![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
|
SİYASİ AHLAK
Atatürk’ün 1937 yılında söylediği bir söz vardır: “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda iyi ahlaklısını severim.” Buradaki en önemli vurgu iyi ahlaklı olmaktır. Ahlak ya da dürüstlük kavramlarının günümüz insanları tarafından nasıl anlaşılıp nasıl ifade edildiğini düşünmekteyim. Ahlak veya etik, parayla satın alınacak bir eşya olmamalıdır. Herkes için doğru olan sizin için de doğru olmalıdır; aksini düşünmek bile istemem. Her alanda etik değerler vardır; ahlak bir ölçüttür, bizzat utanma duygusu taşıyanlarda oluşan bir karakter yapısıdır da diyebiliriz. Bu konunun bilhassa siyasetçiler tarafından gereği gibi anlaşılmadığı bir gerçektir. Bu nedenle “Siyasi Ahlak Yasası” meselesi bir süredir mecliste rahatsızlık yaratmaktadır. ...Devamı.»SEFİLLER
Kütüphane kültürüyle yatılı ortaokula başladığımda Talas’ta tanışmıştım. Önce hikâye kitaplarına, ardından romanlara dadanmış; hatta “The Glorious Quran” adıyla çevrilmiş mukaddes kitabımız Kuran’ın İngilizcesini de bu kütüphanede okumuştum. 26 Şubat 1802’de dünyaya gelen Victor Marie Hugo, Fransa’da edebiyat akımının değerli isimlerinden biridir. Şiirleri, romanları ve hikâyeleriyle döneminin önde gelen edebiyatçıları arasında anılır; yalnızca Fransa’da değil, dünya edebiyat tarihinin de önemli bir ismidir Victor Hugo. Yazdığı pek çok kitap arasında “Sefiller” ve “Notre Dame’ın Kamburu” olarak bildiğimiz “Les Misérables” ile “The Hunchback of Notre-Dame” dünya klasikleri arasında başyapıt olarak yerini korumaktadır. Bu kitaplardan ilk okuduğum “Sefiller” olmuştu ve çok etkilenmiştim. ...Devamı.»SATICININ ÖLÜMÜ
Çocukken okuduğumuz kitapların kelimesi kelimesine insanın aklında nasıl kaldığını hep düşünmüşümdür. Amerikan edebiyatında yazarların pek çok konuyu hiç çekinmeden toplumun önüne serdiğini biliriz. Gazetelerde yayımlanan makalelerde yazarların yönetimi ağır biçimde eleştirmesine bugün hâlâ tanık olmaktayız. Pek çok konuda hukuk önünde herkes eşittir; hatta Amerika’nın başkanları bile halkın temsilcileri huzurunda hesap vermektedir. ...Devamı.»BİR HİCÂZKÂR HİKÂYE
Türk sanat müziğinde günümüzde 100’e yakın makam vardır. Ancak temel olarak 13 basit makam ve bunlardan türeyen bileşik makamlar bulunur. Basit makam olarak adlandırılan Çargâh, Buselik, Kürdî, Rast, Uşşak, Hüseynî ve Hicaz makamları en bilinen makamlar arasında sayılır. Bunlardan Hicaz ve Uşşak makamlarını çok severim. Hicaz makamının bir uzantısı olan Hicâzkâr makamı, en çok eser barındıran makamlardan biridir. Bazı bestekârlar bu makamı çok sık kullanmıştır. Bu eserlerin bir kısmı, bilhassa 1800’lü yıllarda bestelenmiştir. ...Devamı.»ADİL...
