A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Mutluluk üzerine birkaç not daha

Kategori Kategori: Günün içinden notlar | Yorumlar 1 Yorum | Yazar Yazan: Saba Öymen | 20 Ocak 2016 05:58:54

Bu sabah bir yayınevinden eposta geldi. Reklam. Göz gezdiriyorum, Sağlık ve Mutluluk Haftası diyor başlığında. İçeriği sağlık ve mutluluk olan kitaplarda bu hafta yüzde 10 indirim varmış. Günlük yaşamla baş etmenin adım adım yollarından; size sürekli başarısızsın, tembelsin, çirkinsin diyen kötücül iç sesinizi bastırmanın yollarına değin bir dolu kitap. Bir de, mutluluk sağlıktır diyerek, sağlıklı beslenme önerileri sunanlar.

Ekimde Türkiye’deyken defterime aldığım not aklıma geliyor. Buluyorum.
“Ekim 2015 Bursa

Uyandım. Bir şey beni uyandırdı. Bir ses, bir ışık? Saate bakıyorum, sabaha karşı iki buçuk. Kalkıp pencereye yaklaşıyorum. Hiç uyumayan caddede mağaza ışıkları... Yanan sönen tabelalar. İki yönden gelip geçen arabalar gecenin bu saati için hiç de az sayılmaz. Kaldırımda birkaç kişi yürüyor. Kaymakamlık’ın bahçesindeki bankta bir kadın, bir erkek.

Camı açıyorum, azıcık hava almak, yeniden uyumaya çalışmadan önce geceyi koklamak istiyorum.

“Keyfin yerinde mi?” diye yüksek sesle sorduğunu duyuyorum aşağıdaki kadının, adama. “Mutlu musun şimdi, dediğini yaptırttın, sonunda yine senin istediğin oldu.” Adam “Sussana ne bağırıyorsun gecenin bu saatinde,” diyor. “Hadi yürü... Gidelim.” Çantasından bir sigara çıkarıp yakıyor kadın. “Sen git istiyorsan, ben oturacağım.” Adam kalkıp dolanıyor, uzaklaşmıyor. Kaymakamlığın merdivenlerine doğru yürüyor, birkaç basamak çıkıp iniyor.  Başlarını kaldırsalar, ikinci kattan onları izleyen gözlerimle karşılaşacaklar. Pencereyi kapatıyorum.

Kolay mı yaşamak, kolay mı mutlu olmak, işte yine birileri mutsuz olacak bir şeyler bulmuşlar.”


Biraz önce başlıklarına baktığım kitapların hepsini de okusak mutsuz olmak için bir şeyler buluruz. Bizde, tüm insanlarda bu duygulanma potansiyeli varken, bulmamak olası değil. Duygusuz olabilseydik, ah bir olabilseydik, o zaman görecektiniz bizi, nasıl rahat yaşardık.(!) Keder, öfke, umutsuzluk, korku, tasa, kıskançlık. Hiçbiri olmasaydı. Bir güzel olurdu ki yaşam! Dümdüz uzanır giderdi, inişsiz çıkışsız.

Mutluluk... Yaşamımız boyunca yaptığımız ettiğimiz her şeyin ardındaki amaç... Karşımıza çıkan yol ayrımlarında büyük kararları alırken olsun, günlük yaşamın ayrıntılarıyla uğraşırken olsun farkında bile olmadan onun için çabalamıyor muyuz? İstemeden, zorunlu olarak yaptıklarımız bile daha sonra, ilerde bir gün mutluluğumuza katkısı olacak diye değil mi? Doğan her çocuğa dilediğimiz, yeni evlenenlere dilediğimiz, güneş batarken bir dilek tut dediklerinde dilediğimiz, sürekli özlemi içinde yaşadığımız mutluluğu tanımlamak çok güç. Toplumların benimsediği formüller var elbette. Olabildiğince iyi eğitim almak, iyi bir eşe, iyi bir işe sahip olmak. Toplumun genel kurallarına uymak, fazla aykırı olmamak. Başkalarına iyilik yapmak. Sahip olduklarımız için minnet duymak.

Aslında bu yazıyı yazarken düşündüğüm, bir his olarak mutluluk değil. Psikolojinin alanına giren mutluluğun epeyce konuşulduğunu, popüler kültürde yeterince yer bulduğunu düşünüyorum. Bu yazı kapsamında beni ilgilendiren, gönül rahatlığı anlamında mutluluk. Esenlik duygusu. Arınmışlık hali. Bilgeliğe değilse bile olgunluğa erişebilmiş olmak.  
Epostadaki mutluluk sözü veren kitapları bırakıp, bir süre önce okuduğum üç kitaba dönmek, üç ayrı yazarın mutluluk konusunu nasıl algıladıklarına kısaca değinmek istiyorum. (İlgilenenler için kitapların özgün adları aşağıda.)

