
Jeffrey Epstein dosyaları açıldığında dünyaya “şok edici” bir hikaye anlatıldı. Özel jetler, özel adalar, milyarderler, siyasetçiler, akademisyenler ve reşit olmayan bedenler. Medya bunu bir “istisna”, bir “sapıklık”, bir “karanlık karakter” hikayesi olarak sundu. Oysa Epstein vakası bir sapma değil, kapitalist düzenin mantıksal sonuçlarından biridir. Bu dosyalar bize tek bir adamı değil, bir sistemi gösterir.

Epstein, tarihte ortaya çıkmış ilk örnek değildir. O yalnızca güncel ve görünür bir halkadır. Aynı yapı, farklı zamanlarda ve farklı maskelerle tekrar tekrar karşımıza çıkmıştır. İngiltere’de Jimmy Savile, onlarca yıl boyunca çocuklara cinsel saldırıda bulunurken ulusal bir ikon olarak korunmuştur. Hollywood’da Harvey Weinstein, sektörün gücünü arkasına alarak onlarca kadını susturmuş, tehdit etmiş ve sistematik biçimde istismar etmiştir. Portekiz’de Casa Pia yetimhanesinde, devlet koruması altındaki çocuklar yıllarca istismara uğramış, bürokrasi ve siyaset bu suçları örtbas etmiştir. Katolik Kilisesi’nde papazların çocuklara yönelik suçları onlarca yıl boyunca “kurumun itibarı” adına gizlenmiş, failler başka ülkelere transfer edilmiştir. Rochdale ve Oxford’da yoksul kız çocukları organize istismar ağlarının eline düşmüş, polis ve yerel yönetimler “toplumsal hassasiyet” bahanesiyle gözlerini kapatmıştır.
Bu kadar farklı coğrafyada, farklı kurumlarda ve farklı kültürlerde aynı suç biçiminin tekrar etmesi tesadüf değildir. Bu tekrarın nedeni bireyler değil, kapitalist güç mimarisidir.
Kapitalizm yalnızca eşitsizlik üretmez, eşitsizliği yoğunlaştırır. Servet belirli ellerde birikir, bu birikim siyasi, hukuki ve kültürel dokunulmazlık yaratır. Epstein örneğinde bu dokunulmazlık parayla ve küresel bağlantılarla sağlanmıştır. Savile’da bu dokunulmazlık şöhretle ve medya desteğiyle kurulmuştur. Weinstein’da endüstri gücüyle, Kilise’de ise kutsallık ve kurumsal otoriteyle örülmüştür. Biçimler değişir, ama işlev aynıdır. Yukarıdakiler korunur, aşağıdakiler susturulur.
Bu vakaların tamamında ortak bir nokta vardır. İnsan bedeni, özellikle de yoksul, korunmasız ve sesi olmayan bedenler, metaya dönüşür. Epstein ağında bedenler para ve bağlantı karşılığında dolaşıma sokulur. Weinstein’da kariyer vaadi karşılığında sessizlik satın alınır. Casa Pia’da çocuklar devletin “artığına” dönüşür. Kilise skandallarında çocuklar kurumun devamlılığı uğruna feda edilir. Bu, bireysel ahlaksızlık değil, piyasa mantığının genişlemesidir. Kapitalizm “her şeyin bir değeri vardır” der, zamanla bu mantık “her bedenin de bir fiyatı vardır” noktasına varır.
Bu yüzden bu vakalarda adalet ya çok geç gelir ya da hiç gelmez. Hukuk, teoride eşit görünür, pratikte ise sınıfsaldır. Epstein yıllarca dokunulmaz kalmıştır. Savile ancak öldükten sonra suçlanabilmiştir. Kilise davaları on yıllarca sürüncemede bırakılmıştır. Rochdale mağdurları “problemli gençler” diye damgalanmıştır. Yoksul için adalet hızlı ve serttir, zengin ve güçlü için ise esnek, ertelenebilir ve pazarlık edilebilirdir.
