A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Ruh sağlığı ve bozukluğunun tanımı

Kategori Kategori: Kul / Özerk Benlik | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Prof. Dr. M. Orhan Öztürk | 18 Temmuz 2009 10:06:12

Ruhçözümleme (psikanaliz) okulunun kurucusu Freud'a normalin tanımını sormuşlar. "Çalışmak ve sevmek" (arbeiten und lieben) diye yanıt vermiş. Kul benlikten kurtulamamış, özgüveni, özerk benlik duygusu eksik kişi özerk çalışmayı, özgürce sevmeyi becerebilir mi?

‘Bir miktar delilik karışımının bulunmadığı mükemmel bir ruh yoktur"
ARİSTO (İ.Ö. 384-322)
          
Tıp bilimi hastalığın tanımını sağlığın tanımına göre daha kolay yapabilmektedir.  Dünya Sağlık Örgütü’nün "sağlık bedensel, ruhsal, sosyal olarak iyilik durumudur" tanımı "sağlık sağlıktır" demenin ötesinde bir anlam taşımıyor gibi görünüyorsa da, hiç olmazsa sağlığın içine "ruhsal" ve "sosyal" kavramlarını katarak, sağlığın tanımını  biyolojik-organik görüşün dışına çıkarabilmektedir.
 
Bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumu ne demektir?   Beden yapısında ileri yaşta ortaya çıkabilecek kalıtsal bir bozukluğun belirleyicileri yerleşmişse, bu kişi kalıtsal hastalığın ortaya çıkacağı yaşa dek bedensel açıdan sağlıklı görünecektir; fakat kalıtımında ileride ortaya çıkacak bir hastalığın imini taşımaktadır.  Bu kişi, hastalık ortaya çıkıncaya dek sağlıklı sayılabilir mi?   Sosyal iyilik durumu ne demektir?   Bu görüşün içine ister istemez "yaşamın niteliği" kavramı da girer.  Toplumda uyumlu, yararlı, üretici olma koşulları da girer.  Hangi toplumda, hangi tür uyum ve üreticilik?  Kitleleri yok etmek, savaş başlatmak, savaşan ülkeleri desteklemek için silah üretip satmak, o toplum içinde yararlı, üretici bir etkinlik sayılabilir.  Ama sağlıklıdır diyebilir miyiz?  Burada sağlığın tanımına toplumsal değer  yargıları girmektedir. Yaşamın niteliği nedir?   Günde 5-6 saat kahvede oturup bütün ev ve tarla işlerini karısına bırakan bir erkek yaşamından hoşnut, kendi kendisi ile barışık olabilir. Böyle bir kişi normal midir, anormal midir?
 
Ruh sağlığı açısından normalin tanımını neye göre yapabiliriz?  Bu konuda  ortaya atılmış olan görüşlere kısaca bir göz atalım:
1.  Sayısal çokluğa uyum tanımı: Sayısal olarak çoğunluğa uyan, sayıbilimde (istatistik) sık kullanılan çan eğrisinin iki aşırı ucunda kalmayan kişi normaldir. Hekimlikte sayıbilimsel yöntem çok kullanılır; sayıbilimsel bulgulara göre normalin alt, üst sınırları çizilir. Ruh sağlığı açısından çoğunluğa uyum sağlığın ölçütü olabilir mi?  Bir köyde çoğu erkek, vaktin çoğunu kahvede geçiriyorsa, sayısı az bir kesim de kahvede geçirmeyip kitap okuyorsa, ev işine katkıda bulunuyorsa, bu köyde çoğunluk mu normaldir, azınlık mı? Sanatta, felsefede, devlet yönetiminde yaratıcı, devrimci kişiler çoğunluğa uymayan, çoğunluğu değiştirmeye çalışan kişilerdir. Bunları hasta kişiler olarak görebilir miyiz?  Görülüyor ki ruh sağlığının sayısal çokluk tanımı çoğu kez göreceli, bazen de geçersizdir.

2. Klinik tanım: 
 Hekimlik uygulamasında  belirgin bir ruhsal bozukluğun tanımı genellikle yapılabilmektedir.  Fakat bir kişide böyle bir bozukluğun olmaması normaldir demek için yetmiyor. Belki organik açıdan şu organı normal çalışıyor diyebiliriz.  Fakat bu insan normaldir diyemiyoruz. Bu nedenle klinik açıdan normali tanımlayabilmek için değişik ölçütler içeren görüşler ortaya atılmıştır.