Mutluluk Paradoksu - Ziyad Marar

“Sağlık, iş ve konfora sahip olduğu halde mutsuz veya düpedüz umarsız olan çok sayıda insan bulunduğunu inkar edemeyiz,” diyor Ziyad Marar, “Mutluluk kaygısının bizim zamanımıza ve yaşadığımız yere ait bir şey olduğunu düşünüyorum. Pek çok sosyal yapı ve kutsal inanç ikna ediciliklerini yitiriyor. Son zamanlarda bir saplantı halini alan “Gerçekte ne istiyorum?” sorusu, “Ne şekilde yaşamalıyım?” sorusuna meydan okuyor.”

Ziyad Marar’ın söylediği şey, insandaki özgürlük gereksinimiyle, başkaları tarafından onaylanma gereksiniminin sürekli çatışıyor olması. Mutluluk paradoksu. Bir yandan kendimiz olabilmek, kendimizi ifade edebilmek için özgürlük peşindeyiz, öte yandan ait olma gereksinimimizin karşılanması için onaylanma arayışındayız. İkisinde birden doyuma ulaşmak, böylece mutluluğa erişmek diye bir şey söz konusu değil.

Özgürlük gereksinimi, başkalarının denetiminde olmak yerine onları denetime alma, ya da en azından onların kurallarından bağımsız olma isteğidir. Öte yandan, kurallardan bağımsız olduğumuzda, bizi izleyen, yargılayan birileri olmadığında, onaylanma, beğenilme, ait olma gereksinimimiz de karşılanmayacaktır. “En önemlisi de,” diyor Ziyad Marar, “artık bu onaylanma gereksinimi, dünyada yüzyıllardır, bazı kültürlerde halen olduğu gibi tanrılar ve gelenekler tarafından karşılanmıyor. Modern Batı toplumunda bunun tek kaynağı diğer insanlardır. Ahlak özelleştirilmiştir.”

Geçmişte, mutlu bir yaşam erdemli bir yaşam  demekti. Onaylanma erdemli olmaktaydı ve erdemli bir yaşamın ölçütleri de, dinlerle gelenekler tarafından belirlenmişti. Şimdi ise, bu kurallar yıkılmış ya da yıkılmaktayken, yargılama öteki insanlar tarafından yapılıyor.

Kendimize, başkalarının gözünden bakıyoruz, başkaları tarafından değerli kabul edildiğimiz oranda değerli hissediyoruz kendimizi. Geçmişte var olan,  yaşam boyunca seçim yaparken yol gösterici olan kuralların yok olması, mutluluğun, kendi seçimlerimize bağlı olması anlamına geliyor. Kendimizi ifade etmekte özgürüz, eskiden bizi kısıtlayan kuralların bir çoğu artık yok, o zaman mutlu olmalıyız, fakat bu özgürlük yalnızca başkaları tarafından dışlanmanın başladığı noktaya kadar.

Ziyad Marar’ın düşüncesini birkaç cümleyle özetlemek onun şu sözleriyle mümkün: “Mutluluk arayışı, doğası gereği, hayalcilikle sorumluluk arasında gidip gelen dengesiz bir devingenliğe sahiptir. Onaylanma arayışında özgür olabilecek, özgür olurken de, onaylanma arayışına girecek yürekliliği göstermeliyiz.”

Mutluluk İçin Felsefe - Mark Vernon

Mark Vernon mutluluk arayışında önemli olduğunu düşündüğü, ongunluk ve aşkınlık kavramlarından sözediyor kitabında.

Kısıtlı ongunluk, günlük yaşamda istenenleri elde etmektir. İyi arkadaşlar, mutlu bir aile, doyurucu bir iş, boş zamanlarda keyifli uğraşlar gibi benim de başta  söz ettiğim formülü oluşturan, aynı zamanda çağdaş mutluluk arayışının da özünde olan düşüncedir bu.  
Yüksek ongunluksa iyiyi arayıştır. Kaynağını günlük yaşamdaki davranışlarımızdan değil, ahlaktan, maneviyattan, dinden alır.

Mark Vernon, günümüzde mutsuz olduğumuz için mutluluğu bu denli sorguladığımızı düşünüyor. Bugün sürekli karşımıza çıkan pozitif psikoloji, reiki, yoga, meditasyon gibi akımların altında yatan neden belki de bu. Mutlu olmanın yollarını anlatan ‘self help’ kitaplarının en çok satanlar olmasının nedeni de.

