
Sizde de benim gibi, kimi olayları duyduğunuzda nefretle beraber bir çaresizlik duygusu oluştuğunu düşünürüm. Günümüzde kullanılan paranın ne zaman, nerede ve nasıl ortaya çıktığı üzerine bir düşünce geldi aklıma. Hani para olmadığı zaman mal ve hizmete ne ödenirdi, siz de düşünmüşsünüzdür. Para kullanıma girmeden önce mutlaka para yerine geçen bir madde vardı. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde gezerken gözüme tuğla üzerine çivi yazısıyla yazılmış ticari mektuplar takılmıştı. Bu mektupları mutlaka arkeologlar incelemiş ve içeriklerini çözmüşlerdir. Bunların bazılarının yanında hangi konulara ilişkin oldukları da yazmaktaydı.

Hafızam beni yanıltmıyorsa bu mektuplar daha çok ticari konuları içermekteydi. Bu tercümelerin içinde parasal bir husus olduğunu hatırlamıyorum. Belki o zaman ‘para’ kelimesi toplumun ahlakını henüz bozmamıştı. Para yerine ne kullanıldığını bilmiyorum ama mutlaka bir çeşit ticaret yapılıyordu bu coğrafyada. Başka nasıl olurdu diye siz de düşünmüşsünüzdür. Belki bir başka tür ticaret, yani takas usulüyle ticaret yapıldığına inanıyorum. Bazı kaynaklar paradan önce değerli taşlar, deniz kabukları, değerli boncuklar ve kıymetli taşların para yerine kullanıldığını yazmaktadır.
Önemli bir bilgi: Anadolu’da yaşayan ve bizim EGE bölgesi diye adlandırdığımız, Menderes nehrinin kuzeyinden Bergama’ya kadar uzanan ve doğuda Uşak’a kadar gelen üçgen bir bölgede LİDYA’lılar yaşamıştır. Lidyalılar MÖ 1200 ile 546 yılları arasında bu bölgede hüküm sürmüşlerdir. LİDYA Krallığı’nın başkentinin SARDES olduğu bilinir. Salihli ile Turgutlu arasında bulunan SART olarak da bilinen bu antik kent, krallığın merkeziydi. Salihli’den İzmir’e doğru gidiş yönünde 10 kilometre mesafededir.
Şehrin güneybatısında yaklaşık 3 kilometre uzaklıkta, yüksek bir tepede şehir kalesi bulunur. Kalenin duvarları 15 metre yükseklikte inşa edilmiştir. Bu şehrin en önemli yapısının ise KÜTÜPHANE olduğu arkeologlar tarafından söylenir. SARDİS Kütüphanesi’nin, Ege bölgesinde bulunan diğer antik kentlerdeki kütüphanelerden çok daha büyük olduğu belirtilmektedir. Yıl MÖ 1200 ve ilme, eğitime verilen değere bakınız: şehrin en büyük yapısı saraydan daha büyük bir kütüphane binasıdır.
Uzun süre bu antik kentin güneyindeki dağlarda turuncu kuvars taşı çıkarılmıştır. Kimi yerde para yerine geçtiği ve bazı Batı dillerinde kuvars kelimesi yerine ‘SARD’ kelimesinin kullanılmasının bu nedenle yaygınlaştığı bilinir. Hâlâ bu kıymetli taş aynı yörede çıkarılmaktadır.
Paranın ilk icat edildiği yer olarak bilinen SARDİS kentinde, hangi tarihte ilk basımın yapıldığı kesin olmasa da yaklaşık MÖ 7. yüzyıldan itibaren kullanıldığı bilinmektedir. Bulunan Lidya paralarının üzerinde tarih olmadığından yaş tespitleri karbon testiyle yapılmıştır. Sonuçlar MÖ 7. yüzyıla uzanmaktadır. Şu bir gerçektir ki ilk parayı bulan ve kullanan LİDYA Krallığı’dır. Isıtılmış gümüş madeninin darp edilmesiyle oluşturulan cisme para denmiştir.