Aylardır Hz. Ömer’i hatırlamadığım bir gün geçmemektedir. Üzerine pek çok hikâye yazılmış bir şahsiyettir. Derler ki Hz. Ömer adaleti anlayışını Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinden almıştır. İlahi emirleri mutlak üstün tutması, devlet malını korumadaki titizliği, sorumluluk duygusu ve bilhassa adaletli davranışıyla nam salmış olan Hz. Ömer’in İslam hukukunun temel taşlarından biri olduğuna inanırım. Hak ile batılı birbirinden ayırt etmesi nedeniyle kendisine “Faruk” lakabının verildiği söylenir. ...Devamı.»SUÇLU KİM
Dikkat ediyor musunuz; ülkemizde her gün haberlerde, ekrana taşınan adli olaylarda tutuklanan onlarca insanın haberini dinlemekteyiz. Bu konu ilgimi çekti, araştırmak istedim. Bir zamanlar Sincan’da tutuklu insanları ziyaret etmiştim. Yaşam koşullarını gördükten sonra eve dönerken insanlığımdan utandım; yol boyunca ağlamaktan kendimi alamadım. Bu nedenle insan, suç işleyip mahkûm olsa da tutuklu olarak yaşam koşullarının bir insana yakışır biçimde olması gerektiğini düşünmekteyim. İnsanlık hâli, bir şeytana uyup suç işlemeye sürükleyebilir; ancak tutukevinde bile bir insana yaraşır koşullarda cezasını çekmesi gerekir. ...Devamı.»TEDRİSAT İÇİN STK
Cumhuriyetimizin kazanımlarını burada sıralamaya hiç niyetim yok bugün. Çünkü öyle kazanımlar elde ettik ki genç Cumhuriyetimizin en büyük hazinesi bu kazanımlardır. Mustafa Kemal harp okulundan mezun olup teğmen çıktıktan sonra, muhtemelen bazı devletlerin Osmanlı Devleti’ne tavsiyesiyle, İstanbul’un dışında tutulmaya çalışılmıştır. Önce Şam’a Askeri Ataşe olarak gönderilir. ...Devamı.»AKLİ MELEKE
Şuna kesinlikle inanırım ki bu yazıyı okuyan her yurdum insanı en az bir kitap okumuştur. Eğitim sürecinde yalnızca bir kitap değil, pek çok kitap okuduğumuz bir gerçektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu değerli insan Mustafa Kemal Atatürk kadar okumayı seven başka birine çok az rastladım desem yalan söylememiş olurum. Düşünebiliyor musunuz; dört binden fazla kitabı, üstelik önemli yerlerinin altlarını çizerek okumuş başka bir insan olabileceğini sanmıyorum. Bir de bu kitapların hangi koşullarda okunduğunun önemi vardır. Hayatı cephelerde geçmiş bir insan, zaman bulup “oh” diyeceği yerde oturmuş kitap okumuş. ...Devamı.»ÜST GEÇİŞ
Bu hafta sonu Karadeniz sahil yolunun tamamı olmasa da büyük bir bölümünü araçla geçtik. Yeşilin bitip mavinin başladığı, seyredilmeye doyulmayan bir güzellikti. Yaşadığımız dünyada birçok sahil yöresi var, ama ille de yeşil bitip mavi başlamaz. Mutlaka bir kumsal uzantısını görürsünüz ve daha sonrasında gelir mavi güzellik. Kimi sahillerde kayalıklar doludur, yeşil bile kimi yerde yoktur, ancak denizin mavisi insana huzur verir. Denizin sakin olması veya delice dalgalı olması insanı pek etkilemez. Yeter ki iyot kokusunu duyabilsin. ...Devamı.»40 HARAMİLER