Bu noktada aşkınlık kavramını önemsiyor yazar. “Aşkınlık, insan ruhunun, deneysel bulgularla ya da kanıtlarla erişilmesi mümkün olmayan anlamı ve doğruluk olasılıklarını keşfetmeye karşı duyduğu temel dürtüdür.” diyor, “Genel olarak bakıldığında dini bir anlam taşır gibi görünse de, bu yaklaşımın dinden farklı düştüğü bir nokta vardır. Bu da, aşkın olana hissedilen duyguların Tanrı’ya inanmayı gerektirmemesidir. Bu nedenle fizik ötesiyle değil, deneyüstülükle ilgilidir.”

Mark Vernon mutluluk için belli çözümler sunmanın olanaksız olduğunu, bu konuyu yalnızca tartıştığını söylerken yine de bir öneride bulunuyor: “Esenliğe iyiliğin izini sürerek ulaşabilirsiniz.”

Uyanış - Sam Harris

“Hayatı yaşayış biçimimizde onur kırıcı, küçük düşürücü bir şeyler var. Alışveriş yaparak, kavga ederek, birbirimizin ardından konuşarak, bir şeyden bıkıp başka şey arayarak, bir türlü doymak bilmeyerek mezara doğru ilerliyoruz.” diyor Sam Harris. “Bütün bu devinim arasında, bir dinginlik hali olanaklı mıdır? Manevi yaşam işte bu sorunun yanıtının evet olabileceği düşüncesiyle başlar.”

Ateist Sam Harris’le eski rahip Mark Vernon’un düşünceleri buralarda bir yerlerde kesişiyor ve  Sam Harris esenlik anlamında mutluluğun ahlaka uygun yaşamakla mümkün olduğunu söylüyor. Yaşamımızın aldığı biçim, büyük ölçüde belleğimizi nasıl kullandığımızla ilişkili olduğuna göre,  düşüncelerimizi sürekli gözlemleyerek esenliğe ulaşabileceğimizi savunuyor.

Sam Harris’e göre, düşüncelerin yalnızca birer düşünce olduğunu ayırt etmemiz önemli. Belleğimizi bir an bile boş bırakmayan, sessizliğe izin vermeyen, sonsuz bir şekilde içinde kaybolduğumuz düşüncelerimizi, bilinçli bir çabayla, farkındalıkla (mindfulness) denetim altına almak olası.

Bazen  bir yaz akşamüstünde, kumsala vuran dalgaları seyrederken, bazen bir güneş batımında, bazen bir ağacın yapraklarının rüzgarla kımıldanışını izlerken, ansızın tüm düşünceler yok olur. Pek çok kişi yaşamıştır bunu sanırım. Bir iyilik duygusu çöker insanın üzerine. Korku, öfke, kıskançlık, pişmanlık, umutsuzluk, gelecek kaygısı, geçmiş düşüncesi, hiçbiri yoktur o anda. Her şeyle, herkesle uyum içindesinizdir. ‘Ben’in olmadığı böyle bir aşkınlık halini yaşamak, birkaç saniye ya da birkaç dakikalığına bile olsa mümkünse, bunu daha sık, daha uzun süreli yaşayabilme yetimiz var demektir.

“Maneviyat, bugün akılcılıktaki ve ateizmdeki büyük boşluk.” diyor Sam Harris. “Maneviyattan akılcılığın kavramlarıyla söz etmeyi başaramadığımız sürece dünyamız dogmacılıktan, dogmalar tarafından yıkılmaktan kurtulamayacaktır.”

Sam Harris’in mutluluk için önerisi farkındalık, farkındalığa ulaşmak için meditasyon. “Hatalarınız ne denli çok olursa olsun, tam şu anda içinizdeki bir şey saf, bozulmamış ve onun ne olduğunu yalnızca siz bulabilirsiniz.” diyor.

Yazıyı bitirirken

Mutluluk inançla ilgili bir şey değil. O dine ya da bu dine inanmanın veya hiçbirine inanmamanın mutlu olmak için yetmediğinin örneklerini her gün görüyoruz. İnananlar da inanmayanlar da yaşamlarını maddeci bir devinim içinde geçiriyorlar, öyleyse mutluluk kavramını başka yerde aramak gerek diye düşünüyorum.

Bu yazı herkese, kendime de bir çağrıdır. Hepimiz kendimize sorsak...  İçimiz rahat mı? Kendimizi seviyor muyuz? Narsist ya da kibirli bir sevgiden değil, doğru olanı yapıyor olmaktan dolayı olan sevgiden söz ediyorum. Davranışlarımızın ardındaki güç nedir, hırs mı? Yarışarak  mı yaşıyoruz her günümüzü? Tüketimin ağına takılmış çıkamıyor muyuz? Hatta ağa takılmış olduğumuzun bile farkında değil miyiz?

Sorular çoğaltılabilir.

Bunları yanıtladığımızda bilinçsiz kısır döngünün dışına çıkabiliriz belki.

