüne yeni bir kayıt eklemekle kalmaz, aynı zamanda insanın zamana, yıkıma ve unutulmaya karşı verdiği varoluşsal mücadelenin sembolik bir belgesi olarak tarih içinde yerini alır. Kaynakça 1. Milligan, M. Ancient purification bath found beneath Western Wall Plaza. HeritageDaily – Archaeology News. Mikvenin Roma’nın Kudüs Kuşatması’ndan kalan küller altında bulunduğunu ve ritüel arınma pratiği bağlamında değerlendirildiğini bildirir. HeritageDaily - Archaeology News
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
| Tüm Yazarlar |
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |