A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Tarihsel olan nesnel olmaya kapalı mı?

Kategori Kategori: Felsefe | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Mustafa Alagöz | 30 Mart 2019 11:00:54

Politik alan için fikir beyan etmek her insana, her bilinç durumuna, inanç grubuna ve ideolojik anlayışa rahatlıkla ve engelsizce yol verir: İstediğiniz konuyu, tarihsel kişiliği ve dönemi kendinize gündem yapabilirsiniz. Bunun için istediğiniz argümanı kullanır, istediğiniz gibi yorum yapar, istediğiniz yargıda bulunabilirsiniz. Sıkıştığınız noktada bir argümandan bir başkasına, bir sorundan diğerine geçebiliriniz. Çünkü olup bitmiş, izlerini bırakıp gitmiş olguları konu ediniyorsunuzdur.

İstediğiniz konuda istediğiniz kadar gezinme imkanı olduğu için insan “büyük-büyük” sorunlar konusunda “büyük-büyük” laflar etme fırsatı da yakalamış olur. Bunun kişisel-ruhsal bir doyum sağladığı da gözen uzak tutulmamalı. Çünkü dünya hakkında, ülkenin kaderi ve yurttaşlarının mutluluğu gibi devasa sorunlara “ışık tutma”,  ”çıkış yolu gösterme” gibi “yüce” bir amaca hizmet ediyormuş gibi bir duygu da yaşanır. Ancak bu devasa konular hakkında özgün bir şey söyleme, o ana kadar fark edilmemiş orijinal bir fikir üretme ve bunun bilimsel sorumluluğunu üstlenme gibi bir üretkenlik üstünkörü söylemlerle olmuyor.



Tarihsel-politik alanda çözümleyici gözlemler, mantıksal ve hakkaniyetli öneriler ortaya koymak ciddi araştırma, bilimsel derinlik ve en önemlisi tarihin gerçekliğine ve yasalılığına uygun yöntemsel bir tutum gerektirir. Ancak ölçülü olmak, kendi sınırını bilip buna uygun tutum belirlemek bir yetkinlik gerektirmez.

“Hep belirlemede kalmak yakınmanın bir türüdür.” Bilimsel araştırmalar, dahası bilimin kendisi olguların yasalarını keşfetmekle görevlidir. Bu anlamda her gözlem bir belirlemedir; ancak toplumsal ve politik alanda belirlemede bulunmak orada kalmak için değil gelecek için proje üretmek, çıkış yolu göstermek bunun teorik-politik sorumluluğunu üstlenmektir. Belirleme ve gözlem yapmak yolun yarısı, kalan yarısı ufuk açmak, geçmişin deneyimlerinden evrensel olanı bulup gelecek inşasında kullanmak üzere…   Bu nokta politik alanın tarihle kopmaz bağını bize gösterir, çünkü Tarih bizi gelecekle ilişkisi ölçüsünde ilgilendirir.

Tarih geçmiştir; yapacağı etkiyi göstermiş, olması gereken izi bırakmış, devredeceği mirası sunmuştur, gerisi onunla ilgilenecek öznelerin sorunudur: geçmiş malzemedir, sorun şimdide, umut gelecektedir.

Tarihsel süreci, politik olguları kavramak doğa bilimleri gibi ele alınamıyor, çünkü onlar bir kere yaşanıp geçilir; aynı olgu ve olayı bir daha aynı şekilde deneyimlemek mümkün olmaz. Doğa bilimlerinde deneme-yanılma olanağı olduğu için belirli bir öngörüyü, doğruyu ve yanlışı test etmek imkanı vardır. Bu alanda boş iddialara, kanıtsız önermelere ve her türlü öznel anlayışlara yer yoktur.

 Genel olarak tinsel alanda laboratuar deneyimi ve “deneme-yanılma” yöntemi kullanmak mümkün olmadığı için sonsuzca yorum farklılığına, öngörüye, ütopik umutlara kapı aralanır.

Tarihi olgular, anda yaşanan toplumsal politik gerçeklik, kendinde nasılsa öyledir; her an dalgalanma, değişime uğrama, iniş çıkışlar yaşansa da başıbozukluklar, tesadüfi sıçrayışlar şeklinde akmıyor. Çünkü her olgu kendinde bir süreçtir ve sürecin kendisi her türlü öznel iradeden (kişi, parti, ideoloji, devlet) bağımsız olarak kendine özgü yasalılığı bağlamında devinmektedir. Yasalı olmadığı söylenemez; eğer öyle olsaydı tinsel bilimlerden söz edemezdik: tarih, sosyoloji, psikoloji, ekonomi, felsefe….vd. birer bilim disiplini olarak varlıklarını kendine konu edindikleri alanın yasalılığı üzerine inşa ederler.

Tinsel alanın her birisine yönelik sayısız görüş ve yöntemlerin olması bu dünyanın kendisinde keyfi, bağlantısız ilişkiler yığını olduğu anlamına gelmez, bu sadece olguların ele alınışında kavramsal tutarlılıkla ele alınıp alınmamasından kaynaklanır.

Her şeyde olduğu gibi tarihsel-politik süreçlerin ve durumların oluşumunda pek çok etken rol oynar. Bu etkenlerin bir veya birkaçı üzerinden sorunu anlamak mümkün olmuyor. Ancak farklı yönlerden gelen değişik yoğunluktaki etkenleri birliğe getiren, onu bir ereğe doğru yönlendirip ilişkilendiren tinin özü olan özgürlüktür. Tarih içinde yaşanan ve tarihi devindiren tüm eylemler, yaratımlar hatta zaman zaman  yıkımlar özgürlüğün edimselleşmesine yol açarlar;  insanlık tarihi bunun sahnelendiği süreçtir.

Türkiye’nin günümüz gerçekliğini de bu tarihsel sahneden okumaya çalışarak daha bilimsel içerikli nesnel çözümlemeler, ufuk alçıcı fikirler ortaya konabileceği açıktır.

Cumhuriyet kurulalıberi iki konu politik alanda hep ağırlığını ortaya koymuştur: Atatürk ve din. Din insanın anlam arayışının, ölüm karşısındaki çaresizliğinin, bir yandan da bu dünyada erişemediği arzularının tatmininin “öbür dünyaya” yansıtmasının ürünü olarak ortaya çıkan antropolojik bir gerçektir. Ancak bunun bir “afyon” olarak görülmesi egemen güçlerin bunu bir araç olarak kullanması bize dinin varoluş temelini vermez. Bu konu daha kapsamlı ele alınmayı gerektirir, ancak şimdilik bu, bu yazının amacı dışında.

Diğeri Atatürk: Cumhuriyet Bayramı kutlamaları ve 10 gün sonra Atatürk’ün ölüm yıldönümü kutlamaları cumhuriyet değerleri, Atatürk ve Kemalizm tartışmalarını alevlendiriyor.  İternet gazetesi “Forum”da yayınlanan birkaç yazıyı bu vesileyle okuma fırsatı bulduk.

İlk eden şunu söylemek gerekiyor; yazıların hiçbirinde somuta yönelik bir şey yok. Elbette her düşünen kafa fikirlerini, eleştirilerini, önerilerini ve yargılarını ortaya koyacaktır; bu, düşünsel üretkenliği tetikler, deyim yerindeyse akılların birbirine sürtünerek parlamasına da yol açar.  İdrak derecesi, görüş derinliği farklı olabilir ve bu sınırlar içinde düşünceler dile gelir, o anda “elden gelen bu” denebilir, burada söz konusu olan yetenektir; ancak bir nokta var ki bunun yetenekle ilgisi yoktur, o da şu: nesnel miyim değil miyim?

Her insan önyargılarıyla mı, beklentileriyle mi, ideolojik kalıplarıyla mı düşünüp yazdığını fark edebilir, sadece içine dönüp bu soruyu kendisine sorması yeterli.

---

Kemalizm sosyal-politik olarak, iki tarihsel anlatının senkretik sonucudur. Osmanlı tarihsel ve politik genetiği ile kuşatıcı kapitalist modernitenin karşılaşmasının güncel sonucu. Sosyo-politik olarak ise Kemalizm tampon yapısallığının zorunluğu çocuğudur. Yükselen dünya güçleri arasında preslenmemenin teori ve politiğidir. Zaten kırılmış olan Osmanlı sosyal fay hatları üzerine inşa edilmiş modern tutunmanın pre-modern genetik ile gelen refleksidir Kemalizm.   (Bir yanılsamanın geleceği 1: Anadolu Aydınlanması)

 Bir olgu hakkında belirlemeler yaparken fiyakalı kelimelerle süslenmesi daha derin analiz sunmuyor, özgün bir şey anlatmıyor, insanda düşünsel kaygı, tetikleyici bir etki yapmıyor.

