
Bir yılın sonuna daha geldik. Peki, 2024’te 2025 yılı için hayallerimiz var mıydı? Bence çok az da olsa vardı. Bu hayallerimizin ne kadarı gerçekleşti diye sorabilir miyiz? Aslında sormasanız daha iyi olur derim ben. Çünkü sorulduğu zaman rakamlar geliyor aklıma; kendimi tutamıyorum. Hani ekranlara bir damat çıkmıştı ya, ülkenin durumunu özetlerken: “Mart, Şubat’tan daha iyi olacak; Nisan ise daha olumlu geçecek. Döviz pariteleri düşecek, enflasyon canavarının ayağını kıracağız,” diye bir masal anlatmıştı televizyonlardan.
Bu çocuğa bizler hiç inanmamıştık; çünkü sözleri hiç de inandırıcı değildi. Yönetimin hemen bir kamuoyu araştırması yaparak bu sıfatın çekilmesi yönündeki tavsiyeleri saraya aktardığına inanırım. Çünkü bu çocuk — adı üstünde ÇOCUK — bir ülkenin maliyesinin teslim edilmesi konusunda herkesin sakıncalı bulduğu bir figürdü.
Hemen sonrasında maliyenin başına bir başka kişiyi atadılar. Nebati Bey’in cümleleri de aynı makamda, adeta “Bayati” makamında tınlıyor; sözleri aynı telden çalıyordu. Sanki ÇOCUK’a öğüt veren kişiler, Nebati’ye de aynı telkinleri vermiş, aynı cümleleri kurmasını sağlamışlardı. Nebati ekranlara çıkıp bu kez şu sözleri kurmuştu:
“Eylül’de bu tedbirlerin etkilerini göreceğiz, Ekim Eylül’den daha iyi olacak, Kasım Ekim’den çok daha iyi olacak; Aralık’ta ise ülkemizde enflasyon diye bir sorun kalmayacak.”
Bu terane uzun ömürlü olmadı. Mikrofonlara görüntü vermek adına kürsünün yanında, kalabalığın içinden sıyrılıp Cumhur’un sol yanında yer almasının ardından, Maliye Bakanlığı koltuğunu 4 Haziran 2023’te Şimşek’e devretti.
Şimşek’in bu görevi daha önce de yaptığını ve başarılı olmadığı için görevden alındığını hatırlarız. Çünkü ülkemin başındaki Cumhur’un sözleri herkesin zihnine kazınmıştı:
“Bunlar ekonomiden anlamaz, BEN EKONOMİSTİM.”
Bu sözlerin ardından politika faizi birkaç puan indirilmiş, döviz tavan yapmıştı. Merkez Bankası başkanları defalarca görevden alındı; yabancı sermaye gidişattan memnun olmayarak yatırımlarını çekip Türkiye piyasasından ayrıldı.
2025 yılına ait rakamları da incelemek gerekir. 1 Ocak 2025’te dolar kuru 35,28 TL iken, 31 Aralık 2025’te 42,96 TL oldu. Yani 7,68 TL kayıp yaşandı; başka bir deyişle %21,76 oranında yoksullaştık.
Euro cephesinde durum daha da vahimdir: 1 Ocak 2025’te 36,73 TL olan Euro, 31 Aralık 2025’te 50,52 TL’ye çıktı. Kayıp 13,79 TL’dir; Euro karşısında %37,54 fakirleşmişiz.
Ülke yönetiminde bulunan çok önemli bir şahsiyetin, mikrofonlardan yaptığı ve övünçle sunduğu bir itirafı da hatırlatmak isterim: “Ülkemiz eksi 12,7 büyüdü.” Bu ifadeyle halkın adeta aptal yerine konmasına tepkiliyim.
Bir başka rakam daha vermek isterim. 2024–2025 döneminde ihracat %1,3 artmışken, ithalat %2,6 artmıştır. Üreten ve ihraç eden bir ülke olmaktan çıkıp, tüketen bir ülke olma yolunda ciddi adımlarla ilerlediğimiz açıktır. Tarımda yanlış politikalar nedeniyle, bir zamanlar ihraç ettiğimiz ürünleri bugün ithal eder hâle geldik.
Basit bir örnek vereyim: MERCİMEK.
Bu iktidar döneminde ülkemize toplam 7,4 milyon ton mercimek ithal edilmiştir. Bunun 4,88 milyon tonu yalnızca 2025 yılında gerçekleşmiştir. İthalatın %80’i Kanada’dan, büyük bölümü ise Kazakistan’dan yapılmaktadır. Mercimek ambarı Gaziantep’te, yanlış tarım politikaları nedeniyle ithal mercimek yenmektedir. Ne kadar acı bir gerçek, değil mi?
Bir başka acı gerçek: KADIN CİNAYETLERİ.
2025 yılında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 315’tir. Ayrıca 267 şüpheli kadın ölümü bu rakama dâhil değildir. Kadınların hayatlarını koruyamadığımız açıktır. Erkek olarak onlardan özür diliyorum. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen bir yönetime de lanet ediyorum.
İşte böyle bir 2025 yılı yaşadık. Yanlış tarım politikalarının yanı sıra yanlış hayvancılık politikalarını da konuşmamız gerekir. Üreticiye teşvik vermeyen yönetim, yandaş et ithalatçılarına her türlü kolaylığı sağlamış, ithalata destek vermiştir. Bu işlemlerin parti yandaşlarına verildiğini düşünmekteyim. Doğal olarak insanın aklına türlü denklemler geliyor.
Bir yıl içinde SİLİVRİ adı çok sık anılmaya başlandı. Türkiye’de cezaevlerinin toplam kapasitesi 296 bin yatak iken, hâlen tutuklu bulunan insan sayısının 498 bin olduğunu biliyor musunuz?
“Burası bir hukuk devletidir” cümlesinin sürekli tekrar edilmesi, olmayan bir gerçeği varmış gibi göstermeye mi yöneliktir, diye düşünmeden edemiyorum.
İnsanların düşünce ve fikirlerini, hür yurdum insanı olarak dile getirmesine vurulan zincirin, demokrasi adına büyük bir engel olduğuna bütün benliğimle inanıyorum.
Dilerim 2026’da daha demokratik, hür düşüncenin ifade edilebildiği, insanların korkusuz yaşadığı, kadınların hayatları konusunda endişe duymadığı bir ülke oluruz diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.