a) Çevreye uyum yapabilme: Yukarda da belirttiğimiz gibi nasıl bir çevreye, nasıl bir uyum?  Toplum beklentilerine olduğu gibi uyan bir kimse normal midir? Burada toplumun değer yargıları, estetik anlayışı vb. bilimsel bir tanım için kullanılmaktadır.  Değer yargıları toplum psikolojisinde araştırma konusu olabilir; fakat bilimsel bir sağlık tanımı yapabilmek için ölçüt olarak kullanılabilir mi?  Nitekim toplumun değer yargılarını, geleneksel yaşam biçimini değiştiren devrimci düşünürler, yöneticiler olmuştur.   Bunlara anormal diyebiliyor  muyuz?   Kaldı ki değerler çağdan çağa, toplumdan topluma büyük değişmeler gösterebiliyor.   İkinci Dünya Savaşında Amerikan askerlerinde daha çok nörotik bozukluğun, Alman askerlerinde ise daha çok psikosomatik hastalıkların görüldüğü bildirilmişti.  Nazi rejiminin nörotik bozukluğa izin vermeyen, daha doğrusu tanımayan kültüründe, Alman askerleri ruh sağlığı açısından Amerikan askerlerine göre daha sağlıklı idiler  diyebilir miyiz?

b) Bireyde aşırı bunaltının (anxiety) ya da başka ruhsal bozukluk belirtisinin  olmaması:  Bir kişide aşırı bunaltı ya da başka ruhsal bozukluk belirtisi olmayışı, aynı zamanda kendisinden hoşnut, ilişkilerinde rahat, mutlu oluşu normalin ölçütleri olarak ileri sürülebilir.  Bunaltısı ya da başka ruhsal bozukluk belirtisi bulunmayan, fakat ileri derecede bencil, başkalarını kullanan, sömüren, durumundan hoşnut, kendisine göre ilişkilerinde mutlu, toplumun sorunları, yaraları karşısında duyarsız  kişi mi normaldir,  yoksa  bencil olmayan, güç koşullar altında yaşam savaşı veren, toplumun sorunlarına tepkisiz kalmayan, ama tedirgin, kaygılı insan mı normaldir?   İnsan yaşamında bunaltı, üzüntü, acı çekme, hatta mutsuzluk kimi kişide bir bozukluğun belirtileri, kimi kişide de anormal sayılmayacak doğal tepkiler olabilir.  Hatta bazı koşullarda acı çekmemek, sıkıntı, üzüntü duymamak anormal olabilir.

c) Psikanalistlerden bir kesimi normalin ölçütü olarak altbenlik (id (altbenlik), , benlik (ego), üstbenlik (superego, vicdan)  arasındaki dengeyi ele almışlardır. Sağlıklı kişi altbenlik dürtülerine doyum olanağı sağlayabilen, fakat çevresinde de uyum yapabilen (ego) ve üstbenliğinin sesini de dinleyebilen kişidir. Ancak,  bu tanımlamada sözü geçen "dürtülerin doyumu" son derece öznel bir yaşantıyı belirtir.  Çevreye uyum, üstbenliğin ve toplumun beklentileri, değer yargıları ile bağlantılıdır.  Bunlar da çağdan çağa, toplumdan topluma değişmeler gösterir.  Üstelik dürtülerini doyuran, çevresine uyum yapan, üstbenliğini dinleyen bir koca, örneğin karısının dürtüsel doyumuna hiç önem vermese, karısı da toplumsal değer ve tutumlara uygun olarak doyumsuzluğunu hiç belli etmese bu kişi normal midir?
 
Daha bir çok örnekler verilebilir.  Görülüyor ki şimdiki bilgilerimizle normalliğin ve aşırı olmayan anormalliğin sınırlarını tanımlamak kolay değildir, ölçütleri görecelidir.  İstatistiksel ve klinik görüşlerin, çevreye uyum varsayımının hepsinde az ya da çok gerçek payı vardır; fakat çağdan çağa, toplumdan topluma, hatta bireyden bireye görecelidir, değişebilir.  Şu kesin ki, her sağlıklı diye bilinen kişide sağlıksız özellikler (bir kısmı genlerde saklı olabilir), hasta diye bilinen kişilerde de sağlıklı yanlar bulunabilir.   Ruh sağlığının bittiği, hastalığın başladığı sınırlar kesin değildir.
 
Öyleyse "normalin" tanımını yapmak olanaksız mıdır?  Şizofreni teriminin babası,  İviçre’li büyük ruh hekimi E. Bleuler, öğrencisi Gustav Bychowski'ye şöyle bir öğüt vermiş: "Hiç kimseye normaldir belgesi verme.  Ben karıma bile vermem". Belki kimseye "normaldir" belgesi veremeyiz ama, bazı olgular dışında, belirgin bir ruhsal bozukluğun olmadığını çoğu kez söyleyebiliriz.  Ancak, bu da normalin ne olduğu sorusuna yanıt değildir.
 
