
Bazı kayıplar vardır ki, her birini kelimelerle anlatmak mümkün olmaz, onlar adeta yüreğin en derin köşelerine işler, sessizce, ama yerinden hiç çıkmayacak bir iz bırakır. Bugün, sevgili dostum Ervin İbragimov’un annesi, kıymetli Leyla Hanım’ın vefat haberini hüzünle öğrendim. Bu haber sadece bir insanın yaşamının sona erdiğini değil, aynı zamanda on yılı aşkın bir zamandır tüm umutlarını oğlunun akıbetine adayan bir annenin sonsuz bekleyişinin de son bulduğunu simgeliyor.
Ervin’in hikayesi, yalnızca kişisel bir trajedi değil, 2014 yılından beri süren Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve ardından gelen baskı, zorbalık ve hak ihlallerinin yaşayan bir kanıtıdır. Kırım, uluslararası hukuka göre Ukrayna’nın bir parçası olmasına rağmen 2014’teki işgal sonrası, bölgede yaşayan Kırım Tatarları başta olmak üzere muhalif sesi olan herkes hedef haline getirildi. Bu ortamda, toplumun önde gelen isimlerinden biri olan Ervin, 24 Mayıs 2016 akşamı, Bahçesaray’daki evinin yakınında kimliği belirsiz kişilerce trafik polisi üniforması giyen kişiler tarafından kaçırıldı. O gece, babasını arayıp arabasının evraklarının nerede olduğunu sormuş, kısa bir süre sonra da iletişim tamamen kesilmişti.

Ertesi sabah arabası kapıları açık bir şekilde bulunmuş, olayın güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerinde ise Ervin’in zorla bir araca bindirildiği görülmüştü. Bu görüntüler, kaçırılış anının trajedisini tüm çıplaklığıyla ortaya koymasına rağmen söz konusu işgalci yönetim, ancak üç gün sonra resmi soruşturma başlatmakla yetindi ve hiçbir anlamlı sonuç alınamadı. Pasaportu, ehliyeti ve kişisel eşyaları Bahçesaray’da bulundu, fakat Ervin’den bir daha haber alınamadı.
Bu kaçırılma, bir tesadüf değildi. Rusya’nın işgali altındaki Kırım’da, fikirleri ve kimliği nedeniyle hedef alınan yüzlerce insan gibi Ervin de sesini yükselttiği, toplumsal adalet ve özgürlük için durduğu için tehdit edildi. Onun kaçırılışının ardından Dünya Kırım Tatar Kongresi, bu olaydan Kırım’ı işgal altında tutan Rusya Federasyonu’nu sorumlu tuttuğunu kamuoyuna duyurdu, ancak yıllar geçmesine rağmen ne gerçek bir soruşturma açıldı ne de Ervin’in akıbeti aydınlatılabildi.
Bu acı haberin duyurulmasında, Kırım Haber Ajansı (QHA) bir kez daha mesleki sorumluluğunu ve insani duruşunu gösterdi. QHA, sadece gelişmeyi aktarmadı, aynı zamanda Ervin’in hikayesini, kaçırılışının tarihsel bağlamını ve bu trajedinin Kırım Tatar halkının çektiği acıların bir parçası olduğunu tüm açıklığıyla kamuoyuna sundu. Ajansın haber yaklaşımı, hassasiyet ve saygı ile olayı değerlendirip detaylandırması, bilgi verirken vicdanı da gözeten bir gazetecilik örneği teşkil ediyor.
On yıl boyunca her bir doğum günü, her bir 24 Mayıs, Annesi Leyla Hanım için sadece bir takvim günü değildi, o, oğlunun dönüşünü beklediği, umut ve endişe arasında nefes aldığı bir tarih oldu. Belki de her günün sabahında yeniden doğan umutla gözlerini açtı, her akşam karanlık çökerken bir anne duası mırıldandı. Artık o dualar, gökyüzünde yankılanacak ve Annesi Leyla Hanım’ın yüreği huzurla buluşacak.
Bugün bizler, kaybın ağır gölgesinde toplanırken, Leyla Hanım’ın hatırası bize sadece onun acısını değil, aynı zamanda insan olmanın, seven bir kalbe sahip olmanın, direnmenin ve umudu korumanın ne anlama geldiğini hatırlatıyor. Onun yokluğu derin bir boşluk bırakırken, anısı yaşayan herkesin yüreğinde , her umut dolu düşüncede, her adalet arayışında , yaşamaya devam edecek.
Sevgili Ervin’in annesi Leyla Hanım’a Allah’tan rahmet, acısını paylaşan tüm sevenlerine ve ailesine derin sabır diliyorum. Onun anısı yalnızca gözyaşlarımızda değil, yaşamımıza kattığı her güzel anıda, her içten duada ve direnişin izinde yaşamaya devam edecek.
Ve bir kez daha, QHA’nın bu zor haberi saygı, titizlik ve insani duyarlılıkla duyurmasından dolayı takdirlerimi sunuyorum , bu tür hikayelerin yalnızca haber olarak kalmaması, aynı zamanda insanlığa katkı sağlayacak şekilde anlatılması gerektiğini gösteren bir duruştur.