Bilmem hatırlar mısınız, Binbir Gece Masalları adında, Antoine Galland'ın kaleme aldığı "Les Mille et Une Nuits" adlı bir kitapta anlatılırdı bu hikayeler. Esası, Recep Baba ve 40 Haramiler miydi, yoksa Ali Baba ve 40 Haramiler mi? Tam olarak çıkaramadım. Hikaye bu ya, Ali ile Kasım tüccar bir babanın çocuklarıdır. Baba ölünce ağabey Kasım zengin bir kadınla evlenir. Babasının işini devam ettirmeye çalışırken kardeşi Ali fakir bir kadınla evlenir ve odunculuk yapmaya başlar. Ali ormanda odun kesmek için ağaç ararken 40 Haramiler'in hazine ambarı olan mağaranın yanına gelir. Bu arada 40 Haramiler de ganimetleri mağaraya koymak için mağaranın girişine gelirler. ...Devamı.»YURDUM İNSANI
Uzun zamandır Londra'ya gitmiyordum. Geçtiğimiz hafta bir fuar ziyareti vesilesiyle Londra'ya gittim. Ne kadar zamandır gitmediğimi düşündüm. En azından 10 sene olmuş. Genelde her yurt dışı seyahatim dönüşünde, cebimde kalan ülke paralarını bir özel kutuya koyarım. Öyle metal paralar var ki elimde, değil tedavülden kalkması, ülke bile ortadan kalkmış. Yugoslavya'ya ait paralar bile var benim koleksiyonumda. Avusturya Şilini, İtalyan Lireti, Fransız Frangı, Alman Markı avuç dolusu metal paralar. Aralarında kâğıt paralar da var bu koleksiyonda. ...Devamı.»ÖZGÜRLÜK
Bu kelimeyi bugüne kadar böyle özlememiştim. Özgürlük. “Bu kelimenin anlamını bilmeyen var mı?” diye haykırsam ortaya, “Ben biliyorum ama son 25 senedir anlamını yitirdi bu kelime” diyen yurdum insanu çıkabilir. Hani bu kelimenin anlamını Beştepeye sorsam, dağlar boyunca ağaçlar haykırır, kuşlar, hayvanlar, velhasıl bütün yaşayan canlılar feryat ederler amma, anlamını izah edebilecek insanların ağzını bıçak bile açmayabilir. Ne söylemelerini bekliyorsunuz, bu insanlardan özgürlük anlamında? Özgür olmak sadece nefes almak değil, her konuda kendi görüş açını kimseden çekinmeden söylemektir özgürlük. ...Devamı.»OKKALI YALAN
Her konuda her insanın bir fikri ve bilgisi olduğuna inanırım. Matematik bilenlerin çok daha fazla bilgiye sahip olduğu da söylenir. Bu nedenle matematik bilen insanlara doğruyu çarpıtarak söylerseniz, kişi belki saygısından dolayı sizin yalan söylediğinizi yüzünüze vurmaz. Ama içinden, yalan söyleyen bu kişinin ne kadar yalancı olduğunu belleğine kaydeder. Sonunda konuyu dile getirip yalanı haykırabilir de. Hani insanlar karşısındakini aptal yerine koyup aklı ile alay ederler ya, işte böyle insanlardan nefret ederim. ...Devamı.»Yağmur Yağar
Yurdumun her bir yöresinde öyle türküler vardır ki, ders niteliğindedir. Geçtiğimiz senelerde nerede dinlediğimi bilmediğim bir türkü beni çok etkilemişti. Hatta bu türküyü bir yabancıdan dinlemiştim. Sanki kadın türküye can veriyordu. Brenna MacCrimmon'un söylediği Türkçe türkülerin içinde özel bir türküydü. Elindeki ukuleleye can vererek dinletmekteydi. Ukuleleyi tırnakları ile çalmakta çok mahir olduğunu öğrendim. Birbirine çok yakın iki türküyü oldukça düzgün Türkçe ile okumaktaydı: ...Devamı.»TARİH
Her zaman dile getirmeye çalıştığım bir konu vardır: İnsanoğlu için tarih ve tarihteki olaylar ders niteliğindedir. Çok eskilere gitmenin fazla bir kıymeti yoktur çünkü o günlerin şartlarını analiz etmeden olaylara yorum yapmanın doğru olmadığını düşünmekteyim. Roma tarihinde bazı önemli kişiler ve olaylar vardır. Her ne kadar Roma İtalya'da olsa da, ta Mısır'a kadar bu coğrafyaya hükmetmiş bir imparatorluktur. Roma denince iki ismi hemen hatırlarız. Birincisi Jül Sezar'dır. MÖ 100 ile MÖ 44 yılları arasında yaşamış ve imparatorluğu yönetmiştir. Yaşam sürecinde güçlü bir asker profili çizmiştir. ...Devamı.»İfadenin İfadesi Olarak Söz (IV)