Konunun çapraşıklığını bilen Freud'a normalin tanımı sorulunca “çalışmak ve sevmek” (arbeiten und lieben) diye yanıt vermiş. Bu iki sözcük üzerinde ne denli durulsa azdır. Çalışmak, yalın işçilikten yaratıcı sanata dek geniş, karmaşık eylemleri, bilişsel,  duygusal süreçleri içerir. Sevmek de, arkadaşı, çocuğu, toplumu, doğayı, sanatı, insanlığı, sevgiliyi sevmeye kadar uzanır. Bu iki sözcükle tanımlanan "normallik" kavramına belki eklenecek fazla bir şey yok.  Bu iki sözcük bireyin sağlıklı sayılabilmesi için iki temel ölçütü veriyor. Çalışma ve sevebilmenin kökeni, koşulları nelerdir, açıklamıyor.
 
3. Gelişimsel tanım: İşte bu noktada konuya gelişimsel açıdan da bakmak gerekiyor. Sağlıklı gelişimin aşamalarını ve özelliklerini Erikson'un psikososyal gelişim kuramında buluyoruz (*). Sağlıklı ruhsal gelişimin aşamalarına ruhsal-toplumsal açıdan baktığımızda sağlık için önemli kişilik özelliklerini az çok bulabiliriz.  Çocukluğun ilk yıllarında aile içinde olumlu ilişki, özellikle iyi anne çocuk ilişkisi ile temel güven ve özerklik duygusu yerleşir. Oyun çocuğu ve ilkokul çağında kazanılan girişim, becerme ve çalışma yetileri benliğin önemli öğeleri olurlar. Temelleri erken çocukluk çağında atılan ve ergenlik, delikanlılık çağında yeniden düzenlenerek benliğe yerleştirilen kimlik duygusu,  toplum içinde bir yer, bir meslek edinme yolunda büyük  aşamadır.  Gençlik ve olgunluk çağında yakınlaşabilme, eşleşebilme ve üretkenlik ruh sağlığının önemleri göstergeleridir. En sonunda da yaşlılık çağında ulaşılan "benlik bütünlüğü", yani insanın kendi yaşamını bir bütün olarak görebilmesi; geçmişine özenmeden, geleceğinden (ölümden) korkmadan yaşayabilmesi sağlıklı benlik gelişmesinin önemli aşamalarıdır.  Bunlarla birlikte, evrensel değerlere olan insan sevgisi, hoşgörü, dürüstlük, ülke sevgisi hep birlikte ele alındığında sağlıklı kişide olması gereken özellikleri tanımlamaya az çok yaklaşabiliriz.  Ama, böyle bir  gelişimsel modelin ideal olduğunu; Aristonun da söylediği gibi ideal düzeyde bir ruh sağlığının belki de hiç kimsede bulunmadığını bilmek, anımsamak koşuluyla!   
 
4. Anormalin tanımı: Anormalin tanımını yapmak daha kolay görünüyor.  Ruh sağlığı bozulan kişi, genellikle duygu, düşünce ve davranışlarında değişik derecelerde tutarsızlık, aşırılık, uygunsuzluk ve yetersizlik özelliklerini taşır.  Dikkat edilirse, bunlarda da bir takım değer yargılarının izlerini bulabiliriz.  Genellikle yetersiz, uygunsuz, aşırı derken belli normlara göre söylemiş oluyoruz.  Bu normlardan bir kesimi evrensel olup, bir kesimi ise çağdan çağa, toplumdan topluma değişebilir.  Zaman ve yer göreceliğini gözönünde tutmak koşulu ile bu nitelemeleri kullanabiliriz.
 
Her kişidegeçici olarak duruma göre tutarsız, uygunsuz,  yetersiz davranışlargörülebilir.  Hasta sayılabilecek kişide bu özelliklerin az çok sürekli ya da yineleyici olması, bireyin verimli çalışmasını ve kişiler-arası ilişkilerini bozması gerekir.
 
Bu tanımlamalara bakacak olursak, yalan dolanla her türlü kılığa girebilen, hep benim diyen, kin ve nefret kusarak nutuk atan, yazı yazan, TV'de yorum yapan  politikacıya, tarikatçıya, yağmacıya, dolandırıcıya ve benzerlerine normal ya da ruh hastası demek kolay değildir.  O halde bunların tanısı nedir?  Kendisinden başka bir değer tanımayan, kendi çıkarı için her türlü değeri çiğneyebilen, insanların inançlarını sömürü aracı olarak kullanabilen kişiler olsa olsa kişilik bozukluğu tanısına girebilir. Örneğin özsevici (narsisist), topluma aykırı (antisosyal), dengesiz kişilik bozuklukları gibi.  Kimi kişilik bozuklukları ruh hekimlerinin çalışma alanına girerse de yalan, dolanla politika yapan, toplumu soyan, sömüren, çete kuran, insan öldüren ya da terörist kişileri ruh hastası olarak göremeyiz.  Bunların ancak küçük bir kesimi gerçek hasta olabilir.
 
