A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Bağnazlığın Bilinçdışı Kökeni

Kategori Kategori: Kul / Özerk Benlik | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Prof. Dr. M. Orhan Öztürk | 28 Mayıs 2009 13:46:36

Ülkemizin siyasal, kültürel ortamında en güncel sorunlardan biri olan bağnazlık (taassup, fanatizm) ruhbilimsel açıdan yeterince incelenmemiştir. Türkçe Sözlükte bağnaz kimse şöyle tanımlanmaktadır: "Bir düşünceye, bir inanışa aşırı ölçüde bağlanıp ondan başka bir düşünce ve inanışa karşı olan".

Kanımca, bu tanımdaki “aşırılık ve başkalarının düşüncelerine karşı olma” bağnazlığın kavramsal içeriğini yeterince açıklamıyor. Bağnaz kişide aşırı ölçüde bağlanma ve başka düşünce ve inanışa karşı olma yanında, kendi düşüncesi, inancı ile rahat olamaması ve başkaları ile sürekli savaşım içinde olması vardır.  Örneğin bir kişi, eşcinselliğe karşı olabilir; böyle cinsel bir yaşam biçimini kendisi, çevresi için uygun görmeyebilir. Bu görüşünü de açıkça belirtebilir. Bu kişi başkalarının yaşamına, düşüncelerine, eğilimlerine karşı olsa bile, onlara karışmadığı sürece bağnaz sayılamaz.  Ama sık sık eşcinselliğe takılsa, alay etse, onu bunu eşcinsel diye damgalasa, tutup eşcinsellerle savaşım derneği kurarak  eşcinsel avına çıkıp, eşcinselleri yok etme tutkusunu taşısa, burada bağnaz bir inanışın ve tutumun olduğunu söyleyebiliriz.
 
Bağnazlığın en yaygın, en tehlikeli türleri  ırkçılık, siyasal ülkücülük, (örneğin faşizm, komünizm gibi), dincilik, ahlakçılık ile ilgili olanlardır.  Eski çağlardan beri  bağnazlığın en yaygın olarak dincilik, ırkçılık, ahlakçılık alanlarında olduğunu görürüz.  Bağnaz dinci, kendisi gibi inanmayanları düşman sayar, onların inanışlarının, yaşam biçimlerinin değiştirilmesi, değiştirilemezse yok edilmeleri gerektiğini savunur.  Bağnaz ırkçı ayrı ırktan olanlara karşı önyargılı duygular besler, düşmanca girişimleri olur.  Bağnaz dincilik, bağnaz ırkçılık yüzünen tarih boyunca çok savaşlar olmuş, çok insan birbirini öldürmüştür.
Gerçek bir inanışı olmadığı halde varmış gibi görünen, dinsel, ahlaksal inançları sömürü konusu yapan politikacıları, yazarları, medya pazarcılarını bağnazlık içinde saymıyorum. Onların ruhsal yapıları olsa olsa yağmacılar, dolandırıcılar, çıkarcılar, sahteciler kümesinde incelenebilir ki buradaki konumuzun dışında kalırlar.
         
Bağnazlık ve benlik özerkliği:
İnandığımız şeylerin doğruluğu-yanlışlığı konusunda soru sormak, gerçeği aramak, başka tür inançlar üzerinde inceleme, araştırma yapmak, ancak özgür, özerk düşünebilen bireylerin işi olabilir.  Nurullah Ataç, “Bağnaz, kendi kendine düşünmeyen adamdır” demişti. Bağnaz insan bir inanışa, bir ülküye bağlanırken bu inanışta özerk düşünme, eleştirme, soru sorma, tartışma yoktur.  Bu, kişinin benlik özerkliğini yitirmesi, kendisini bir kul, bir köle gibi belli bir inanışa, ülküye, kişiye, kuruluşa teslim etmesidir. Özerk kişiliği olan insanın değişik düşünceleri, inanışları inceleyebilme, sorgulayabilme, eleştirebilme, seçim yapabilme yetisi vardır. Bağnaz kişide ise kişilik böyle bir seçimi yapabilecek düzeyde gelişmemiştir.   
 
Özerk benlik gelişmesini önleyen etkenler arasında, çocuğun doğal araştırma, öğrenme, girişim eğilimlerini kısıtlayan, daha çok korkuya dayanan bastırıcı eğitim büyük yer alır. Böyle bir eğitimin etkisi ile çocuklar, giderek aşırı bağımlı, soru sormayan, kendi yeteneklerine, öz güçlerine güvenmeyen, kendinden büyüklere boyun eğen kişiler olarak yetişirler.  Yalın anlamda bunlar,   kul benlik yapısını benimsemiş kişilerdir.  Bağnaz kişilerin, yetkenin (otoritenin) istediği doğrultuda ağır saldırgan davranışlara, acımasız eylemlere kolayca sürüklenebilmelerinin nedeni kişiliklerinde özerklik duygusundan yoksun olmalarıdır.  Örneğin, Sivas olaylarında, insanları acımasızca diri diri yakanlar çevrede olan bitenleri ve kendi eylemlerini duyunç (vicdan)  süzgecinden geçirmemişler, özeleştiri yapamamışlardır. Bağnazlığın katı kalıbı ile birer robot gibi olmuşlar, böylece kendilerini kışkırtanların komutlarına uymuşlardır.  Bunları onaylayanlar da konulara  “inançların kutsallığı” gibi yüzeysel bir görüşle bakan, konuları incelemeyen, özeleştiri yapamayan, özerklik duygusundan yoksun kişilerdir.
 
Bağnazlığın altında yatan bilinçdışı güçler:
Bir inanışa bağlanan, bu inanışın buyruklarını yerine getirme zorunluluğunu duyan kişi neden başka tür düşünceleri, inanışları tehlikeli olarak algılamaktadır?  Neden kişi kendi inanışı ile barışık, rahat değildir? Bu kişi kendi dürtüsel yaşamında neyi denetim altında tutmaya çalışmaktadır?  Örneğin, eşcinselliğe karşı olduğunu söyleyen ve eşcinselliğe karşı savaş açan kişinin, eşcinsel avına çıkmasına neden olan nasıl bir bilinçdışı eğilim olabilir?
 
Bu soruların yanıtlarını insan davranışının bilinçdışı kökenlerini inceleyen ruhçözümleme (psikanaliz) dizgesinde bulabiliriz. Bağnaz kişinin asıl savaşımı bilinçli olarak ayırımına varamadığı, yani kendi içindeki bilinçdışı nitelikte olan dürtülere karşıdır.  Kendi düşünceleri, inanışları ile bir türlü rahat edemeyip ayrı türden düşünceye, inanışa savaş açan bağnaz kişi kendi bilinçdışı dürtülerine karşı kendini korumaktadır. Kişi, bilinçli olarak ayırt edemediği bilinçdışı eğilimlerle savaşırken, benliğinde gene bilinçdışı olan iki düzeneği (mekanizma) kullanmaktadır: Yadsımak (inkar) ve başkalarına yansıtmak. İçindeki yasak dürtülere karşı kendini koruyabilmesi, kendini temize çıkarabilmesi için dışarıda kendisine düşmanlar yaratmak zorundadır.  Böylelikle bir dava adamı da olmakta, hatta kimi kesimlerde bir fedai, bir kahraman olarak görülebilmektedir.
 
Bir örnek verelim: Gözle zina yapılabileceğine inanan, bütün kadınların örtünmesinin zorunlu olduğunu düşünen, örtünmeyenleri baştan çıkarıcı, “ahlaksız” olarak değerlendiren, onlara karşı savaş açan bağnaz kişi, kendi içindeki dürtülerin, isteklerin baştan çıkarıcı gücünden korkmakta; bu istekleri, dürtüleri başkalarına yansıtmakta, başkalarını suçlamaktadır.   Böyle bir kişi sanki “bende zina yapmak eğilimleri yok, ama kadınlarda var, kendimizi onlardan korumak için onların örtünmesi gerekir, çünkü kötülük bende değil onlardadır” gibi yadsıma ve yansıtma düzenekleri ile başkalarını suçlayarak kendini temize çıkarmaktadır. Bunu bir olgu örneği ile açıklamak isterim:
 