İnsan doğası gereği her türlü dayatmaya karşı tepki verir. Çünkü onun varlık sınırlarına, bağımsızlığına ve özgürlüğüne bir saldırıdır. Bu, bir anlamda onu değersizleştirme biçimidir. Her bireyin bir değeri olduğunun, onanmasının ve ona saygı duyulmasının içten gelen bu eğilim kişisel bir kapris değil insani-tinsel beklentidir. Ancak onanma, varlığının bir değeri olduğunu deneyimlemek pasif bir taleple değil aktif ve yaratıcı eylemlerle sağlanır. Yaratıcılık bireyin verili yetilerini eylemeli olarak ortaya koymasına bağlı. Bu sağlanamazsa taklit kişilikler, yapay davranışlar, dokunmatik ilişkiler yaşanır. ...Devamı.» KADI BURHANETTİN
Osmanlı döneminden önce de Anadolu’da hukuk düzenini sağlayan kadılar bulunurdu. Büyük yerleşim merkezlerinin hemen hepsinde adaleti tesis etmekle görevli bir kadı mutlaka görev yapardı. Roma dönemine dair ayrıntılı bir inceleme yapmadım; ancak Selçuklu döneminde neredeyse her yerleşim biriminde adalet dağıtan bir mekanizmanın bulunduğu bilinmektedir. Kadılar kimi zaman medreselerde ya da dönemin eğitim kurumlarında yetişir, kimi zaman da bu görev babadan oğula intikal ederdi. ...Devamı.»Ne Şam'ın Şekeri
Senelerce Ankara’dan Mardin’e, oradan Nusaybin’e ve sınırın karşı tarafındaki Kamışlı’ya seyahat ettim. Kamışlı’da oldukça küçük bir havaalanı vardı. Oradan, neredeyse komik sayılabilecek bir ücretle Şam’a uçardım. Dönüşlerimde bazen uçak bulur, bazen de karayolunu tercih etmek zorunda kalırdım. Bir defasında Şam’dan Kamışlı’ya otobüsle, gündüz vakti yolculuk yaptım. Yol boyunca güneşin kavurduğu çöl kumundan başka ne bir ot, ne kuru bir ağaç ne de metruk bir yapı gördüm. İnsan gözünün alabildiğine çöl görmesi bile ruh hâlini zorlayacak bir etki bırakıyor. ...Devamı.»Hangi Çağda
Zaman zaman kendime sorarım: Hangi çağda yaşamaktayız? Hani takvimlerden bazı insanların haberi olmadığına inanmaktayım. 2026 senesinde yaşamaktayız. Yani İSA’nın dünyaya gelmesinden sonra tam tamına 2026 yıl geçmiş. Bizim hâlâ birkaç adım ileriye gidemediğimizi görmekteyim. Osmanlı Devleti’nden kalan kötü bir alışkanlık vardır; biz bu alışkanlığı hâlâ sürdürmekte ısrar etmekteyiz. Sultan I. Murat zamanında kurulan, “KÜNHÜ’L-AHBAR” adlı eserde anlatılan KÖS, davul, zurna, nakkare ve nefir çalgılarıyla çalınan eser eşliğinde, ordunun yürüyüşünde her üç adımda bir durulup hafif sağa veya sola dönülerek yürünür. Halk, mehter yürüyüşünü iki adım ileri bir adım geri olarak tanımlar; ama gerçek böyle değildir. Bu yürüyüşün orduya moral vermek adına yapıldığına inanılır. ...Devamı.»İfadenin İfadesi Olarak Söz (III)
Yaşamın bütününe baktığımızda ilgi alanlarımızın ve onların doyum bulma yollarının çeşitliliğini görürüz: Yaşamsal gereksinimlerimizi karşılamak için çalışmak zorunluluğu, toplumsal yaşamda uymamız gereken hukuksal kuralların sınırlamaları, ayrıca hiçbir zorunluğun ve kuralın belirlemediği gönüllü bireyselliğe dayalı arkadaş, eş-dost, komşuluk, vd. alanlar. Bunlar birbirinden bağımsız, kendi içine kapalı alanlar değil; tersine birbirini besleyen hem de bireyselliğimizin o alanlarda da deneyimlenebileceği zeminleridir. ...Devamı.»İfadenin İfadesi Olarak Söz. (II)