(*) Erikson’un psikososyal gelişim kuramı için bakınız: "Psikanaliz ve Psikoterapi" ya da "Ruh Sağlığı ve Bozuklukları" kitaplarında "Kişilik Gelişimi" bölümleri,  Yazar: M. Orhan Öztürk.
 

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Tuna Nehri’nin kıyısındaki demir ayakkabıların hikayesi
“Ya Hıristiyan veya ateistler haklıysa?"
'Deizmin yaygınlaşmasının sorumlusu siyasetçiler'
500 TL'ye 'noter onaylı' üniversite diploması!
Türkiye’de bir işçinin hayatının bedeli 6 bin lira!!!

Türkiye'de son seçim anketi açıklandı.
Gel de bu başkanın sözüne inan!
Başbakan seçilemeyen Paşinyan'dan genel grev çağrısı
Kaynak sorunundan bahseden hükümetten seçim atağı!
'Türkiye iş kazaları ve meslek hastalıklarında dünya 3'üncüsü, Avrupa 1'incisi'

Seçim ekonomisinin 2018 ve 2019 yıllarına etkisi ne olacak?
Türkiye'de Merkez Bankası, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a kulak asmadı
Türkiye'den 1.1 milyar dolar yerli sermaye kaçtı
6 sıfırlı lira daha güçlüymüş!
Büyük başarı : Dolarda hedef 1.97'ydi 3.92 oldu

ÇOCUK
Tek kullanımlık naylon poşetleri tüm mağazalarından kaldırıyor
Kadınlık hallerı, yaşanmışlıklar : Oğlum ölüyor galiba
Dünyanın en eski şişe mesajı Avustralya'daki kumsalda bulundu
Çocuk gelin sayısında utandıran birincilik

Türk Mitolojisinde Erlik Hanın Yeri Tasviri ve Kökeni
Nebil Özgentürk’ün gözünden: 11 dakikalik Aydin Boysan belgeseli
Robert kolej’de
İnsanlığın Karanlık Yüzü
Tarih ateizm’in insanlar için din kadar doğal olduğunu gösteriyor

Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…
Umut: Canlanan ve Canlandıran Yaşam Enerjisi
Bilmeden İdeolojikleşmeye
Özgürlük Sorumlulukla - Zorunluluk Sınırla

Yağma ve talanın süresi 49 yıla çıktı
Mercan kayalıkları için 400 milyon dolar
Dünya’nın 6.kitlesel yokoluş olayının eşiğinde
Bu banklar havadaki kiri küçük bir ormandan daha fazla çekiyor
20 yıl sonra Türkiye …!

Kripto para üretiyor olabilirsiniz!
Milyonlarca kişi cep telefonu ile tehlikede!
'Milyonlarca insanın kişisel verileri, ticari ve siyasi amaçla kullanıldı'
Güneş küresi icat edildi!
Robotlar işinizi elinizden alacak mı?

50.000 yıl önce Avustralya’ya ulaşan ilk insanlar gemilerle geldi
Yaratıcı olmak şizofreni riskinizi yüzde 90 arttırıyor
İnsanlar niçin et yemeye başladılar?
DNA’mızın ne ırkı var, ne de milliyeti
Avustralyalı Aborijinler, bilinmeyen bir “insan” türünün DNA'sını taşıyorlar.

15 yılda 20.447 işçi “iş kazalarında” can verdi
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 157. sıraya geriledi
AB Komisyonu'ndan tüm zamanların en olumsuz Türkiye raporu...
İslam’da hile: Yeter ki kitaba uydur!
Türkiye'yi kanser eden ürünleri devlet gizledi!

Firavunlar ölür firavunluk kalır
2018’de Mayıs 68
Kürt sorununu cesaretle biz çözeriz!
Her tasavvuf üstadı biraz Freudyendir
Gözaltındaki köle işçiler: Göçmenler

İşletme
Tırnak İçinde
Çatıda Çatlak
Edebiyat Notları, Mart - Nisan
HAD...

İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan
Osman Hamdi Bey.
Ahilik
Nogay Türklerinden Atasözleri
Başkaldırının simgesi Landmesser'in hikayesi


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git