A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Bir film, bir kitap, bir anı

Kategori Kategori: Makale | Yorumlar 1 Yorum | Yazar Yazan: Berna K. Mutlu | 30 Temmuz 2022 20:04:38

Bugün sosyal medyadan ustalık alanı ile ilgili paylaşımlarını zevkle takip edip, yazılarını çok severek okuduğum astroloğun sayfasında bir tartışmaya denk geldim. Mediha Hanım erkeklerle kadınlar hakkında espri olması niyetiyle, hafif bir yazı paylaşmış, bu paylaşımın üzerine birçok kadın bu latifeye kendince katıldığını belli eden sözcükler ve görsel karakterlerle destek vermişti. Aslında her yazının altındaki yorumları okumak adetim değildir. Ama uzun bir yazı gözüme çarptıysa, hele ona birçok yorum eklendiyse, merakımı cezbeder ve okurum. Yine böyle oldu ve gerilim dikkatimden kaçmadı..



“Hayatı ve kendimizi sevebilmemiz için yanılabilir olduğumuzu kabul etmemiz lazım”

Kierkegaard

Tartışmalar hem nabzımı yükseltir, canımı sıkar, tüm hayat enerjimi soğurur, insan canavarına güvenimi yerle yeksan eder çoğu zaman- hele şiddetli bir dil ve tutum içeriyorsa- hem de oralardan uzak tutamam kendimi oldum olası. Kavgaları zevkle izleyen yığınların içindeki insanlardan biri gibi olduğum düşünülmesin. Bir had bilmezlik varsa o da sadece sorunu çözmesi gereken kişiymişim gibi sorumlu hissetme saflığımdandır (budalalığımdan da denebilir) Nerede bir ses yükselse ya araya girme ya güvenlik güçlerine haber verme ya da ağlaya ağlaya bağırma eğiliminde olurum. Kimsenin kimseye zarar vermesine dayanamayan birçok kişinin olaya gözünü kapatıp kaçmayı yeğlediği bir dünyada, başıma iş açacak durumların içinde de bulmuşluğum vardır. Boyu boyumu geçen delikanlıların aralarına girip tekmeler yumruklar havada uçuşurken ayırmaya çalışmaktan, trafikte birbirinin gırtlağına yapışanlara yalvarmaya kadar saçma durumlar. Otuzlu yaşlarımda arabuluculuğu (mediasyon) öğrenmek büyük bir zevk vermişti. Sorun yaşayan herkese bulaşıp uzlaştırmak isterdim.  Neye alakan yüksekse mıknatıs gibi çekersin hesabı, yıllar önce İstanbul’da kapımın önünde yaşanan mafya hesaplaşmasında silahlı saldırıya uğrayan iki kişinin ölümünü engelleyememekten ötürü uzunca bir süre suçluluk duymuştum. “Daha erken polisi arasaydım” düşüncesinden daha derin bir suçluluktu bendeki. İnsanoğlunun bütün tehlikeli yanlarının insanlığımdaki mümkünlüğünden utanç içerikliydi. Küçük bir çocukken tüm kötü kahramanlarla gerekli konuşmayı yaparak ya da gerçek hayattaki tüm kötülük yapan insanları etkileyerek kötülüklerinden caydırabilecek gücüm olduğuna inanırdım. Aslında herkesin içinde uyandırılmayı bekleyen bir iyilik olduğunu düşündüğümden mi bilemiyorum. Ama hayatta bana kötü muamelede bulunan herkese anlayış gösterebilecek bir yanım olduğuna uyandıran şeyler yaşadıktan sonra anladım ki bunun kökleri de birçok şey gibi çocuklukta yerleşen ve kişiliğini oluşturan unsurlardan.