69 yaşında yüksek kan basıncı ve beyin damar hastalığı olan bir erkek, evde kapı arkasında temizlikçi kadını sıkıştırırken karısı ve kızı tarafından görülüyor. Ömrü boyunca doğruluk, dürüstlük simgesi olarak bilinen  adam iki gün süresince yemeden içmeden kendini evde bir odaya kapatıyor. Üçüncü gün odadan çıktığında yaşıt olan karısının kendisini aldattığını söylemeye başlıyor, onu hiçbir yere bırakmıyor.  O derece bir kıskançlık oluşuyor ki  geceleri geleceğine inandığı karısının sevgilisini vurmak için yastığının altında tabanca saklıyor.  Bu hastada beyin rahatsızlığı nedeniyle cinsel dürtülerini denetleme gücünün zayıfladığı, bu yüzden kendisi için çok utanılacak bir eyleme giriştiği, ardından büyük  utanç ve suçluluk duygusu ile önce yadsıma (ben kötü bir şey yapmam), sonra yansıtma (karım yapıyor) düzenekleri ile kendini savunduğu anlaşılıyor.
 
Benzer biçimde, bağnaz ırkçı, büyük olasılıkla kendi içindeki belirsiz, dengesiz kimliğini, aşağılık duygularını ırkçılığa sarılarak yüceltmeye çalışmaktadır.  Plajda mayo giyen kadını, sahnedeki bale sanatçısını giyiminden ötürü ahlak dışı sayan bağnaz ahlakçılar, aslında kendi içlerindeki bilinçdışı kötülükleri başkalarına yansıtıyorlar ve kendilerini temiz olarak algılıyorlar. Kadının örtünmesini bağnazca zorlayan erkek ya da kadın, aslında kendi içindeki baştan çıkma, çıkarma eğilimlerine karşı önce yadsıma savunmasına başvurmakta ("ben baştan çıkarıcı değilim"), başkalarına yansıtarak ("kadınlar ya da erkekler baştan çıkarlar, baştan çıkarırlar, kadınları örterek hem onları hem erkekleri koruyorum") türünden bir yansıtma ve akla uydurma (rasyonalizasyon) yapmaktadır.  
 
Özetle, bağnaz kişi, bilinçdışındaki sapkın dürtülerine karşı kendisini sürekli denetim altında tutma zorunluluğunu duymaktadır. Sanki kişiliğinin bir parçası ile baştan çıkmaya, çıkarılmaya, baştan çıkarmaya yatkın bir kişidir. Bu savunma düzeneklerinin aşırı örnekleri paranoyada görülür.  Paranoyaya eğilimli kişi kendi içindeki kini, hıncı başkalarına yansıtarak 'düşmanlarım var, beni izliyorlar, beni yok edecekler' türünden sanrılara kapılır. Bağnaz insanın aşırı inancı gibi paranoid kişinin sanrıları da katıdır, süreklidir; mantıksal tartışma ile değiştirilemez. 
 
Bağnazlığın kökenleri kuşkusuz yalnızca bilinçdışı dürtülere, çatışmalara bağlanamaz .  Bilinçdışı çatışma olmaksızın da, belli katı inançlara körü körüne bağlanması insanlara öğretilebilir.  Kin, hınç dolu ailelerde, aşırı ırkçı, dinci (her inançlı kişi aşırı dinci değildir) topluluklarda uygulanan sürekli baskıcı, yönlendirici eğitimin etkisi ile çocuklara bağnazlık aşılanabilir. Ülkemizde sayıları hızla çoğalan bağnaz gençlerin çoğu devletin de desteği ile bu tür  eğitim kurumlarında yetişmektedir.
 
Bağnazlığın kökeninde yatan bilinçdışı sapkın dürtülere karşı oluşturulan bilinçdışı savunmaların ve gördükleri baskıcı, aşırı yönlendirici eğitimin etkisi altında özerklikten yoksun, kul benlikli, bağımlı; fakat saldırgan, katı kişilikler oluşur.  Bunlar kendilerine uymayanları ya da karşı olanları kolayca düşman bilirler; onlara karşı bir dayanışma, bir güç birliği oluştururlar. Bağnazlar arasındaki bu dayanışma ve güç birliği kötü yöneticilerin elinde, örneğin Nazi Almanyası'nda, örneğin Sivas olaylarında olduğu gibi, toplumları büyük felaketlere sürükleyebilir. 
 
