A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Romanlar: Avrupa’nın istenmeyen halkı

Kategori Kategori: Özel Dosyalar | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Aynur Çağlı | 13 Ocak 2014 09:13:49

Dünyanın en renkli ve zengin kültürlerinden birine sahip olmalarına karşın hep horlanan, dışlanan ve hatta katliamlarla yok edilmeye çalışılan Romanların yaşam mücadelesi sürüyor. Müzikleri ve danslarıyla herkesi büyüleyen Romanların bir bölümü göçebeliği bırakıp yerleşik yaşama geçti. İnsanlık dışı koşullardan ve baskılardan kaçarak batıya sığınan Romanya, Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan ve Çek Romanlarını ise hiç kimse istemiyor. Batılı devletler Romanlardan tek kelimeyle nefret ediyor.

Filmlerdeki Roman (halk dilinde Çingene) tiplemeleri genelde bıçkın, çapkın, kavgacı ve mutlaka eli bıçaklı yankesici erkekler ile güzelliği, cinselliği, dansları ve şarkılarıyla masum erkekleri baştan çıkaran şuh kadınlardan oluşuyor. Gerçek hayata gelince, gamsız, arsız, ayyaş, vur patlasın çal oynasın, hırsız, nursuz ve kafir gibi aşağılayıcı yakıştırmalarla karşılaştırınca filmlerdeki karekterler masum kalıyor.

Romanların etnik kimliği

Romanların kökeni bir zamanlar Pakistan ile Afganistan’ın bir bölümünü kapsayan Hint topraklarına dayanır. 2012 yılında gerçekleştirilen genetik araştırmalar bu tezi doğrulamıştır. Vatanlarını niçin terkettikleri konusunda farklı teoriler bulunmaktadır. En yaygın teori, İslam dinini ilk kabul eden Gazneliler Devleti’nin (963-1187, bugünkü Afganistan ve Doğu İran topraklarında) kurucusu Gazneli Mahmut’un (967-1030), Hindistan seferi sırasında 500 bin Hintliyi esir aldığı, toplumun en alt sınıfını oluşturan Romanları da köle olarak ülkesine götürdüğü yönündedir. Acem şairi Firdevsi’nin Şahname adlı epik eserine göre, 12 bin Luri (Farsça’da Roman) 420 yılında yurtlarını terkederek dünyaya yayıldılar.
 
Yüzlerce yıl önce yurtlarını terketmek zorunda kalan ilk Romanlar, İran ve Anadolu üzerinden ilerleyerek önce Bizans topraklarına vardılar. 14. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş tüm Avrupa’ya yayıldılar. Bu tarihlerde kaleme alınan kitaplarda, atlı konvoylar halinde hareket eden ve durdukları her yerde ekonomiye katkıda bulunan çingene kavimlerinden sözediliyor. 17., 18. ve 19. yüzyıllarda doğuya yolculuk eden batılı ressamlar, yolda karşılaştıkları Roman konvoylarını romantik illüstrasyonlarla Avrupalıya tanıttılar.


Bakırcılık, kalaycılık, sepetçilik ve demircilik gibi işlerde ustalaşan Romanlar, müzikleri, dansları, cambazlık ve falcılıklarıyla gittikleri her kasabayı ve kenti canlandırıp şenlendirdiler. Biraz uzun kaldıklarında çiftliklerde ve her türlü ağır işte çalışıp çetin yolculuklar için para biriktirdiler.



Nazilerin Roman soykırımı

Hiç durmadan çalışan, beş dakikasını dahi boş geçirmeyen bu çalışkan insanlar, sadece farklı bir yaşam tarzına sahip oldukları, farklı giyindikleri ve farklı göründükleri için yüzyıllar boyunca hor görüldü, ayrımcılığa uğradı. Hitler, Yahudilerin yanısıra Romanları da gaz odalarında, işkenceyle ve kurşuna dizerek katletti. Romanların ‘Porajmos’ (Parçalanma) dedikleri soykırım bile onları yıldırmadı.

1935 yılında Nuremberg yasalarıyla Almanya’daki Romanların vatandaşlık haklarını ellerinden alan Nazi yönetimini işbirlikçi Hırvatistan, Romanya ve Macaristan izledi. Bu ülkelerde savaştan önce ne kadar Roman yaşadığı kesin olarak bilinmediğinden katliama uğrayanların 1 ila 1.5 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Orta Avrupa’daki Roman katliamı ve baskılar öylesine acımasızdı ki, o güne dek kullanılan ‘Bohemian Romani’ dili de yok edildi.

Dünyada 15 milyon Roman yaşıyor

Köklü geçmişleri ile Amerika kıtası da dahil tüm dünyaya yayılan Romanların nüfusunun bugün 15 milyon civarında olduğu sanılıyor. Her ülkede farklı isimlerle anılan Romanlar, Yunanca’da ses olarak çingeneyi çağrıştıran ‘Çinganos’, Romanya’da ‘Tigani’, İtalya’da ‘Çingali’, Fransa’da ‘Tsiganes’, ‘Gitan” ya da ‘Manuş’, Mısır’da ‘Nuri’, İngiltere’de ‘Gypsy’, Slav dillerinde ise ‘Çigani’ gibi isimlerle adlandırılıyor. Tüm bu isimlerin aşağılayıcı unsurlar içermesi nedeniyle Avrupa Konseyi, 2010 yılında hangi ülkede yaşarsa yaşasın  bu etnik grup için ‘Roman’ sözcüğünün kullanılmasını kararlaştırdı.



Türkiye’de yaşadıkları yöreye göre farklı isimlerle adlandırılan bu etnik grup, eski Türkçe’de Kıpti olarak biliniyor. Bugün Türkiye’deki Roman nüfusunun 500 bin ila 750 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Avrupa’da en fazla Roman yaşayan ülke İspanya (650 bin, nüfusun 1.62’si). Ardından 621 bin Romanın yaşadığı (nüfusun yüzde 3.2‘si) Romanya, Fransa (500 bin, yüzde 0.79) ve Bulgaristan ( 370 bin, yüzde 4.6) geliyor. Macaristan, Slovakya, Rusya, Ukrayna ve Balkanlar’da da önemli bir azınlık oluşturan Romanlar Avrupa’nın her ülkesinde görülüyor.

Avrupa’daki baskılardan ve yoksulluktan kaçan Romanlar, 19. yüzyıldan itibaren ABD’ye ve Güney Amerika’ya göç etmeye başladılar. ABD’de 1 milyonu aşkın Roman yaşıyor. Güney Amerika’da en fazla Brezilya’ya yerleşen Romanlar (800 bin kişi) oradan komşu ülkelere yayıldılar. Romanlar genelde yaşadıkları ülkenin dilini konuşuyorlar. Bu arada yaklaşık iki milyon kişi Romani dilinde konuşmayı sürdürüyor.

Romanlar, dil seçiminde olduğu gibi din seçiminde de yaşadıkları ülkeye ayak uyduruyorlar. Türkiye’deki Romanların nerdeyse tamamı Müslüman, aralarında Alevi olanlar da var. Eski Osmanlı toprakları içerisinde yer alan Bosna-Hersek, Arnavutluk, Mısır, Kosova, Makedonya ve Bulgaristan’daki Romanların çoğunluğu da İslam dinini seçmiş bulunuyor. Osmanlı döneminde Müslüman olan Sırbistan’daki Romanların bir bölümü daha sonra Ortodoksluğa geçti. Dinsel gelenekleri aynı dini paylaştıkları insanlardan farklı olan Romanlar bu nedenle, Türkiye dahil birçok ülkede dinsizlikle ya da kafirlikle suçlanıyorlar.

Romanların çoğu esmer tenli, kara kaşlı ve kara gözlü olmakla beraber birçok Avrupa ülkesinde ve Rusya’da sarışın, mavi ve yeşil gözlü Roman toplulukları bulunuyor. Bir yandan gelenek ve göreneklerini yaşatırken diğer yandan yaşadıkları topluma entegre olan Romanların tipleri ve yaşam tarzı hakkında genelleme yapmak gün geçtikçe zorlaşıyor.