Daha sonra altın madeninden darbedilen altın paralar kullanılmıştır. Aslında LİDYA olarak tanımladığımız bu medeniyetin köklerinin doğudan gelen bir kavme dayandığı bilinmektedir. Hitit ve Friglerin egemenliği altında yaşadıkları da söylenmektedir. Ancak bugün bilinen gerçek şudur ki, iki ana deprem kuşağı üzerinde bulunan Anadolu’da medeniyetler büyük depremlerle yok olmuştur.
Parayı yalnızca Lidyalılar değil, Lidyalılardan sonra Anadolu’da yaşamış bütün medeniyetler de basmıştır. Bu gerçekleri, çeşitli dönemlere ait mezarlardan öğrenmekteyiz. Romalılar, Makedonyalılar, Bizanslılar hatta MÖ 551 yılında Lidya’yı ele geçiren Persler tarafından DAREIKOS adıyla altın para bastırılmıştır. Anadolu’da yaklaşık 200 yıl hüküm süren PERS egemenliği Makedonyalılar tarafından sona erdirilmiştir.
Tüm bu medeniyetler Anadolu’da yaşadıkları süre boyunca para basmışlardır. Doğru, Roma İmparatorluğu olarak bilinen BİZANS’ta da para basılmış ve kullanılmıştır. Dönem imparatorları kendi baş figürlerini altın ve gümüş paralar üzerine darbettirmiştir. Bizans döneminde yalnızca altın ‘Solidi’ ve ‘Hiperpira’ değil, gümüş ‘Stavrata’, bronz ve hatta bakır madeni paraların da kullanıldığı bilinmektedir. Sadece ‘Konstantinopolis’te değil, imparatorluğun bazı şehirlerinde de darphaneler bulunuyordu. Bunlardan en önemlisi Trabzon’da kurulmuş Bizans darphanesiydi.
Osmanlı Devleti Bizans’ı ele geçirince bütün bu darphaneler Osmanlı için para basmaya devam etmiştir. Trabzon’da bulunan darphane, Bizans madeni parasını İstanbul’un fethinden sonra da basmaya devam etmiştir. Pontus Krallığı sona erince darphane bir süre faaliyetine ara vermiştir.
Osmanlı’da para birimi ‘sikke’ olarak bilinir. İlk sikkeler gümüşten yapıldığından parlak açık beyaz renkteydi ve bu nedenle ‘AKÇE’ olarak tanımlanmıştır. Uzun yıllar bu adla anılmıştır.
Hep madeni paradan bahsettik ama dünyada kâğıt paradan önce Çinliler MS 118 yılında deri para üretmiştir. Kâğıt para ise MS 806 yılında yine Çinliler tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bugüne kadar çeşitli yerlerde farklı para birimleri ve biçimleri kullanılmıştır.
Tarihin en sıra dışı liderlerinden Korsikalı Napolyon Bonapart’a bir savaşın kazanılması için gerekli olan üç şey nedir diye sorulduğunda “PARA, PARA, PARA” diye cevap verdiği rivayet olunur. Bugün acı bir gerçek vardır: herhangi bir mücadelede, herhangi bir savaşta hatta hayatta kalmak adına gerekli olan üç şeyin PARA, PARA, PARA olduğu muhakkaktır.
Bir insanın şahsiyetinin bile bu üç gereçle satın alınabdiği bir dünyada yaşamaktayız. İnançlarını, bağlı olduğu manevi değerleri, güvendiği bir siyasal partiyi, ikbal için inançlarını parayla bile satın alabilirsiniz. Hatta bir insanın bütün ahlaki değerlerini bile para ile satın almanız mümkündür; yeter ki ederini bilesiniz.
Her şeyin bir bedeli vardır: verirsiniz parasını, insanların savunduğu fazileti bile satın alabilir, ilkelerini değiştirip başkasının ideallerini savunmaya ve onların bayraklarını sallamaya başladıklarına şahit olursunuz. ‘PARA’, insanların inandığı değerleri bir çırpıda bir kenara koyduğu bir gerçekliktir; para için dinini bile değiştirir insanoğlu, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.