Epstein’ın hapishanede ölümü bile bu bağlamda bir “kapanış” gibi sunulmuştur. Oysa bu, sistemin kendini koruma refleksidir. Ölü bir fail konuşmaz, yaşayan bir sistem ise işlemeye devam eder. Dosya kapanır, ağlar dağılmaz, yapı sorgulanmaz.
Medya bu hikayeleri anlatmayı sever, çünkü skandal ilgi çeker. Ama medya sistemi anlatmayı sevmez. Savile “canavar”, Weinstein “zorba”, Epstein “sapık milyarder” olarak sunulur. Bu anlatı rahatlatıcıdır, çünkü suçu kişiselleştirir ve düzeni aklar. Oysa asıl soru şudur. Bu insanlar neden bu kadar uzun süre korunabildi? Bu soru sorulduğunda cevap kaçınılmaz olarak kapitalizmin merkezine çıkar.
Tarihsel olarak baktığımızda karşımıza net bir desen çıkar. Güç yoğunlaşır, hesap vermezlik oluşur, istismar normalleşir, kurumlar kendini korur, mağdurlar yalnız bırakılır. Epstein dosyaları bu deseni kısa bir an için görünür kılmıştır, ama kırmamıştır.
Sonuç olarak Epstein bir son değildir. O bir semptomdur. Kapitalist düzen yalnızca adaletsiz değil, çürütücüdür. Bu çürüme en çok kadınları, çocukları, yoksulları ve korunmasızları vurur. Bugün Epstein konuşulur, yarın başka bir isim çıkar. İsimler değişir, mekanlar değişir, ama sistem değişmezse sonuç değişmez.
Gerçek soru artık şudur.
Yeni Epstein’ları mı konuşacağız,
yoksa bu düzenin kendisini mi?
Kaynakça
1. Marx, K. Kapital, Cilt I–III.
2. Foucault, M. Discipline and Punish: The Birth of the Prison.
3. Harvey, D. A Brief History of Neoliberalism.
4. Bourdieu, P. “The Forms of Capital.”
5. Wacquant, L. Punishing the Poor: The Neoliberal Government of Social Insecurity.
6. Chomsky, N., & Herman, E. S. Manufacturing Consent: The Political Economy of the Mass Media.
7. Davies, N. Flat Earth News.
8. Brown, J. K. Perversion of Justice: The Jeffrey Epstein Story. HarperCollins, 2021.
9. Miami Herald, Jeffrey Epstein Investigation Series, 2018–2019.
10. United States Department of Justice (DOJ), United States v. Jeffrey Epstein ve United States v. Ghislaine Maxwell dava dosyaları.
11. Ronan Farrow, Catch and Kill: Lies, Spies, and a Conspiracy to Protect Predators. 2019.
12. Kantor, J., & Twohey, M., New York Times Investigations on Harvey Weinstein, 2017–2019.
13. Wikipedia, The Weinstein Effect.
14. Davies, D. In Plain Sight: The Life and Lies of Jimmy Savile.
15. BBC News, Jimmy Savile Investigations.
16. UK Crown Prosecution Service, Operation Yewtree Reports.
17. European Court of Human Rights (ECHR), Casa Pia Child Sexual Abuse Case Files.
18. Wikipedia, Casa Pia Child Sexual Abuse Scandal.
19. UK Independent Inquiry into Child Sexual Abuse (IICSA), Rochdale and Oxford Child Abuse Reports.
20. The Guardian, Investigations on UK Child Sexual Exploitation Rings.
21. Boston Globe, Spotlight Investigation on Clerical Sexual Abuse, 2002.
22. John Jay College of Criminal Justice, The Nature and Scope of Sexual Abuse of Minors by Catholic Priests in the United States, 2004; 2011.
23. Berry, J. Render Unto Rome: The Secret Life of Money and Power in the Catholic Church.