Bağnazlığı önlemenin tek yolu laik bir toplum düzeninde sormaya, araştırmaya, eleştirmeye, tartışmaya açık, bilime, sevgiye dayalı eğitimdir.    
 
28 Temmuz 1994 CUMHURİYET

 

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Araç plakalarında emoji kullanma dönemi başlıyor
Avustralya’ya bir Ödül Daha!
Almanya'ya iltica başvurularında Türkler Kürtleri geçti
Victoria Edebiyat Ödülününü Manus Adası’ndan bir mülteci kazandı!
UNICEF çocuklar için yardım çağrısında bulundu

Yolsuzluk, baskı, hak ihlalleri: Türkiye- AB üyelik müzakereleri askıya alınsın raporu
Beşşar el Esad "Erdoğan ABD’nin Uşağıdır".
ABD'nin kalbinde sosyalistlerin zaferi
Trump’in yapay zeka atağı
Avustralya’da hükümet seçimlerden galip çıkarsa 1.25 milyon iş sözü verdi

Erdoğan'ın Harcamaları 25 Kat Arttı!
Kripto para kartı çıktı.
Bile bile lades : Üçüncü havalimanı battı
Türkiye’de son 5 yılda 516 bin esnaf iflas etti
Açlık sınırı 2 bin lirayı geçti!

2050'de, 60 yaşın üzerinde 2,1 milyar insan var olacak
Neden bazı ülkelerde 'çay' bazı ülkelerde 'tea'?
Kız kıza muhabbet, haftada en az iki kez!
Avrupa'da neden sokak hayvanı yok?
ÇOCUK

Sansüre karşı ‘Yollara Düştük’ belgeseli erişime açıldı!
Türkiye’de 2018’in en çok okunan kitaplar
'3'üncü Boyutta Turhan Selçuk Çizgi Kahramanları'
Dede Korkut UNESCO listesine girdi
Umutsuz ve kitapsız olmayın

Algı çok tanık tek
Bir Süreç Olarak İnsan
Ütopya: Ayakları yerde, başı gökte
Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…

‘Uyurgezer’ adımlarla felakete doğru
Dünyanın turnusol kâğıdı
2018 İklim Raporu: Dünya'yı kurtarabilecek son nesil biziz
Avustralya’da öğrencile gelecekleri için sokaktaydı…
Küresel ısınma için belirlenen hedeften uzaklaşılıyor

Pasaport yerine geçecek yüz tanıma yazılımı geliyor
En yüksek radyasyon seviyesine sahip akıllı telefonlar açıklandı
Dışkıdan Tuğlaya
Dünya futbol tarihinde bir ilk!
Facebook #10YearsChallenge masum olmayabilir.

Düşünceleri okuyan teknoloji bulundu
İlk defa genetiği değiştirilmiş bir primat klonladı
İnsan organizmasında bilinmeyen bir kan damarı tipi bulundu
Kemikte bir yol var
Sivrisineklere ‘doğum kontrol’!

Türkiye, Rusya, Brezilya ve Endonezya ile aynı kategoride
Türkiye ekonomik özgürlükte sınıfta kaldık
Yeni döneme ABD, Rusya ve Çin'in silahlanma yarışı mı damga vuracak?
Dünyanın en güçlü dili İngilizce
Türkiye'nin "Bağımlılık Risk Profili Haritası" açıklandı

Umudum yok İnadım var!
Göbeklitepe’yi Yapanlar Kimdi?
Hızlı moda ,ucuz giysi, ağır bedel
'Sarı yelekliler herkesi şaşırttı ama sol örgütleri daha çok şaşırttı'
“Sarı Yelekliler” / Rüzgar Dolu Sarı Yeleklerinde

ALGI...
Eko...
Teminat
2019 RAKAMLAR
Mihriban

Sümer Atasözleri ve Özdeyişler
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan
Osman Hamdi Bey.
Ahilik


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git