
Zohran Mamdani, kendisini New York’un ilerici sesi, mazlumların savunucusu, uluslararası hukukun vicdanı olarak sunuyor. Maduro’nun yakalanmasını “savaş eylemi” ve “uluslararası hukuk ihlali” olarak nitelendirirken ağzından dökülen kelimeler ilk bakışta kulağa hoş geliyor. Ancak mesele yalnızca ne söylendiği değil, kimin söylediğidir. Ve burada sorulması gereken temel soru şudur. Sen kimsin Mamdani?
Bir belediye başkanı olarak kendi kentinde otoriter, dışlayıcı, ideolojik olarak tek sesli bir yönetim anlayışını kurumsallaştırmış, muhalefeti marjinalleştiren, kamusal alanı siyasal sadakat testine tabi tutan bir figürün, uluslararası hukuk adına ahkam kesmesi başlı başına bir çelişkidir. Bu, klasik bir küçük iktidar faşizmi örneğidir. Yerelde baskıcı, küreselde “ahlakçı”.
Belediyecilikten Faşizme Mamdani’nin Meşruiyet Sorunu mevcuttur.
Faşizm her zaman üniformayla gelmez. Bazen bisiklet yolları, çevre söylemi, sosyal adalet pankartlarıyla gelir.
Mamdani’nin temsil ettiği siyaset tam olarak budur. “Doğru” görüşlere sahip olmayanları kamusal alandan dışlayan, belediyeyi ideolojik bir filtreye dönüştüren, hukuku evrensel bir norm olarak değil, siyasal çıkar aracı olarak kullanan bir anlayış.
Bu nedenle Mamdani’nin Maduro meselesinde hukuktan söz etmesi, samimi bir hukuk savunusu değil, seçici bir hukukçuluk örneğidir. Hukuk, yalnızca ABD karşıtı pozisyonlara yarıyorsa hatırlanan, müttefik ihlallerinde sessiz kalınan bir dekor değildir.
Evet, ABD’nin Nicolas Maduro’yu askeri güçle yakalaması uluslararası hukuka aykırıdır.
Bu konuda en ufak bir tereddüt yoktur. Bir devletin başka bir devletin başkanını, BM Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın, meşru müdafaa şartları oluşmadan, iade prosedürlerini hiçe sayarak, egemenlik ilkesini çiğneyerek yakalamış olması, BM Şartı’nın 2(4). maddesinin açık ihlalidir. Bu bir “tutuklama” değil, uluslararası hukukta adı konmuş bir fiildir, kaçırma.
Ancak mesele burada bitmez. Maduro da Masum deği, egemenlik zırhınına arkasına saklanan otoriterlik mevcuttur.
Maduro’yu eleştirmek, ABD müdahalesini meşrulaştırmaz ama ABD’yi eleştirmek de Maduro’yu aklamaz.
Maduro rejimi serbest seçimleri sistematik olarak manipüle etmiş, muhalefeti bastırmış, yargıyı yürütmenin aparatı haline getirmiş, halkı yoksullaştıran bir kleptokrasi kurmuştur.
Uluslararası hukuk, otoriter liderlere sınırsız dokunulmazlık veren bir ahlak kalkanı değildir.
Ancak bu hesaplaşma, askeri baskınla, rejim değişikliği operasyonlarıyla, “Biz aldık, yargılarız” kibriyle yapılamaz.
Hukuk, güçlünün keyfi müdahalesini değil, usulü ve meşruiyeti esas alır.
Mamdani’nin Asıl Çelişkisi Hukuk Değil, Rol Yapmaktır. Mamdani’nin sorunu, ABD’yi eleştirmesi değil. Sorun, kendisini hukukun küresel hakemi yerine koymasıdır.
New York’ta Polis gücünü siyasal araç haline getiren, Belediyeyi ideolojik sadakatle yöneten, Muhalif sesleri “zararlı” ilan eden bir figürün, Venezuela halkı adına konuşması politik bir maskaralıktır.
Bu noktada “faşizm” kelimesi bir hakaret değil, bir tanımdır.
Yerel iktidarı mutlaklaştıran, farklılığı tehdit gören, hukuku araçsallaştıran her yapı faşizan bir karakter taşır. Ne ABD’nin Silahı, Ne Mamdani’nin Mikrofonu, bu mesele ne Washington’un askeri helikopterleriyle, ne de Mamdani’nin kürsüden savurduğu süslü cümlelerle çözülür. Uluslararası hukuk belediyecilerin slogan alanı değildir.
Süper güçlerin av sahası değildir. Otoriter liderlerin kalkanı değildir.
Maduro yargılanabilir ama hukuka uygun şekilde yargılanabilir.
ABD suç işlemiştir ama bu Mamdani’yi ahlaki otorite yapmaz.
Ve tekrar soruyorum.
Sen kimsin Mamdani?
Yerelde tahakküm kurup küreselde adalet dağıtanlardan biri misin, yoksa hukuku gerçekten evrensel mi görüyorsun?
Bu soruya net cevap vermeden kimsenin “uluslararası hukuk” demeye hakkı yoktur.