Ne hikmetten olduğunu sonradan anladım ki; hep haklıyım diyen insanlara çekilmek, haklılıklarını onaylayacak sebepler bulmaya çalışmak nasıl büyütüldüğünle de çok alakalı. Empati sandığımız şey, yanlış yapmayı yanlış olmak zannettiği- değer problemi olarak algıladığı için, özeleştiri yapamayan, hatalı olabileceğini kabul edemeyen herkesin bize kendimizi yanlış hissettirecek tahakkümü kurması. Kimse kimseyle boş yere karşılaşmıyor. Trafikte, okulda, alışverişte, dostlukta, aşkta kimle muhatapsak karşılıklı aynalık, çekim yasası. Her şeyi düzeltirsem, hep doğru olursam sevilmeyi hak ederim sanısı narsistik özellikler barındıran bir bakım veren ile büyümenin hediyesiymiş. Hediye olarak algılamayı yeni seçebiliyorum. Çünkü zorlandığımız her konu güçlendiren bir unsura dönüşüyor. Tabii seçimin bu yönde olursa! Böyle büyüyen çocukların kendilerine aynı döngüleri yaşatacak ilişkileri seçmesi tesadüf değilmiş. Benim istediğim gibi olursan seni severim diyen, yanlışı hep dışarıda bulan, kendinde olanı şefkatle karşılamadığı için kimseye anlayışla yaklaşamayan, her şeyin en doğrusunu bildiğine inanan,en kötü şeylerin hep onun başına hep başkaları tarafınca geldiğini düşünüp öfke duyan,  kardeşine bile güvenmeyen, başkalarının duygularına odaklanamayıp hep kendi istek ve ihtiyaçlarıyla ilgilenen, kendini çok beğenen, başarısız olduğu konulara asla dayanamayan, eleştiri ve akıl almayan, kendini korumak adına kalbini soğutup en sevdiğim dediğine bile mesafelenebilen, bir an yüksek duygularla yükselip başka bir an yerlere yapışan motivasyonuyla yanındakileri de aynı şiddette dalgalandıran, dürtülerini kontrol edemeyen, intikamcı insanlar da boşuna öyle olmuyor. Görülmek, kabul edilmek, sevilmek, onaylanmak için onlar da  kusursuzluk ideali veya yüksek beklentilerle çırpındıkları bir geçmişten geliyorlar. Kimse onları anlamıyor onlara göre ne yazık ki. Onlar da anlatmaktan vaz geçiyorlar. Bir yerde geçmişten ne aldığımıza bakıp, geleceğe ne aktarmak istediğimize karar versek ve bu karar doğrultusunda davranmaya çalışsak döngüyü kırabiliriz. Geçmişi değiştiremesek de üzerimizdeki etkisini yeni nesiller üzerinde farklılaştırmak olası.

Bugün hoşuma giden şey, ilk başta anlattığım o yazışmalarda tırmanan gerilimin nezaket ve iyi niyetle düzeldiğini görmek oldu. Paylaşımı beğenmediğini nazik bir yolla belirttiği halde alaya alınan bir adam, hiç üslubunu bozmadan alındığını dürüstçe belirtti. Fikrini söyledi diye sert eleştirildiğini görmek bende de destekleme ihtiyacı uyandırmıştı. Neyse ki Mediha Hanım alaya alan, ağır bir dille eleştiren kadına fazla ileri gittiği bir yorum yaptığını yine esprili ama zarif bir dille söyledi.. Kadın yaptığının yanlış oluğunu kabul edip özür diledi, niyetinin kalp kırmak olmadığını, dilde hatalı olduğunu kabul edince, alınan adam özürü tevazu ile kabul edip yumuşadı. Her şey tatlıya bağlanınca boyun kaslarımda gevşeme hissettim.

Binlerce yıldır insan insana kendi doğrusunu kabul ettirecek diye, yanlış anladığı için, cehaletinden, hırsından, kibrinden, sınır bilmezliğinden kabalık ediyor. Güya birbirimizi seviyor oluyoruz, kalbimiz temiz oluyor, niyetimiz bozuk olmuyor. Yanlış anlaşılmasın, kendi yaptıklarımı düşününce de rahatsızlık duyuyorum. Çünkü bir yerde en kolay bulaşan ve yerleşen şey negatif olan. Beyin olumsuzu tekrarlamaya meyilli. Üstelik bu da en ilkel neden olan kendini koruma ve hayatta kalma dürtüsünden. Biyolojik varlığımız ve kurduğumuz medeniyetlerdeki doğa karşısındaki gücümüz ve üstün yanlarımızla “insan” olamadığımıza kesinlikle katılıyorum. Bizi insanlık mertebesine taşıyan en önemli yanlarımızdan biri özkontrolümüz ve içgörümüz bence. Yanlış da yapabilen bir canlı olduğumuzu ve bunu kabul etmenin insanlık ödevimizin ilk adımı olduğunu görmemiz gerekiyor. Hep haklı olmaklığımız bizi öncelikle kendi mutluluğumuzdan ediyor. Hakkımız olduğunu düşündüğümüz yerlerde başkalarının bazı haklarını yok sayarak kendimizi savunduğumuzu, yanlışa yanlışla cevap verdiğimizde koca bir çıkmaza sürüklendiğimizi görmemiz gerekiyor. Tarihte kutsal davalar uğruna ne yozluklara imzalar atılmış hala şaşkınlıkla karşılıyorum.