Ayrımcılıktan, yoksulluk ve çaresizlikten Almanya, İtalya ve Fransa gibi ülkelere kaçan Romanyalı, Macaristanlı, Sırbistanlı, Çek ve Bulgaristanlı Romanların sayısı her geçen gün artıyor. Bu ülkelerden gelen göçmenlerin büyük çoğunluğu yüksek öğrenim görmüş, meslek sahibi kişiler. Bunlara tüm kapılar açık, Romanlara ise kaçak ve adeta cüzzamlı muamelesi yapılıyor. Ya devletin Romanlar için kurduğu berbat kamplarda ya da en yoksul mahallelerdeki terkedilmiş, bakımsız ve kırık dökük binalarda yaşamaya mecbur bırakılıyorlar. Çocuklar pislik içinde tacizin, şiddetin ve olayların hiç eksik olmadığı ortamlarda yetişiyor.



Neo-Nazilerin 1 numaralı düşmanı

Almanya’daki ırkçı gruplar son yıllarda en fazla Romanları hedef alıyorlar. Der Spiegel dergisi son sayısında Romanların Avrupa’daki sıkıntılarına yer veriyor. Duisburg’un Rheinhausen semtindeki sekiz katlı eski binanın tamamında Romanlar yaşıyor. ‘Sorunlu bina’ ya da ‘Korkunç Bina’ deyince herkes nereden söz edildiğini biliyor. Geçen yılın ilk dokuz ayında gerçekleşen 277 suçtan bu binada oturan Romanlar sorumlu tutuluyor. Bunu fırsat bilen aşırı sağcı gruplar binanın önünde gösteriler düzenleyip, internet üzerinden yaptıkları yayınlarla bu binayı bombalamak gerektiğini vurguladılar. Bu çağrıya 1690 kişi ‘liked’ notu düştü. Sonunda yetkililer Neo-Nazilerin fazla ileri gittiğine karar verip siteyi geçen Ağustos ayında kapattılar. Bu belalı binada yaşayanlar yine de, “En azından çocuklarımız okula gidiyor.” diyerek kendilerini avutuyorlar.

Almanya’nın kendi Roman azınlığı Sintiler, Fransa’daki Manuşlar ve İspanya’daki Kaleler topluma entegre olduklarından rahat bırakılıyor. Sorun, Romanya, Bulgaristan ve Sırbistan’daki Romanlar. Toplumun en alt, en yoksul, en eğitimsiz ve en fazla ayrımcılığa uğrayan kesimini oluşturan Romanlar kendi ülkelerinde barınamayınca daha iyi koşullarda yaşamak umuduyla batı Avrupa ülkelerine kaçıyorlar.

Zorla sınırdışı

Fransız yetkililer, 2010 yılında 51 Roman kampını dağıtarak geldikleri ülkelere geri göndermeye başladılar. Fransa’nın bu tutumu Romanların, insan hakları savunucularının ve bazı Avrupa ülkelerinin sert tepkisine yolaçtı. Sosyalistlerin iş başına gelmesi de durumu değiştirmedi. Sadece 2009‘da 10 bin Romanı sınırdışı eden Fransızlar zorla sınırdışı etme uygulamasına aynı hızla devam ediyorlar.

Sırbıstan’daki Romanların hali içler acısı. Belgrad’ın varoşlarından Antena’da 600 Roman yaşıyor. Gecekondudan farksız evlerde su ve tuvalet yok. Toprağa eşilmiş delikler tuvalet olarak kullanılıyor. Tüm mahalle idrar kokuyor. Sırp hükümeti Romanları yok sayıyor. Onlara yönelik tek bir hizmet dahi yok. Birleşmiş Milletler (UN) Kalkınma Komisyonu, 11 Avrupa Topluluğu üyesi ülkedeki 80 bin Roman’ın yaşam koşullarıyla ilgili bir araştırma yaptı. Sonuç diğer Doğu Avrupa ülkelerindeki Romanların halinin Belgrad’dakilerden farklı olmadığını, yüzde 90‘ının yoksulluk sınırının altında yaşadıklarını ortaya çıkardı.

Roman kadınların kısırlaştırılması

Romanlar yalnızca yoksulluktan kaçmıyorlar. Romanya’daki sağcı bir grup geçen yıl Roman kadınlarının zorla kısırlaştırılmasını istedi. Bulgaristan’ın başkenti Sofya’daki kitlesel gösterilerde Romanlara yönelik nefretin ırkçılık boyutunu da aştığı görüldü. Çek Cumhuriyeti’nde Romanların bir genci dövdüğü iddiası üzerine sokaklara dökülen göstericiler, “Romanları gazlayın!” sloganları attılar. Çekoslavakya, 1973’ten itibaren Roman kadınlarını zorla kısırlaştırmaya başladı. Muhaliflerin bu uygulamanın soykırım olduğunu tüm dünyaya duyurmaları üzerine kısırlaştırmalar gizli olarak 2001 yılına kadar sürdürüldü. 


