A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Kurban bayramı... Saroz tatili ve bir yalnız barınak

Kategori Kategori: Yaşam | Yorumlar 4 Yorum | Yazar Yazan: Pınar Özkan | 15 Kasım 2010 11:54:32

"Hayvanlar ve insanlar aynı şekilde ıstırap çeker ve ölürler... Çekilen acı aynı, kan dökülmesi aynı, ölümün kokusu aynı, yaşamın küstahça, acımasızca, zalimce çekip alınışı aynı... bunun bir parçası olmak zorunda değiliz." Dick Gregory

Bu bayram yine binlerce hayvan öldürülecek. Kurbanlıklar görücüye çıktı bile. Komşu semt pazarına giderken küçük bir ağıl oluşturulmuş köşeden geçtim. Koyunlar kollarından bacaklarından çekiştirilerek tartının üzerine çıkarılıyordu. Çocukluğumun aklımdan silinmeyen görüntülerini hatırlattı bana. Bu ülke çocuklarının bildigi tanıdık görüntüler.

Ailecek hiç sevemedik kurban bayramlarını. İdam sehpalarının hazırlanışı gibi hazırlanırdı o tahta
askılar. Pencereden, açılan bir çukurun başında toplanan insanların debelenen bir koyunun üzerine abandıklarını görür çok etkilenirdim, hemen perdeleri kapatırdı annem. İstanbul'un iyi semtlerinden birinde oturmak bu manzarayı engellemiyordu. Her yerde her mahallede vardı aynı görüntüler.

Akşamları da televizyonda diğer mahallelerdeki görmediklerimizle pekiştirilirdi. Kaçan hayvanlar,
peşinden kovalayanlar, bacaklarını kıran, kesenler olurdu. Spikerler görüntülerin bitiminde gülümseyerek  işte böyle bir bayram yaşandı! derlerdi. Niye gülerlerdi hiç anlayamazdım.
 
Benim yüzümden ailemin fayton sefası bitmişti. Her kırbaç şaklamasında çığlık atardım. Vurmayın diyorum size! Gülhane parkına da gidemez oldular. Küçücük kafeslere tıkılmış hayvanlara bakmakla, maymunların eline yanan sigara vermekle, yatan kedilerin üzerine kül silkelemekle nasıl eğlenilirdi anlayamazdım.
 
Bari eğlenmek için Sirke gidelim dedi babam. O gece orayı da zehir etmiştim aileme. Herkes gülüyor eğleniyordu, bir tek sorun çıkaran bendim. Bakın, bakın.. çekiçle vuruyorlar fillerin ayaklarına!
 
Gerçekten de hiç anlayamazdım.
 
Bununla kalmadım yan apartmanda banyoya kapatılmış ağlayan bir köpek yavrusuna taktım kafayı.

Sahibi akşam işten gelince çişini yaptığı için döverdi onu. Hayret! sağır mıydı mahalleli?

Okula diye çıkıp polis karakoluna gitmiş şikayet etmiştim. Polis amcalar kafama takmamamı öğütlemişlerdi. Dayanamayıp köpek sahibine taş atmıştım ailecek karakolluk olduk.
 
Bu hafta bayram. İsteyen kutlayabilir. Adı üzerinde kurban bayramı. Kurban vermek, kan dökmek ve bununla bayram yapmak... hala anlayabilmiş değilim!
 
SAROZ TATİLİ
 
İyice yaşlanmış, tiftik olmuş tüyleri, gözleri kırmızı, şişmiş ön patisini sekerek geldi Boncuk. Seslendim Abla koş! Boncuk hala yaşıyor bu kışı da atlatmış bak yine bize geldi unutmamış!
 
Saroz'da çok çetin bir kış geçirdik diyor site görevlisi, çoğu köpek soğuktan, açlıktan öldü, biz Boncuğun önüne kuru ekmek attık arasıra  kurtardı kendini, uğrayan yazlıkçılar oldu onlar da verdiler.
 
Sonraki günler bahçedeki kaplara başka köpekler de yaklaştılar, hepsiyle tanıştık bu yaz beraber olacaklarımız bunlar anlaşılan.  Hemen Gelibolu turlarımız başladı. Kasaba ayırtılan kemik torbaları, kuru mamalar, uyuz ilaçları, göz merhemleri, süt kutuları arabanın bagajını doldurdu.
 