“Kainatta büyük ve zarafetli olan her şey tek bir düşünceden ya da duygudan meydana gelmiştir. Günümüzde gördüğümüz ve geçmiş kuşakların yaptığı her şey, ortaya çıkmadan önce bir erkeğin aklında bir düşünce ya da bir kadının yüreğinde bir dürtüydü. O kadar çok kan dökülmesine neden olan ve insanların aklına özgürlük fikrini sokan devrimler binlerce insanın içinde yaşamış, tek bir insanın düşüncesinden ortaya çıkmıştı. Büyük krallıkların yıkılmasına sebep olan büyük savaşlar bir kişinin aklında ortaya çıkan bir fikirdi. İnsanlığın gidişini değiştiren üstün öğretiler, çevresinden dehasıyla ayrılan bir insanın düşüncesiydi. Tek bir düşünce piramitleri inşa ettirdi, İslamiyeti kurdu, İskenderiye kütüphanesinin yanıp kül olmasına neden oldu” diyor, Halil Cibran, Kırık Kanatlar’da.

Ben henüz Danimarka diye bir ülke bilmezken, o ülkede soyadının anlamı mezarlık olan Kierkegaard adlı bir filozof tanımazken, o filozofun felsefesinde İbrahim Peygamberin anlatımından habersizken, büyükannemle yaşadığım evin duvarlarından birinde İsmail’in babası tarafından kurban edilmek üzere olduğu sahne ile ürperiyordum küçük yaşımda. Allah’tan büyükannem İbrahim’e gönderilen koç ile çocuğun kurtulduğunu anlatıyordu. Ama hiç silinmedi o titreme hafızamdan. İşte o titremeyi konu alan filozofla tanıştığımda azıcık aklımı kendimizi, en sevdiğimizi, neye kurban ettiğimizi anlamaya adadım. Ergenlikte kendimce kavga edip küsüşümü saymazsak hep inançlı biri oldum. Ama sorgulamaktan da hiç vazgeçmedim. Benim Allah’tan dediğim ile kendi zanlarımı ayırabiliyor muyum diye sorguladım. Daha da önemlisi, benim Allah’ım, beğenmediğimin de Allah’ı değil miydi? Beni hor gördüğümden üstün tutan neydi?  Ben kimim ki O’nun kulum diye affettiği ve sevmekten vaz geçmediğinden O’na daha yakın olduğumu sanıyorum? En azından bu muhakemeye sahibim. Şükür ki artık kendimi hatalarımla da sevmeye razı geldiğim bir noktaya yaklaştım. Hatalıyım, noksanım var, her şeyi doğru bilmiyorum, doğru yapamıyorum. Ama böyle de değerliyim, sevilesiyim. Kusurlarını görmeye ve düzeltemeye gönlü olanı sevmeye de hazırım. Ama dilde değil, halde. Çünkü gösterebildiğimizin bir değeri var. Kurumsallaşmış din ile derdi olan Kierkegaard’ın dediği gibi kutsal kitaplarda sözcüklerde değil her şey hayatın içinde.

Bana kendi çocukluğumdan kişiliğime ne miras bırakıldıysa, kendi çocuklarıma ne yaparak ne miras bıraktığımı gösteren, düşündüren iki oğluma şükürler olsun.  Gelişinle hayatımı daha da güzelleştiren Ay ışığım oğlum Mehmet Yusuf’um iyi ki doğdun. Ben sizi büyütürken siz beni olgunlaştırıyorsunuz. Büyüdükçe bana öğrettikleriniz de zorlaşıyor belki, ama umarım siz beni dönüştürdükçe ben sizin gelecekteki mutluluğunuza katkıda bulunmuş olurum.

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Mustafa { 04 Ağustos 2022 21:38:36 }
Söz; insanın tüm deneyimlerinin, duygularının ve düşüncelerinin sese bürünerek dışlaşmasıdır. Bu anlamda insanın özü, onun hakikatinin ne olduğu “Sözler” olarak kendini ortaya koyar. Böylece başka öznelere ulaşır; onlardaki potansiyel “Söz”lerin de uyarıp canlandır…
Söz derken sadece sese dönüşerek ortaya çıkanı kast etmiyorum. Sesle olan beliriş; resim gibi, heykel gibi, davranış, mimik…vb. birer ifade biçimidir. Ancak söze dökülen ifade biçimi en yetkinidir, çünkü doğrudan akla hitap eder, içsel dünyamızı en yetkin biçimde ortaya koyar.
İlişkilerde sahicilik ve içtenlik insanları birbirine karşı daha cazip, özlenir kılıyor; güven verici, sevecen deneyimler ve paylaşımlara temel oluyor. Bunun en güçlü ifadesi de sözü söyleyenin sözünün sorumluluğunu ne derece üstlendiğiyle ilgili olduğuna bağlı. Bu bağlılık bireyin ahlaki durumunu gösterir. Etkisi ise sahiciliğine; sahicilik ise deneyimden, kişisel gözlemlerden kaynaklı olmasına bağlı. Sevgili Berna'nın diğerleri olduğu gibi bu yazısı da kendi içsel süreçlerinin deneyimlerinden süzülüp gelmiş. Her birimizin kendimize özgü bir iç dünyamız var. Biçim olarak her ne kadar farklı olsa da özünde aynı insani özümüzün bir sergilenişi….   
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







