
Bu hafta sonu Karadeniz sahil yolunun tamamı olmasa da büyük bir bölümünü araçla geçtik. Yeşilin bitip mavinin başladığı, seyredilmeye doyulmayan bir güzellikti. Yaşadığımız dünyada birçok sahil yöresi var, ama ille de yeşil bitip mavi başlamaz. Mutlaka bir kumsal uzantısını görürsünüz ve daha sonrasında gelir mavi güzellik. Kimi sahillerde kayalıklar doludur, yeşil bile kimi yerde yoktur, ancak denizin mavisi insana huzur verir. Denizin sakin olması veya delice dalgalı olması insanı pek etkilemez. Yeter ki iyot kokusunu duyabilsin.
Karadeniz diğer denizlere benzemez, dağların denize dik indiği bu doğada yeşille mavi birbirinin içine girer. Yeşilin vahşi koyuluğu yanında, aniden derinleşen denizin maviliğinde, bir ressamın tuvale yansıtabileceği geçişi zor bulursunuz.
Dağların dik ve evlerin dağınık yerleşimlerini uçaktan seyrederseniz, yeşil halı üzerine beyaz kırmızı kibrit kutuları dağıtılmış gibi görünür. Evler bir arada değildir Karadeniz'de, dağınık serpilmiş gibi durur. Karadeniz boyunca araçların iki ayrı yönlü yolu üzerine yüzlerce yaya geçidi konulduğunu yeni fark ettim. Yol boyunca hemen hemen her üç beş kilometrede bir üst geçitler inşa edilmiş. Hepsinin çıkışları ve inişleri merdivenli olduğu için yaşlı insanların bu merdivenleri çıkıp inmesini hiç mi hiç düşünmemişler.
Hâlbuki ülkemizdeki nüfusun %11,1'i, 2025 verilerine göre 65 yaş üstü vatandaşlarımızdan oluşmakta. Dikkat ederseniz yaşlı bir nüfusa sahip olduğumuzu görürsünüz. Bu değerin 2030'da %13,5'e çıkacağı ve 11,6 milyon olacağı tahmin edilmekte. İşte Karadeniz'de yaşayan 65 yaş üstü insanları hiç düşünmeden yapmışız bu köprüleri. Başka medeni ülkelerde böyle köprüler yok demiyorum, ancak o medeni ülkelerde bu köprüler ve yaşlı nüfus problem teşkil etmemekte. Kimi yerde asansör, kimi yerde hareketli merdiven kullanarak yaşlı nüfusun bu geçitlerde mobilize edilmesini sağlayan medeni bir anlayış hâkim bu ülkelerde. Ülkemizde yurdum insanı eza çekmeye alışık olduğundan hiç seslerini çıkarmaz. Sahil yolundaki bu yüzlerce üst geçide bir çare bulunması gerektiğine inanmaktayım.
Bir dokümanda okudum. Ülkemizde geçtiğimiz son 20 senede özelleştirme adı altında satılan birçok değerimizin toplam miktarını hiç merak ettiniz mi? Bakın son 20 yılda satılan ülke kazanımlarının toplam değerinin 3 trilyon 285 milyar dolar tutarında olduğunu yayınlamışlar. Her yıl yaklaşık 164 milyar 250 milyon dolara tekabül etmekte. Bu paralarla 98 Osman Gazi Köprüsü, 41 Keban Barajı, 320 uluslararası havaalanı yapılabilirdi. Hatta Karadeniz'deki yüzlerce üst geçitte insanlar için asansörlü geçiş imkânı sağlanabilirdi diye düşünmekteyim. Hakikaten 3 trilyon 285 milyar doların hesabını verebilecek bir müessese ülkemizde var mı, diye de düşünmekteyim.
Aklıma hep 2019 yılı sonlarına doğru Türkiye'de casusluktan tutuklu rahip Andrew Brunson'ın Amerika'ya iade edilmesi konusunda çıkan zıtlaşma gelir. "Ver papazı, al papazı" sonrası Amerikan başkanının "Amerika'daki varlıklarınızı incelemeye alırız" sözünün hemen sonrasında, sabahleyin gelen bir uçağa rahip Brunson'ı bindirip gönderdik. Kimin Amerika'daki varlıklarının incelemesinden korktuk da papazı verdik, hâlâ aklımın köşesinde bir sorudur. Konu rahip değil, kimin mal varlığının incelenmesinden korkulduğu aslında önemli olduğunu düşünmekteyim.
Bakın Karadeniz sahil yolunun üzerine inşa edilmiş yüzlerce üst geçidin hepsinin üzerinde yayalar için inşa edilmiş köprülerin hepsinde isimler yazılmakta. Hiç dikkat ettiniz mi, her köprüde değişik bir isim var. Bütün bu köprülerin üzerinde bulunan isimlerin ilk kelimesi oldukça dokunaklı: "şehit" kelimesi ile başlamakta. Bu yolda yüzlerce köprü ve yüzlerce şehit ismi bulunmakta. Hepsinin de o yörenin evlatları olduğuna inanmaktayım. Bu kahraman askerlerimiz, ülkemizi parçalamak amaçlı hain eşkıyaya karşı girdikleri çatışmada şehit düşen kahramanlarımızdır. Her birini rahmet ve şükranla anmaktayım. Gencecik yaşta vatanı korumak adına verilen bu savaşın şehitlerine saygısızlık yapmak kimsenin haddi değildir. Ülkeyi parçalamak için uğraşan eşkıyayı affetmenin, bu şehitlerin ailelerine sorulmadan, hatta ülke genelinde toplumun düşüncesi alınmadan bir masaya oturulmasının şehitlere ve ailelerine yapılmış bir saygısızlık olduğuna inanmaktayım.
Meclis'te çözüm masasına oturan vekiller, sizlere sesleniyorum: Karadeniz'de Sinop'tan Hopa'ya kadar araçla gidip bu köprülere bir bakın, aklınızda hangi isim kalacak diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.