Bu yıl kararlıyız; yemeklerini evden uzak bir yerde vereceğiz, çok yüz vermeyeceğiz, hepsi birden bahçeye dolmasınlar, siteye rezil olmak, hayvan sevmeyenlerle zıtlaşmak, keyfimizi kaçırmak istemiyoruz. Buraya tatile dinlenmeye geldik. Kedimiz Mercanı da yanımızda getirdik, iki yavru kedimiz İstanbul'da evde kaldılar, yeğenim bakacak. Ben arada inip yavruların yemeklerini stoklayacağım. Plan güzel...
 
Havalar sıcak. Bakla koyunun pırıl pırıl mavi denizi önümüzde, sitenin içindeki tüm meyva ağaçları meyvelerini vermiş bize bakıyor. Komşularımızla selamlaşıyoruz. Solumuzdakiler hayvansever, sağımızdakiler ilgisiz, karşımızdakilerin ise hayvan görmeye tahammülleri yok! Belli ki hiç hayvanları olmamış, çocuklarına da bu sevgiyi inatla vermek istemiyorlar.
 
Bir hafta içinde köpekler bize biz köpeklere alıştık. Solumuzdaki komşularımız erken geldikleri için isimler bile takmışlar. Boncuğu zaten herkes tanıyor. Ön patisi için tedaviye başladık hep beraber.
 
Sevgili komşumuz diş hekimi Ergin Bey ilaç isimleri veriyor biz bir koşu Gelibolu'daki eczaneden alıyoruz, hafif uyuzu kaşıntısı olanlara bu iğneleri yapıyor bir hafta içinde toparlamaya başlıyor hayvancıklar. Emekli Pilot Asimet Hanım yaraları olanlara maviye boyayan ilaçlarını sürüyor. Havalar çok sıcak. Hiçbirimiz su kaplarını ihmal etmiyoruz.
 
Şirin, Bambi, Cilveli kız, Kömür, Kloş kulak, Sarı kız, Sürmeli ve Boncuk bu üç evin etrafından hiç ayrılmıyorlar. Site bekçisini adam yerine koymayıp evleri korumakta ısrarlılar. Zaten bekçiyi hiç sevmiyorlar, bekçi de onları. Müthiş bir hafızaları var, sitedeki herkesi tanıyorlar, onları sevenleri kuyruk sallayarak selamlıyor, sevmeyenlerini görünce yollarını değiştiriyorlar hemen.
 
Gündüzleri kuytu gölgeliklerde uyuyorlar, akşam üzeri uyanıp sahile geliyor denize giriyor ya da kendi aralarında oynuyor, şezlonglarda yatanların arasında siyah gözlüklerimiz ve ilgisiz tavırlarımıza rağmen popolarını oynatarak sevinçle bize doğru yöneliyorlar. Böylece köpeklere kimlerin baktığı ortaya çıkıyor.
 
Sitede her yıl olduğu gibi yazın ilerleyen günlerinde saflaşmalar başladı, ne biz hayvan sevgimizden vazgeçtik ne de onlar sevmeyi denediler, yine imzalar toplandı, Belediyeye haber verildi gelin bu hayvanları toplayın!
 
Biz de hayvan seviyoruz ama diye başlayan o bildik konuşmalar... Ancak  bahçem olursa, evde istemem! diye ötelenen sözde hayvan sevgisi.... Dünyada bunca insan açken mantığı...
 
Bu mantıkla uzlaşmak beraber bir çözüm aramak olası değil!
 
Karşı eve geçen yıl taşınan iri kıyım komşu, çocuklarının peşine kuyruk sallayarak oyun oynamak için yaklaşan köpekleri potansiyel kuduz görüp, taş ve koca sopalarla hayvanların kafalarını bacaklarını yaralamak için and içmişti adeta. Hayatla ilgili sorunlarının hıncını onlardan çıkarıyordu.
 
Yazlıkçıların çoğu yakındaki köy pazarına gitmişlerdi, site sessizdi, bisikletli bir gurup çocuk heyecanla kapıya geldiler.
 
Adamlar burda köpekleri götürüyorlar!
 
Sahile koştum. Arkasında demirparmaklıkları olan bir kamyon ve içinde etraftan toplanmış köpekler vardı. İlaçlı iğneden dolayı sakindiler ne olduğunu anlamayan gözlerle bize bakıyorlardı. Hemen tanıdım Kloş kulak ve Kömür aralarındaydı, ilk onlar yakalanmıştılar demek. Hemen arkalarında Şirin duruyordu. Kıyıdaki diğer köpekler sırtlarına atılan iğneden dolayı bağırıp denize koştular. Onları hiç bu kadar hızlı yüzerken görmemiştim.
 
Şikayet edenler ordaydılar köpeklerin bulunduğu yerleri gösteriyorlardı. Elinde yakalama aparatını tutan adamlara doğru yürüdüm, tanıdım onları! barınakta görevli  adamlardı. Orayı biliyorduk. Arada bir ziyaret ettiğimiz, belediyenin açtığı, zor şartlarla hayvanların bakıldığı, barınak olmaya çalışan, haftasonları görevlilerin uğramadığı bir yerdi.
 
Görevli tanıdı beni.
 
Ablacım lütfen ağlama biz onlara bakacağız. Hem sizler gidince kim bakacak? Yavrulayacaklar. O yavrular aç köpeklere yem olacak! Öyle olacak, sen bilmezsin, kış çok çetin geçer buralarda kuru ekmek bulamaz onlar.
 
Doğru söylüyordu çok kişiden dinlemiştim bu hikayeyi.
 
Boncuğu götürmeyin ama, insanlara çok alışık yaşayamaz orada..
 
Ablam eve saklamak için Boncuğu ararken iri kıyım komşu onun da götürülmesini istemiş, insanlara güvenen kaçmayan Boncuk için çocuklar ağlamışlar, konuştuğum görevli Boncuğu geri indirmiş.
 
Keyifle başladığımız bir Saroz tatili daha bizim için erken bitmişti, zaten hep böyle bitmez miydi?
Son haftalar nasılsa şikayetçilerle hayvanseverler arasında atışmalar dedikodularla geçecekti.
 
Sonraki günler barınak veterineri ve görevlilerle birçok kez telefonda konuştum, acil aparat ve aşı ihtiyaçları vardı, yardımcı olmaya çalıştım. Barınak işlerine bulaşanlar bilirler üç beş kişinin çabaları devede kulak kalır. Hele böylesine küçük bütçeyle varolmaya çalışan, kimselerin uğramadığı bir yer ise o çabalar rahatlatmaz insanı, iç acıtır ve duymak istediğinizi söyler telefonun ucundaki görevli.
 
Geçen hafta bir arkadaşımla Sarozdaki eve gittik. Site bomboştu. Boncuk ve yeni köpekler karşıladılar bizi hepsi açtı. Bir anne kuruyup uzamış memeleriyle 7 yavrusunu beslemeye çalışıyordu. Görevlinin söyledikleri aklımdan hiç çıkmıyordu. Kaldığımız üç gün boyunca yanımızda götürdüğümüz mamalarla besledik onları. Son gün anne ve yavrularını arabaya koyup barınağa götürdük. Barınak her zamanki gibi yalnızdı. Tellerin arkasında cılız köpekler sessizce bizi izliyorlardı, yemek kaplarında kuru ekmekler vardı. Sağanak yağmur yağıyordu, köpeklerin yüzlerine bakamıyordum.
 
Anne ve yavrularını eski baraka bozması bir evin altına yerleştirdik. Uzun sürgülü demir parmaklığı çekerken köpeklerin içinde tanıdık bir yüz gördüm Bu bizim Kloş kulak. Zayıflamış görünüyordu ama yaşıyordu işte! En azından su ve ekmek veriliyordu hayvanlara.
 
Ayrılırken barınak görevlisini arayıp uğradığımı, anne ve yavrularını bıraktığımı söyledim. Onun söyleyeceği herşeye inanmak ve güvenmek için hazırladım kendimi.
 
Tamam ablacım sen merak etme biz bakarız onlara...


Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 2 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Gülümser Eren { 11 Ocak 2011 09:37:17 }
Kurban'ın Bayram'ı olmaz, buna VAHŞET denir.
Bayram; ihtiyaç sahipleri ile YARDIMLAŞMA (yardım eli uzatma ) çok daha doğru olur.

Pınar'cığım kaleme aldığın konu ve yazıların hakkında seni destekliyor ve yürekten tebrik ediyorum .

Esenkal.
Dursun Sefertaş { 13 Aralık 2010 09:32:16 }
Ah ne olurdu insanların içinde sendeki hayvan sevgisinin binde biri olsaydı...Hayvanları bilhassa köpekleri çok seven biri olarak yazdıklarını okuduğumda içim acıdı,oysa köpekler kadar insana güzel gözleriyle bakan kaç varlık var ki...
deniz { 17 Kasım 2010 04:53:41 }
-eskiden sevmelere kıyamadığımız kurbanlıkların arkasından çok ağlayınca,büyükler "onlar şimdi çok mutlu, cennete gittiler" diye avuturdu. büyüdükçe, kesimleri izlememize izin vermeye başladılar.

bir canın korkuyla ve o müthiş curcunanın içinde bile tekbaşına hayattan kopmasına tanık olmak, bedeni seyirirken kanın kıpkırmızı akışını, bedenin parçalanışını izlemek çocuğun hayata bakışını donuklaştırabiliyor. o korku dolu kıpır kıpır candan geriye yalnızca et, kemik, kan gölleri, deri topagi ve boklu bağırsakların kalması... tüm bunların bol bol tıkınılan neşeli sofralara dönüşmesi...

cana kıyarak değer üretmeye aktarmaya çalışınca, o değerlerin içini de boşaltıyoruz.

hele de cana hiç bir şefkat duymadan, saygı göstermeden kıyınca, değer değil yalnızca kötülük üretip aktarmış oluyoruz çocuklarımıza.

böyle bir bayram kutlu olsun olabildigince....
Beatrice Selma Berkman { 16 Kasım 2010 03:10:20 }
Ah,o sendeki yurek herkezde olursa dunya baska olur!
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







'Devlet 80 IQ'yla memur alıyor, suç örgütlerinde 120 IQ var'
Fenerbahçe’den dev hareket! Dünyada bir ilk…
Sevgiyi Çoğaltanlara
'Dijital fişleme'
'Gezi Kuşağı' Türkiye'yi terk ediyor

İngiltere Brexit anlaşmasını onayladı
Göçmen parası kayıp!
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 100 Günlük İcraat Programı: Hangi vaatler gerçekleşti?
Melbourne faciadan döndü… IŞİD’den bıçaklı saldırı
ABD'de ilklerin seçimi

Türkiye’de inşaatta alarm zilleri çalıyor
Yerli sermaye kaçıyor: 9 ayda Türkiye’den 20 milyar dolar çıktı
Bıçak kemiğe dayanmış!
Fitch'ten uyarı üstüne uyarı!!!
TL, değer kaybında Arjantin’le yarışıyor

ÇOCUK
Tek kullanımlık naylon poşetleri tüm mağazalarından kaldırıyor
Kadınlık hallerı, yaşanmışlıklar : Oğlum ölüyor galiba
Dünyanın en eski şişe mesajı Avustralya'daki kumsalda bulundu
Çocuk gelin sayısında utandıran birincilik

Umutsuz ve kitapsız olmayın
Türk Mitolojisinde Erlik Hanın Yeri Tasviri ve Kökeni
Nebil Özgentürk’ün gözünden: 11 dakikalik Aydin Boysan belgeseli
Robert kolej’de
İnsanlığın Karanlık Yüzü

Algı çok tanık tek
Bir Süreç Olarak İnsan
Ütopya: Ayakları yerde, başı gökte
Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…

Yağma ve talanın süresi 49 yıla çıktı
Mercan kayalıkları için 400 milyon dolar
Dünya’nın 6.kitlesel yokoluş olayının eşiğinde
Bu banklar havadaki kiri küçük bir ormandan daha fazla çekiyor
20 yıl sonra Türkiye …!

Kripto para üretiyor olabilirsiniz!
Milyonlarca kişi cep telefonu ile tehlikede!
'Milyonlarca insanın kişisel verileri, ticari ve siyasi amaçla kullanıldı'
Güneş küresi icat edildi!
Robotlar işinizi elinizden alacak mı?

Yedi Neşeli Ahtapot
Bir şehri 2000 yıl sonra ortaya çıkardı
'Son Troyalı'nın iskeleti bulundu
Büyük Set Resifi'ni robotlar koruyacak
Annesi Neanderthal, babası Denisovan bir melez

Avustralya’da Z kuşağının dünya görüşü…
Türkiye’den göç %42 arttı.
Viyana yedi yılın birincisi Melbourne kentini geride bıraktı.
15 yılda 20.447 işçi “iş kazalarında” can verdi
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 157. sıraya geriledi

Tarihin ilk işçi grevi III. Ramses’i sarsmıştı.
Bir zamanlar sığınaktı
Işıltı
Yalnız mıyım değil miyim?
Aziz Sancar: Ülkeye küsüm

TEVHİD-İ
Trafikte yasaklar
Eğri Oturup
YALAN
Edebiyat Notları, Temmuz - Ağustos

Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan
Osman Hamdi Bey.
Ahilik
Nogay Türklerinden Atasözleri


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git