İkisi de Hataylı
YUSUF DA GİTTİ...
Bir ülke çocuklarının üstünü açık bırakırsa...
Türkiye çocuk asker kullanan ülkeler listesinde
Truva Kalkanı: Suç örgütlerine yönelik küresel operasyonda 800'den fazla kişi gözaltına alındı

MAKRONİSTAN’IN DÜŞÜŞÜ
OUİ C’EST POSSİBLE
MİLLET-vekilini SEÇMEK
FRANSA : AH (V)AH SEÇİMİ
Pegasus yazılımının kullanımını araştıracak

Konya kart batağında, Hakkari bankaların takibinde
88 bin milyonerin göç etmesi bekleniyor
İngiltere'de 70 şirkette pilot uygulama: Binlerce işçi haftada 4 gün çalışacak
Türkiye kur çıkmazıyla yeniden karşı karşıya
Batılı ülkeler, bazı Rus bankalarını SWIFT sisteminden çıkarıyor

Avrupa’nın ardından ABD’de maymun çiçeği virüsü alarmı
Ötenazi makinesi “Sarco” İsviçre’de yasal oldu
Yananlar
Zorbalık Nedir? Zorba Kimlere Denir?
Kendisini ahşap kutuda Avustralya’dan Britanya’ya postalayan arkadaşlarını arıyor.

Sevdakeş – Şiire Dönüşen Şair
Abidin Dino’yu anmak
HAYDİ KALKIN TİYATROYA GİDİYORUZ.
Goya: Ya Sanat Ya Ölüm (Akıl Uyuyunca)
Artvee isimli arama motoru, müzelerde sergilenen eserleri ücretsiz indirme imkânı sunuyor

Sandık Lekesi
Seni Kaldır Beni Kaldır…
Yenilenmek
Injured
Kaygıda hüzün, hüzünde kaygı.

Avustralya’nın doğası hiç olmadığı kadar tehlike altında
Dünya 2,4 derecelik bir sıcaklık artışına doğru gidiyor
Türkiye iki yıl içinde susuz kalacak.
2020'de küresel ısınmanın bedeli çok ağır oldu
İklim Değişikliği ve Küresel Isınma

Su ve deterjan olmadan çalışan bir çamaşır makinesi
Akıl okuyabilen robot tasarladılar
Sanal Gerçeklik, Artırılmış Gerçeklik , Metaverse, Sanal Uzay Nedir?
Apple'dan iPhone Uygulamalarına Dev Zam: 1 Dolarlık Uygulama 17 TL Oldu
Yapay Et Şirketi Üretime Hazırlanıyor

Gelecek nesiller için dünyanın kara kutusunu yapıyorlar
Avustralyalı matematikçi, dünyanın en eski uygulamalı geometri örneğini ortaya çıkardı.
Avustralya'da, ejderha tasvirlerine çok benzeyen uçan sürüngen keşfedildi.
İklim şartları, insanın beden ve beyin büyüklüğü üzerinde etkili
İlk ve ikinci dozda farklı Covid aşıları olmak 'iyi bir koruma sağlıyor'

Dünyanın en mutlu ülkesi Finlandiya
Dünyanın en mutlu ülkeleri belli oldu: Avustralya 12 Türkiye 112 inci sırada
Pandora Belgelerinden çıkan yeni isimler!!!
En çok erişim engeli yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarını konu edinen haberlere getirildi.
Türkiye gülmeyi unutmuş!!!

Bir film, bir kitap, bir anı
“FIRIN”DAN ÇIKTIK
UMUMİ VAZİYET: YANGIN VAR!
BİR AKŞAM ÜSTÜYDÜ
Rusya, “uluslararası hukuku” ihlal mi ediyor yoksa inşa mı ediyor?

İNSAN HAYATI
YOKSULLUK İBRESİ
SINAV
DEVLET
Bir Yiğit Gurbete Gitse

Amerika’da Ayrımcı Politikalar ve Siyahi Mücadele Tarihi
Dünyanın İlk Destan Kahramanı: Gılgamış
Antik Çağlarda Kendi Memleketlerine Karşı Savaşan Paralı Askerler
Sümer Atasözleri ve Özdeyişler
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git