Macarlar daha da ileri gittiler. Sağcı Macar Başbakanı Viktor Orban, halkı resmen Romanlara karşı kışkırttı. İktidar partisinin kurucularından biri olan Başbakan’ın yakın dostu Zsolt Bayer, “Çingenelerin çoğu toplu yaşamaya uygun değildir. Gördükleri herkesi becermek isterler. Direnişle karşılaşırlarsa öldürürler. Bu çingeneler hayvandır, hayvan gibi davranırlar. Hayvanlar yok edilmeli. Biri bu sorunu ne pahasına olursa olsun kökünden çözmelidir.” diyerek nefretini dile getirdi.

2011 yılının Mart ayında Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye yakın bir Roman mahallesini haftalar boyunca işgal eden aşırı sağcı protestocular, sokaklarda yürüyerek halkı tehdit ettiler. Hükümet uzun süre sessiz kaldıktan sonra insan hakları örgütlerinin tepkisi nedeniyle olaya müdahele etmek zorunda kaldı. Mahallenin yerel yöneticisi, Roman kadınların kısırlaştırılmasını talep etti. Roman çocuklar okulda ayrı bir kata yerleştirildi. Bu ve benzeri olayları duyunca Romanların niçin kendi ülklerinde barınamadıklarını anlamak hiç de zor değil. Ama işin kötüsü sığındıkları ülkelerde de aynı muameleyle karşılaşıyorlar.


İtalyanlar, Romanları toplumdan uzak tutmak için tellerle çevrili, kameraların yerleştirildiği mahallelerde yaşamaya zorluyor. Başkent Roma’nın uzağında, tamamiyle tecrit Salone mahallesindeki konutlar 3mx7m boyutundaki konteynırlardan oluşuyor. Bu konteynır kentte 500 aile yaşıyor. 30 metre karelik bir mekanda 6-7 kişi kalıyor. Farelerin cirit attığı azınlık mahallesiyle utanmadan övünen İtalyan Hükümeti’ne göre ortada bir sorun yok.


Uluslararası Af Örgütü, politikacıların Romanları doğal felaket gibi gördüklerini söylüyor. Geçen yaz Cenova Belediyesi’nin Başkan Yardımcısı, “Deniz anaları tıpkı Çingeneler gibidir. İşe yaramaz ve her zaman baş belası.” dedi. Avrupa Birliği, artık çığırından çıkan Roman düşmanlığını görmezden gelemediği için 2010 yılında konuyu görüşmek üzere bir zirve düzenledi. İspanya’nın Cordoba kentinde toplanan zirveye sadece üç ülkenin iç işleri bakanları katıldı. Alman bakan bir temsilci göndermekle yetindi. Zirveden sonra AB üyesi ülkelerden soruna ilişkin stratejilerini içeren bir rapor sunmaları istendi. Almanya’nın raporu ne denli kayıtsız olduklarını çok iyi özetliyordu. Göçmenlerin entegrasyonunda sorunlar yaşandığı belirtilen raporda. “Romanlar için özel bir stratejiye gerek yok.” deniliyordu. AB başka konulara gelince üye ülkelere sözünü geçirebiliyor ama Romanlar söz konusu olduğunda hiç kimse yerinden kıpırdamıyor.

Türkiye Romanları

Romanlar, Bizans’tan bu yana Türk topraklarında yaşıyorlar. 9. yüzyıldan beri Ege bölgesinde yaşadıkları tarihi belgelerle kanıtlanmış bulunuyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde asıl olarak Rumeli’ye yerleşen Romanlar’ın bilinen en eski yerleşim yeri Sulukule’dir (İstanbul’un Fatih semtinde büyük bir mahalle). Sulukule’deki Roman yerleşimi, mahalle sakinlerinin ve birçok sivil toplum örgütünün çabasına karşın kentsel dönüşüm adına yok edildi. 2005 yılındaki Bakanlar Kurulu kararının ardından 2006 yılında kamulaştırılan Sulukule’nin Roman geçmişi tümüyle silindi. Bir zamanlar İstanbul’un turistik ve otantik eğlence merkezlerinden biri olan Sulukule, Adnan Şenses, Kibariye ve Hüsnü Şenlendirici gibi birçok sanatçı yetiştirdi. Yerini sevimsiz TOKİ konutlarına bırakan eski ve viran Sulukule evlerinden geriye ne yazik ki yalnızca hüzünlü fotoğraflar kaldı.