İlişki alanı ve düzeyi ne olursa olsun söz omurgadır. İlişkiler ve onun örüntüsü olan iletişim her zaman ‘Söz’le olur. Her iletişim ve ilişki pratik olarak bir biçimsellik taşır. Bu biçimsellik ise “Sunum”dur. Sunum biçimi özneler arası ilişkide salt bir düşünceyi, bilgiyi, deneyimi iletme işlevini aşan güce sahiptir. Amaç iletiyi muhataba boca etmek değil, muhatabın onuruna saygının, onun talebine gösterilen özenin ifadesidir de. Sunum sırasında biçim içerikten daha önemli olmamakla beraber içeriğe önseldir. Hukuksal yargılamalarda “usul esastan önce gelir”, ilkesi bunun bir ifadesidir. ...Devamı.»İfadenin İfadesi Olarak Söz (1)
İnsanın sözle eğitilen bir varlık olduğu söylenir. Bizler için söz söylemeden, söz duymadan, söz üretmeden yaşamak mümkün olur muydu? Buradan, söz kullanımı varoluşsal bir zorunluluk mu, yoksa kendiliğinden oluşan anlamsız bir ses mi? Yanıt net; bir zorunluk olduğu açık. Sözü sesten ayırmak gerekir; her söz bir sestir, ama her ses bir söz değildir. Ses üç form altında gerçekleşir; doğa kaynaklı ses, hayvan kaynaklı ve insan kaynaklı sesler; en azından algılama sınırlarımız içinde fark ettiklerimiz kadarıyla. ...Devamı.»Hasan Tahsin
Hasan Tahsin ismini bugün kaç gazeteci veya kendisinin gazeteci olduğunu zanneden kişi tanır? Bence Hasan Tahsin’in çok iyi okunması gerek. Hasan Tahsin’i tanımayan varsa anlatmak isterim. Esas ismi Osman Nevres’tir; Selanik’te doğmuş, Mustafa Kemal’den yedi sene sonra. Ne ilginç tesadüf ki Osman Nevres ilkokula Selanik’te Şemsi Efendi Okulunda başlamış. Daha sonra yine Selanik’te Feyziye Mektebi’ni bitirmiş. Bu okuldan sonra İttihat ve Terakki tarafından Paris’te Sorbonne Üniversitesinde siyasal bilimler bölümünde okutulmuş. Okul döneminde Monj Sokağı 51 numarada Dr. Mazlum Boysan ile birlikte kalmışlar. Dr. Mazlum Boysan, Osmanlı döneminde tümgeneralliğe kadar yükselmiştir. ...Devamı.»SERVET
Sizde de benim gibi, kimi olayları duyduğunuzda nefretle beraber bir çaresizlik duygusu oluştuğunu düşünürüm. Günümüzde kullanılan paranın ne zaman, nerede ve nasıl ortaya çıktığı üzerine bir düşünce geldi aklıma. Hani para olmadığı zaman mal ve hizmete ne ödenirdi, siz de düşünmüşsünüzdür. Para kullanıma girmeden önce mutlaka para yerine geçen bir madde vardı. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde gezerken gözüme tuğla üzerine çivi yazısıyla yazılmış ticari mektuplar takılmıştı. Bu mektupları mutlaka arkeologlar incelemiş ve içeriklerini çözmüşlerdir. Bunların bazılarının yanında hangi konulara ilişkin oldukları da yazmaktaydı. ...Devamı.»ŞAKİ...
Osmanlı döneminde de İPEK Yolu’nun Çin’den başlayarak Anadolu’yu boydan boya geçip İstanbul’a kadar uzandığını bilmekteyiz. Aslında İPEK Yolu’nun, tarihin derinliklerinde antik EFES kentinden başlayarak Çin’deki Xian kentine kadar uzandığı da bilinmektedir. Hatta bu yolun başlangıcının, kimilerine göre EFES harabeleri olduğu ve KRAL YOLU olarak adlandırıldığı da söylenir. Aslında bu yolun çeşitli güzergâhları bulunmaktadır; yalnızca “İpek Yolu” demek de tam olarak doğru olmayabilir. ...Devamı.»
|
| Tüm Yazarlar |
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |