![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
Migros Direnişi ve Kar Düzeninin Açığa Çıkan Gerçeği
Migros depo işçilerinin yağmur altında sürdürdüğü direniş, Türkiye’de emek sermaye ilişkisinin ulaştığı noktayı tek bir karede görünür kılıyor. Islanmak serbest, korunmak yasak. İşçiler yalnızca düşük ücretlere, güvencesizliğe ve sendikasızlaştırmaya karşı değil, en temel insani ihtiyaçların dahi baskı altına alındığı bir düzene karşı mücadele ediyor. Yağmurdan korunmak için kurulmak istenen tentenin engellenmesi ve çıkan arbedede kırılması, bir “güvenlik” meselesi değil, bilinçli bir gözdağıdır.Bu direniş, kadro hakkı, sendika seçme özgürlüğü ve insanca çalışma koşulları talebidir. Karşısında ise yalnızca bir şirket yönetimi yoktur. Karşısında, karı mutlaklaştıran, emeği maliyet kalemine indirgeyen ve itirazı bastırmayı yönetim tekniği sayan neoliberal kapitalist düzen vardır. Tente meselesi, bu düzenin çıplak halidir. İşçinin varlığı tolere edilir, onuru ve korunma ihtiyacı ise gereksiz görülür. Kapitalizm, özellikle lojistik ve depo sektörlerinde “verimlilik” adı altında insanı aşındırır. Hız, esneklik ve düşük maliyet, işçinin bedeni ve zamanı üzerinden sağlanır. Migros depo direnişi, bu modelin Türkiye’deki somut karşılığıdır. Burada yaşananlar bir istisna değil, küresel tedarik zincirlerinin dayattığı yapısal bir sonuçtur. Bu sistemde işçi, üretimin öznesi değil, sürekli disipline edilmesi gereken bir unsur olarak görülür. Yağmur altında bekletilen işçi, kar düzeninin gözünde “katlanılabilir bir maliyet”tir. Kapitalizm tam da kriz anlarında gerçek yüzünü gösterir. İnsan onuru, bilanço kalemlerinin gerisine itilir. Migros direnişi Türkiye’ye özgü değildir. Aynı mantık, farklı coğrafyalarda benzer biçimlerde ortaya çıkar. ABD’de Amazon depolarında sendikalaşma girişimleri yoğun baskı, işten çıkarmalar ve algoritmik denetimle bastırılmaya çalışıldı. İngiltere’de Tesco ve büyük lojistik firmalarında grevler polis ve özel güvenlik kuşatmalarıyla karşılandı. Almanya’da Amazon ve DHL işçileri, temel haklar için yıllarca süren grevler yapmak zorunda kaldı. Aradaki fark şudur. Bazı ülkelerde sendikal gelenek ve yargı denetimi daha güçlü olduğu için şirketler geri adım atmak zorunda kalabildi. Türkiye’de ise çoğu zaman hukuk, sermayenin hızına ve taleplerine göre şekillenmektedir. Bu nedenle baskı daha görünür, hak ihlalleri daha pervasızdır. Migros depo işçilerinin direnişi hukuken meşrudur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 51. maddesi sendika hakkını, 34. maddesi barışçıl toplantı ve gösteri hakkını, 49. maddesi ise devletin çalışanları koruma yükümlülüğünü açıkça düzenler. Türkiye’nin taraf olduğu ILO’nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi, sendikal faaliyeti temel bir insan hakkı olarak tanımlar. Yağmurdan korunmak için tente kurmanın engellenmesi, orantılılık ilkesine açıkça aykırıdır. Barışçıl bir eylem alanında temel insani ihtiyaçların fiilen yasaklanması, toplantı ve gösteri hakkının ihlali anlamına gelir. Bu, hukuki bir zorunluluk değil, politik ve sınıfsal bir tercihtir. Direniş alanının kuşatılması, işçilerin yalnızlaştırılması ve sembolik olarak dahi korunmalarının engellenmesi, klasik bir yıldırma yöntemidir ama bu yöntemlerin ortak bir sonucu vardır. Meşruiyet kaybı. Çünkü tarih boyunca hiçbir hak, baskıyla ortadan kaldırılamamıştır. Kapitalizm, itirazı bastırarak değil, bastırmaya çalıştıkça kendi meşruiyetini tüketerek ilerler. Migros direnişinde yaşanan tam olarak budur. Migros depo işçilerinin yağmur altındaki direnişi, bir ücret pazarlığının ötesindedir. Bu direniş, emeğin insan onuruyla bağını koparmaya çalışan bir düzene karşı kolektif bir itirazdır. Yağmur altında ıslanan yalnızca işçilerin bedenleri değildir, hukukun itibarı, sosyal devlet iddiası ve “kurumsal sorumluluk” söylemleri de ıslanmaktadır. Baskı, abluka ve hukuksuzluk bu mücadeleyi durduramaz. Çünkü bu mücadele tek bir depo için değil, emeğin görünmezleştirilmesine karşı insanlık onuru için verilmektedir. Direnen Migros depo işçilerinin yanındayız. Çünkü burada mesele bir tente değil, hangi hayatların korunmaya değer görüldüğüdür. KAYNAKÇA 1. International Labour Organization (ILO). Freedom of Association and Protection of the Right to Organise Convention (No. 87).
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
| Tüm Yazarlar |
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |