
Osmanlı döneminden önce de Anadolu’da hukuk düzenini sağlayan kadılar bulunurdu. Büyük yerleşim merkezlerinin hemen hepsinde adaleti tesis etmekle görevli bir kadı mutlaka görev yapardı. Roma dönemine dair ayrıntılı bir inceleme yapmadım; ancak Selçuklu döneminde neredeyse her yerleşim biriminde adalet dağıtan bir mekanizmanın bulunduğu bilinmektedir. Kadılar kimi zaman medreselerde ya da dönemin eğitim kurumlarında yetişir, kimi zaman da bu görev babadan oğula intikal ederdi.
Tarihsel olarak bilinen en eski yazılı kanunlardan biri Hammurabi Kanunları’dır. MÖ 1760’lı yıllarda Babil’de çivi yazısıyla kaleme alınan bu kanunların, hükümdar Hammurabi’ye tanrı Şamaş tarafından yazdırıldığına inanılırdı. Bu nedenle kurallar ilahi kaynaklı kabul edilmiş, “kısasa kısas” anlayışı üzerine kurulu sert bir ceza sistemi benimsenmiştir. Toplumda caydırıcılığı hedefleyen bu yaklaşım, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasının hukuk tarihinde öncü bir rol üstlenmiş.
Konstantinopolis yani bugünkü İstanbul, Roma İmparatoru I. Konstantin tarafından kurulmuş ve onun adıyla anılmıştır. Şehrin karşı kıyısında yer alan yerleşime ise Kalkedon adı verilmiştir. Rivayete göre, İstanbul’un güzelliğini bırakıp karşı kıyıya yerleşenler için “Körler Ülkesi” yakıştırması yapılmıştır. Şehrin ilk adlarından biri de Byzantion olup kuruluşunun MÖ 324 yılına dayandığı kabul edilir.
Kalkedon, günümüzde Kadıköy olarak bilinmektedir. İstanbul’un fethinden sonra burada kadılık görevini yürüten Hızır Bey’in bölgeyi mesire ve gezinti alanı hâline getirmesi nedeniyle semt “Kadı Köyü” olarak anılmaya başlanmıştır. Bugün Kadıköy, İstanbul’un en önemli ilçelerinden biridir.
Anadolu’da “kadı” unvanıyla anılan en dikkat çekici şahsiyetlerden biri de Kadı Burhaneddin’dir. 1345 yılında Kayseri’de doğan Burhaneddin Ahmed, Salur boyuna mensuptur ve Kayseri Kadısı Şemseddin Mehmed’in oğludur. İyi bir eğitim almış; Arapça ve Farsçayı ileri düzeyde öğrenmiş, lügat, sarf, nahiv, beyan, aruz, hesap, mantık ve hikmet alanlarında kendini yetiştirmiştir.
1362 yılında Şam’da bulunmuş, babasıyla hacca gitmiş; dönüş yolunda babasını kaybetmiştir. 1364’te Kayseri’ye dönmüş; bu sırada Anadolu Selçuklu Devleti yıkılmış ve çeşitli beylikler ortaya çıkmıştır. Eretna Beyliği hükümdarı Gıyasettin Mehmet, 1365 yılında Burhaneddin’i Kayseri kadılığına atamıştır. Bu tarihten sonra “Kadı Burhaneddin” adıyla anılmıştır. Hak ve adalet konusundaki titizliği sayesinde halkın güvenini kazanmıştır.
Selçuklu Devleti’nin dağılmasının ardından Anadolu’da siyasi belirsizlik sürerken, 1381 yılında Sivas merkezli Kadı Burhaneddin Devleti’ni kurmuş ve yaklaşık on sekiz yıl hüküm sürmüştür.
Kadı Burhaneddin’in adalet anlayışına dair pek çok rivayet anlatılır. Heybetli bir duruşa sahip olduğu, pelerin biçiminde geniş cepli bir kaftan giydiği söylenir. Yüksek bir sekiye oturur, önünde minder, minderin üzerinde ise kara kaplı bir defter ya da kitap bulundururdu. Mübaşir Cemşit tarafları huzura çağırır, Kadı her iki tarafı da dikkatle dinlerdi. Ardından önündeki kitabı açar, birkaç sayfa çevirir, düşünür ve kitabı kapatarak kararını verirdi. Hiç kimse o kitabın içinde ne yazdığını görmeye cesaret edemezdi. Rivayete göre asıl ölçüsü yazılı metinden çok vicdanıydı.
Kaftanının geniş ceplerine ne konulduğuna dair bir bilgiye rastlamadım; Boğaz’da kendisine bir yalı tahsis edilip edilmediğini de bilmiyorum. Ancak 1380’li yıllarda bu denli sevilmesinin sebebinin, hakkaniyete dayanan kararları olduğuna inanmak isterim. Zira kadı, verdiği hükümle bir tarafı sevindirirken diğerini üzer; o teraziyi dengede tutabilmek büyük bir vicdan ister. İnsan, en çok kendi vicdanıyla baş başa kalmaktan korkar derler. Elbette, eğer insanda vicdan varsa, diye bir sözüm geldi söyledim; hem nalına hem mıhına.