Ve eğer zaman zaman da olsa, sabah serinliğinde gölgeli bir yolda yürürken ya da bir gece şehir ışıklarından uzakta, koyu karanlığın üzerine serpilmiş binlerce yıldızı seyrederken, bütün düşüncelerden arınmış bir derinliği hissedebiliyorsak... İşte mutluluk oralarda bir yerde.

Saba Öymen
Ocak 2016 Sidney

The Happiness Paradox - Ziyad Marar
Wellbeing - Mark Vernon
Waking Up: A Guide to Spirituality Without Religion - Sam Harris


Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Şengün Akdoğan Gürsakarya { 19 Ağustos 2019 12:29:35 }
Birden önüme düştü ,bu yazın demek istiyorum aslında.Neden ki? sorusunun cevabı ..sendede gülümsemek olur ,bendede..Çok iyiydi. içimi açtı demek iyi olur sağolasın.ellerine sağlık.Değerli hocamı çok öptüm
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Her telefona, her tablete, her bilgisayara bir NUTUK!
Tazmanya kaplanı geri döndü…
"36 saatten az sürede 50 ila 80 milyon insanın ölümüne yol açabilir"
Yasak ama cezası yok
Cesaret bulaşıcıdır…

Türkiye, Ürdün ve BAE, Libya'ya uygulanan ambargoyu ihlal ediyor.
Avustralya medyası basın özgürlüğü için “karardı”
İspanya göçmenler için iyi bir seçim mi?
ABD IŞİD militanlarından kurtulmaya çalışıyor
Irak'ta protestolar: Neden başladı, nasıl yayıldı?

Gıda fiyatlarında yıllık enflasyon %36.9
Türkiye ekonomisi: Tünelin ucunda ışık var mı?
Ekonomik kaygı bankalar önünde uzun kuyruklar oluşturdu!
Türk Lirası tehlikeli eşikte…
Borç Hazine’nin kamçısı!!!

Lila, Lenu, Sisifos
Uzun yaşamanın sırrına erdim
Ölüme ve mezarlıklara bakış açınızı değiştirme vakti!
Yavaş seyahat nedir, nasıl yapılır?
Parkinson hastaları için umut

Leonardo da Vinci Hazar Türkü olabilir
Ay çöreği
Tarih Sizi Bekliyor! Toledo'nun Hayali!
‘Anlatamıyorum’u dünyanın en çok okunan ikinci şiiri
Zamannın ruhuna aykırı bir sergi

İnsan, Kıyısı olmayan derya - Kuşkularımı gider
Tarihsel olan nesnel olmaya kapalı mı?
Algı çok tanık tek
Bir Süreç Olarak İnsan
Ütopya: Ayakları yerde, başı gökte

Avrupa kentleri, sıcak hava dalgalarına uyum sağlamanın yollarını arıyor
Eylemsizliğin Maliyeti: 2050’de yılda 200 milyon kişi yardıma muhtaç olacak
Hayvanlar küresel ısınmaya ayak uyduramıyor!
7 ayda bir yıllık doğal kaynak kullanıldı!
Türkiye, Avrupa'nın ve ABD'nin çöplüğü oldu

Google dünyayı değiştirecek keşfi duyurdu: “Kuantum üstünlüğüne ulaştık”
Google’ın kuantum bilgisayar devrimi nedir? Dünyayı nasıl değiştirebilir?
Dünyanın ilk 5G hoteli Gold Coast’ta
Uzay yolcusu kalmasın
Yemek sanatından dövüş sanatından dem vuranlara gelsin. İşte size bilim sanatı.

Avustralyalılar bilim dünyasının yeni keşfettiği balığı yıllardır yiyormuş
Üç Cinsiyetli Bir Solucan Bir Keşfedildi
Beyin implantları: Nöral devrim mi, düşünce kontrolü mü?
Ölü bedenler çiftliği
Laboratuvarda mutant kertenkele üretildi

Bir AKP 'başarı' daha.. Okul öncesinde Türkiye son sırada
Binlerce yabancı hizmetçi internette satılıyor
En iyi emeklilik sıralaması açıklandı; Türkiye sondan 3. sırada
'Saray' da kar etmedi!
Kamu İstihdam Raporu: Her 10 kamu işçisinden 9'u erkek!

ekitaplar hediyemizdir
Donald Trump barış getirebilecek mi?
Rumeli Türküleri Avustralya’da
Doğan Özgüden : özgürlük örneği, hakiki vicdanımız
Reuter mi Karşı-Reuter mi?

T.C. !!!
Acı sentez
Düşüş
Bir Harekatın Anatomisi
Bir Çocuk Oyunu

Dünyanın İlk Destan Kahramanı: Gılgamış
Antik Çağlarda Kendi Memleketlerine Karşı Savaşan Paralı Askerler
Sümer Atasözleri ve Özdeyişler
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git