
Yurdumun her bir yöresinde öyle türküler vardır ki, ders niteliğindedir. Geçtiğimiz senelerde nerede dinlediğimi bilmediğim bir türkü beni çok etkilemişti. Hatta bu türküyü bir yabancıdan dinlemiştim. Sanki kadın türküye can veriyordu. Brenna MacCrimmon'un söylediği Türkçe türkülerin içinde özel bir türküydü. Elindeki ukuleleye can vererek dinletmekteydi. Ukuleleyi tırnakları ile çalmakta çok mahir olduğunu öğrendim. Birbirine çok yakın iki türküyü oldukça düzgün Türkçe ile okumaktaydı:
"YAĞMUR YAĞAR TAŞ ÜSTÜNE,
İNCE KALEM KAŞ ÜSTÜNE,
SELAM VERİR BAŞ ÜSTÜNE,
VAY DİLİ DİLİ, KUŞ DİLİ DİLİ
MEVLAM KULU SEVDİM SENİ."
Ukuleleden çıkan nağmelerde yağmurun sesini dinleyebilirsiniz.
Bu türküden başka, yine aynı sanatçının söylediği yine yağmur ile ilgili daha değişik bir türkü vardır. Bu yağmurla ilgili türkünün adı ise "Şemsiyemin Ucu Kare, Yok mu Bu Derdime Çare"dir.
Aslında Osmanlı döneminde bilhassa Deli İbrahim zamanında, bu türküyü MacCrimmon İstanbul'da söylemeye iyi ki kalkmamış.
Bazı padişahların hal ve hareketleri hatta kararlarının, akıllı insanların yapacağı işlerden olmadığını bilmekteyiz. Sultan İbrahim’in, ki biz onu Deli İbrahim olarak biliriz, balıklara altın gümüş parayı yem diye attığı söylenir. Padişahlar arasında oğlancı olan II. Murat, içkiye düşkünlüğü ile bilinir. Onun döneminde yeniçeri askerleri, sıklıkla sefere çıkılmadığından yakınırlar. Bir başka padişah da Avcı Mehmet adı ile anılan IV. Mehmet'tir. 7 yaşında tahta çıkan Padişah Avcı Mehmet'i, annesi Hatice Turhan Sultan idare ederek ülkeyi yönetmiş. III. Murat'ın kaç çocuğu olduğu konusunda tevatürler hep dolaşır. Tevatür odur ki, 120 ila 130 civarında çocuğu varmış. Hatta tahta çıkarken 19 kardeşini de boğdurttuğu çok acı bir gerçektir.
Zaten Topkapı Sarayı bir cinayetler malikanesi filmi gibi çalışmış. Cariyelerin hepsi bir salonda yatarmış. Genelde tilki uykusundaki gibi, tek gözleri açık uyurlarmış. Ne olur ne olmaz, biri çıkıp yok edebilirmiş. Düşünebiliyor musunuz? Sarayda cariyesin ve her an hayatın tehlikede.
Hatta bir padişahın lakabı "Ördek" olarak bilinirmiş. Her kim padişahın olduğu yerde ördek dese, kellesi gidermiş. Bir sadrazam gaflete gelmiş: "Sultanım, havada kara bulutlar var, yağmur mu yağacak ne?" deme cüretini göstermiş. Padişah, "Vay sen bana ördek dedin" diye boğdurtmuş.
Şimdi yağmur yağacak, yer yer göller oluşacak, bu göllere ördekler konacak, "Padişaha alenen hakaretten" sadrazam efendinin hayatını alırlar. Sizce, sınırsız yetkinin tek bir kişiye denetimsiz verilmesi ne kadar doğru olabilir?
Ben konuyu bu kadar uzaklara götürmek istemedim. Aslında tek kişinin idaresi altında olan ülkelerde, doğrunun veya yanlışın tartışılmadan uygulandığı ülkelerde hep hata oluşur.
Ülkemizin bir fetret devri yaşadığı bir hakikat. Ekrana çıkan bir yetkili, belli ki birileri kendisine birkaç bilgi aşılamış, yeterli donanıma sahip olmayan insanların söyledikleri bilgileri dikkatlice incelemeden bakın ne söylemekteler: "Yağmurlar bu dönemde iyi, yaza doğru enflasyon değerinin yağmurun etkisi ile inişe mutlaka geçeceğine inanıyoruz."
Bunu sadece bir ağızdan değil, iki ayrı yetkiliden duymak beni ziyadesi ile üzmüştür.
Hoş, ben "ekonomistim" diye ortaya çıkmıyorum, birileri gibi. Ama enflasyonun nasıl düşebileceğini bilen bir insanım.
Bir ülkede adalete güven yoksa, kanunlara uyulmuyorsa, herkes kendi hukukunu korumaya kalkışırsa, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarına uyulmuyorsa, uluslararası mahkeme olan AİHM kararları "bizi bağlamaz" derseniz, hiçbir yabancı yatırımcıyı ülkeye çekemezsiniz. Sorarım size; "Adaletine inanmadığınız bir Afrika ülkesinde yatırım yapmak için büyük meblağlar harcar mısınız?" Cevabını anında verdiğinizi hisseder gibiyim: Asla.
Yasama, yürütme ve yargı erkini birbirinden ayırmazsanız, ülkemize yatırım gelmez, üretim artmaz, bazı akıl yoksunları da "Yağmurlar iyi bu ara, enflasyonun düşüşe geçeceğine inanıyoruz" diye halkı aldatmaya devam eder tıpkı türküdeki sözler gibi: "VAY DİLİ DİLİ KUŞ DİLİ DİLİ MEVLAM KULU SEVDİM SENİ" diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.