
Kudüs’te gün batarken, şehrin eski taş döşeli sokakları bir başka akşamı daha karşıladı, ancak o akşam farklıydı. Taşların gölgesinde ruhlar da bir başka ağır yürüyordu. Binlerce Haredi genç, kadın, adam T-nrı’dan gelen bir sesi dinleyerek değil, kendi kalplerinden yükselen bir çığlıkla sokağa çıkmıştı. Gelen çağrıya göre yaşamak, kendi kutsal yolunu korumak. Fakat hiçbir kalp, hiçbir inanç, bir çocuğun gözlerinin içine bakılan o son anda söylenebilecek herhangi bir söz kadar derin olamazdı. Esef ki, bu kalplerin ortasında 14 yaşındaki Yosef Eisenthal’ın hayatı ansızın söndü. O artık sadece bir rakam değil, arzularla dolu bir evladın adı oldu.

O akşam, Bar-Ilan ve Yirmiyahu’nun kesiştiği sokaklarda insan kalabalığı adeta bir nehir gibi akıyordu. Gençlerin çoğu yürüyordu, sesleri titrek ama inançlıydı. Bir protesto değil, Hahamların, büyüklerin sesini duydukları değerlerin savunusu olarak görüyorlardı bu kalabalığı. Sokak bir savaşa değil, ama huzurun korunması için bir araya gelenlerin izdihamına dönüşmüştü.
Bir otobüs geldi oraya, sıradan bir ulaşım aracı, günlük hayatın bir parçası. Fakat o akşam bu otobüs bir trajediye dönüştü. Videolarda, otobüsün etrafının protestocular tarafından çevrildiği, gençlerin yolu kapattığı, zaman zaman araç sürücüsünün çaresizce geri gitmeye çalıştığı görülüyor. Bir grubun öfkesi, “öteki” gördüğü kişiye tepki olarak yükseliyordu, başka bir grup da sadece kardeşinin güvenliğini istiyordu. Bir anda kaos sardı ortalığı.
Yosef ve diğer gençler, o akşam T-nrı’dan gelen bir sesle değil, hem korkunun hem de inancın karmaşasıyla yürüdüler. Ve sonra… bir çocuğun ayaklarının altında yer, metalin soğuk yüzü, gürültünün insan çığlığına dönüşmesi ve yorulan kalbin son kez durması. Çocuk, otobüsün altında sürüklendi, metresi yüzlerce metre boyunca … Bir nefes nasıl sessizce biter? Aramızda sadece bir an. Eller uzanır, ama zaman durmaz.
Yosef’in babasının, Haham Shmuel Eisenthal’ın yüzünde ne gibi bir iç sızısı vardı, kim bilebilir? Oğlu Ohel Torah Yeşivasında çalışkan bir talebeydi, hayatı Kutsal Kitap’la, dua ve derslerle dolu bir geleceğe hazırlanıyordu. Hayaller, dualar ruhlarımıza yerleşir, bedene değil, onlara. Ve şimdi yalnızca gölgemizde yaşar oldu o hayaller.
Dini Düşünce ile Yansıma: Pikuah Nefeş ve İnsanlık
Tora’da pikuah nefeş (canın korunması) en temel ilkelerden biridir. Bir canı kurtarmak, bütün bir dünyanın kurtarılması gibidir der Rabbani öğreti. Peki nasıl oldu da bir can, inanç ve zorlukların ortasında böyle bir trafikte kayboldu? Düşünmek, vicdanımızı yüzeye çıkarmak zorundayız. Bir kalabalık ne kadar haklı olursa olsun, sokakta yürüyen bir çocuğun yaşam hakkını korumak ,her dini gelenekte kutsal sayılır.
Hasidik öğreti, sevgiyi ve merhameti kalpte taşır. Bu öğreti, insanlara sadece kendi inançlarını değil, aynı zamanda birbirlerini korumayı da emreder. Ne var ki yaşanan karışıklıkta, hem göstericiler hem de araç sürücüsü için bir güvenlik boşluğu oluştu, polis yoktu, düzen yoktu, iletişim eksikliği vardı. O genç, korkunun ortasında orada kaldı. Bu, sadece bir protesto değil, aynı zamanda bir sorumluluk sınavıdır. Bir kardeşimizin yaşamına sahip çıkmak, inancı savunmaktan daha büyük bir sorumluluktur.
Toplumsal ve Ruhani Muhasebe
Olayın ardından siyasi liderlerin açıklamaları geldi; Netanyahu “yaşamın kutsallığı”ndan söz etti ve olayın soruşturulacağını belirtti. Devlet mekanizmaları, suçlamalar, sorgular başladı. Fakat bunlar bir canı geri getirmez. Siyaset ve hukuk elbette önemlidir, fakat vicdanlar, insanlığın ağırlığını taşır. Bir topluluk içinde yaşar her birey, ama kimse, bir gencin yaşam hakkını ikinci planda bırakma lüksüne sahip değildir.
Sonuç olarak, Yosef’in ölümü bir trajedidir, Hasidik ve Yahudi öğreti ile de ele alındığında, her kutsal metinde vurgulanan şey insanın değeridir. Bu dünyada her nefes, bir armağan, her can, sonsuz bir anlam taşır.
Ey Rabbimiz,
Yosef’in ruhunu merhametinle sarmala.
Kaybolan bağışıklığın değil, insanlığın bayrağını
yücelten topluluklara ilham ver.
Adaletin, merhametin ve sevginin izinde yürüyelim.
Amen