Türkiye’deki Romanlar başta Marmara, Ege ve Akdeniz bölgeleri olmak üzere ülkenin her yerinde dağınık olarak yaşıyorlar. Halk arasında Çingene olarak tanımlanmalarına karşın değişik yörelerde farklı isimlerle anılıyorlar. Çingen, elekçi, esmer vatandaş, arabacı ve poşa gibi isimler de kullanılıyor. Osmanlı döneminde Romanlara Kıpti denilirdi. Bu sözcüğe eski nüfus cüzdanlarında da rastlanıyor.

Yerleşik düzene geçen bazı Romanların aslını inkar ederek genel topluma entegre olma çabalarının nedeni ise, uğradıkları ayrımcılık ve aşağılanmadır. Romanların etnik kimliklerini gizlemelerinin bir başka nedeni de, yanlış ve çirkin bir halk inancıdır. Bu inanca göre Hz. İbrahim’in mancıklanması sırasında şeytana uyan bir bacı ile kardeş onu kurtarmaya çalışan melekleri engellemek için zina yaparlar. Bu kardeşlerin adı ‘çin’ ve ‘gen’dir ve onların birleşmesinden Çingene ırkı türemiştir. Bu korkunç rivayetin hala ortalıkta dolaştığı söyleniyor.

İstanbul’da 150 bin Roman’ın yaşadığı tahmin ediliyor. Bunlar genellikle müzisyenlik, çiçekcilik, hurdacılık, çöp ve kağıt toplayıcılığı, demircilik ve demir işçiliği, hamallık, falcılık, cambazlık, temizlikçilik, at arabacılığı, bakırcılık, bohçacılık, tombalacılık, ayakkabı boyacılığı, cami avlularında kuş yemi satıcılığı, dilencilik, işportacılık, pazarcılık, inşaat işçiliği gibi çok farklı işlerden geçimlerini sağlıyorlar. Birçok Roman’ın kapkaçcılık, hırsızlık ve uyuşturucu satıcılığı yaptığı iddiası ise oldukça abartılıdır. Romanlarda suç oranı diğer gruplardan farklı değildir. İstanbul’un ardından Romanların en fazla yerleştiği kentler İzmir, Edirne, Tekirdağ ve Bursa’dır.

Osmanlı döneminde Romanlar için çeşitli düzenlemeler yapılarak, gezip konaklayacakları yerler belirlendi ve dolaşımları sıkı denetim altına alındı. Ayrıca vergi yükümlüklerini düzenleyen birtakım kararlar çıkartıldı. Çeribaşılık sistemiyle her topluluğun başına bir lider ataması yapıldı. Bunun asıl amacı denetimi sağlamak olsa da devletin işini kolaylaştırdı. Bir de suç işleyen Romanlara diğerlerinden daha fazla ve daha ağır cezalar verildi. Bütün bu düzenlemelerle Osmanlı topraklarında yaşayan Romanlar resmen etnik bir azınlık olarak tanındılar. 



Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Romanları hiçbir zaman etnik bir azınlık saymadı. Romanların göçerliği yaşam tarzı ekonomiye olan katkıları ve eğlence sunmaları nedeniyle hoş görüldü. Ancak suç söz konusu olduğunda acımasız cezalar uygulandı. Vatandaş olmalarına rağmen bir vatandaş gibi değil, bizden olmayan ‘ötekiler’ ve ‘alt sınıf’ muamelesi gören Romanlar, her zaman kıyıda kenarda, her kentin, her kasabanın eteklerinde ve varoşlarda yaşamaya zorlandılar. 

Türkiye Romanlarının Avrupalı soydaşlarından en büyük farkı örgütsüz olmalarıdır. Romanların haklarını savunan gerçekten güçlü ve etkin örgütler olmadığı gibi saygın ve ünlü Romanların sözcü rolü üstlenmemesi önemli bir eksiklik sayılıyor. Romanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hak ve özgürlüklerinin korunması vatandaş statülerinden ötürü anayasa ile garanti altına alınmış görünse de, gerçek hayatta ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar.

Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerdeki Romanlarla karşılaştırınca Türkiye’deki Romanların durumu daha iyi gözükebilir ancak haklar, özgürlükler ve fırsat eşitliği açısından çok kötü durumda oldukları bilinen bir gerçek. Her koşulda yaşadıkları ülkelere katkıda bulunmaya devam eden Romanlar, böylesine acımasız bir muameleyi ve adaletsizliği asla haketmiyorlar.
 

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 7 / 6 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış




Tuna Nehri’nin kıyısındaki demir ayakkabıların hikayesi
“Ya Hıristiyan veya ateistler haklıysa?"
'Deizmin yaygınlaşmasının sorumlusu siyasetçiler'
500 TL'ye 'noter onaylı' üniversite diploması!
Türkiye’de bir işçinin hayatının bedeli 6 bin lira!!!

Türkiye'de son seçim anketi açıklandı.
Gel de bu başkanın sözüne inan!
Başbakan seçilemeyen Paşinyan'dan genel grev çağrısı
Kaynak sorunundan bahseden hükümetten seçim atağı!
'Türkiye iş kazaları ve meslek hastalıklarında dünya 3'üncüsü, Avrupa 1'incisi'

Seçim ekonomisinin 2018 ve 2019 yıllarına etkisi ne olacak?
Türkiye'de Merkez Bankası, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a kulak asmadı
Türkiye'den 1.1 milyar dolar yerli sermaye kaçtı
6 sıfırlı lira daha güçlüymüş!
Büyük başarı : Dolarda hedef 1.97'ydi 3.92 oldu

ÇOCUK
Tek kullanımlık naylon poşetleri tüm mağazalarından kaldırıyor
Kadınlık hallerı, yaşanmışlıklar : Oğlum ölüyor galiba
Dünyanın en eski şişe mesajı Avustralya'daki kumsalda bulundu
Çocuk gelin sayısında utandıran birincilik

Türk Mitolojisinde Erlik Hanın Yeri Tasviri ve Kökeni
Nebil Özgentürk’ün gözünden: 11 dakikalik Aydin Boysan belgeseli
Robert kolej’de
İnsanlığın Karanlık Yüzü
Tarih ateizm’in insanlar için din kadar doğal olduğunu gösteriyor

Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…
Umut: Canlanan ve Canlandıran Yaşam Enerjisi
Bilmeden İdeolojikleşmeye
Özgürlük Sorumlulukla - Zorunluluk Sınırla

Yağma ve talanın süresi 49 yıla çıktı
Mercan kayalıkları için 400 milyon dolar
Dünya’nın 6.kitlesel yokoluş olayının eşiğinde
Bu banklar havadaki kiri küçük bir ormandan daha fazla çekiyor
20 yıl sonra Türkiye …!

Kripto para üretiyor olabilirsiniz!
Milyonlarca kişi cep telefonu ile tehlikede!
'Milyonlarca insanın kişisel verileri, ticari ve siyasi amaçla kullanıldı'
Güneş küresi icat edildi!
Robotlar işinizi elinizden alacak mı?

50.000 yıl önce Avustralya’ya ulaşan ilk insanlar gemilerle geldi
Yaratıcı olmak şizofreni riskinizi yüzde 90 arttırıyor
İnsanlar niçin et yemeye başladılar?
DNA’mızın ne ırkı var, ne de milliyeti
Avustralyalı Aborijinler, bilinmeyen bir “insan” türünün DNA'sını taşıyorlar.

15 yılda 20.447 işçi “iş kazalarında” can verdi
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 157. sıraya geriledi
AB Komisyonu'ndan tüm zamanların en olumsuz Türkiye raporu...
İslam’da hile: Yeter ki kitaba uydur!
Türkiye'yi kanser eden ürünleri devlet gizledi!

Firavunlar ölür firavunluk kalır
2018’de Mayıs 68
Kürt sorununu cesaretle biz çözeriz!
Her tasavvuf üstadı biraz Freudyendir
Gözaltındaki köle işçiler: Göçmenler

İşletme
Tırnak İçinde
Çatıda Çatlak
Edebiyat Notları, Mart - Nisan
HAD...

Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan
Osman Hamdi Bey.
Ahilik
Nogay Türklerinden Atasözleri


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git