---

 “Status quo çöktüğünde kaderimiz Fransa gibi olmasın istiyorsak, sonrasını şimdiden düşünmeye başlamamız gerek; gideni ve gelmekte olanı anlamaya çalışarak”  (Status quo pro ante)

Zaman zaman yazılarda Latince sözcüklere rastlarız. Ne kadar gizem, zor anlaşılır, süslü cümleler kullanılsa da önemli olan içeriktir.  Fransız Cumhuriyetinin aşamaları ile Türkiye Cumhuriyetinin aşamaları titizlikle sıralanmış, ama önerin nedir diye sorduğumuzda ortada şu cümle var: “… gideni ve geleni anlamaya çalışmak”. Peki! öneri, ufuk açıcı bir fikir…?

---

 “türk burjuva devrimi asker sivil bürokrasisinin önderliğinde dünya kapitalizminin nesnel anlamdaki çekici ve yönlendirici gücüyle gerçekleştirilmiş bir burjuva devrimdir. Bu (burjuva  devrimleri) devrimleri tetikleyen esas olarak o ülkedeki içsel sınıfsal değil; dünya-evrensel sınıfsal dinamiklerdir…” (bir sosyalistin gözüyle M. Kemal ve Kemalizm)

30-40 yıldır sol gelenekten herkesin duyduğu, hiçbir şey söylemeyen donuk, bayat bir tekrar. Haydi bir kalıp söylem nostaljik bir tatmin bulmak için söylenmiş olsun, ama hiç olmazsa dünyanın o günkü durumu ve Osmanlı’nın sonları, kurtuluş savaşının koşulları, Türkiye’de yaşayan halkın ekonomik, sosyolojik koşullarına dair çok kolay ulaşılır belge, deneyim ve bilgi varken bunlara nesnel bir gözle bakma zahmetine katlanmak daha değerli olmaz mıydı?

Son cümlem soru olsun: o koşullarda siz olsaydınız ne yapardınız?


Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Her telefona, her tablete, her bilgisayara bir NUTUK!
Tazmanya kaplanı geri döndü…
"36 saatten az sürede 50 ila 80 milyon insanın ölümüne yol açabilir"
Yasak ama cezası yok
Cesaret bulaşıcıdır…

Türkiye, Ürdün ve BAE, Libya'ya uygulanan ambargoyu ihlal ediyor.
Avustralya medyası basın özgürlüğü için “karardı”
İspanya göçmenler için iyi bir seçim mi?
ABD IŞİD militanlarından kurtulmaya çalışıyor
Irak'ta protestolar: Neden başladı, nasıl yayıldı?

Gıda fiyatlarında yıllık enflasyon %36.9
Türkiye ekonomisi: Tünelin ucunda ışık var mı?
Ekonomik kaygı bankalar önünde uzun kuyruklar oluşturdu!
Türk Lirası tehlikeli eşikte…
Borç Hazine’nin kamçısı!!!

Lila, Lenu, Sisifos
Uzun yaşamanın sırrına erdim
Ölüme ve mezarlıklara bakış açınızı değiştirme vakti!
Yavaş seyahat nedir, nasıl yapılır?
Parkinson hastaları için umut

Leonardo da Vinci Hazar Türkü olabilir
Ay çöreği
Tarih Sizi Bekliyor! Toledo'nun Hayali!
‘Anlatamıyorum’u dünyanın en çok okunan ikinci şiiri
Zamannın ruhuna aykırı bir sergi

İnsan, Kıyısı olmayan derya - Kuşkularımı gider
Tarihsel olan nesnel olmaya kapalı mı?
Algı çok tanık tek
Bir Süreç Olarak İnsan
Ütopya: Ayakları yerde, başı gökte

Avrupa kentleri, sıcak hava dalgalarına uyum sağlamanın yollarını arıyor
Eylemsizliğin Maliyeti: 2050’de yılda 200 milyon kişi yardıma muhtaç olacak
Hayvanlar küresel ısınmaya ayak uyduramıyor!
7 ayda bir yıllık doğal kaynak kullanıldı!
Türkiye, Avrupa'nın ve ABD'nin çöplüğü oldu

Akıllı Kontakt Lensler Bakış Açınızı Değiştirecek
Google dünyayı değiştirecek keşfi duyurdu: “Kuantum üstünlüğüne ulaştık”
Google’ın kuantum bilgisayar devrimi nedir? Dünyayı nasıl değiştirebilir?
Dünyanın ilk 5G hoteli Gold Coast’ta
Uzay yolcusu kalmasın

Avustralyalılar bilim dünyasının yeni keşfettiği balığı yıllardır yiyormuş
Üç Cinsiyetli Bir Solucan Bir Keşfedildi
Beyin implantları: Nöral devrim mi, düşünce kontrolü mü?
Ölü bedenler çiftliği
Laboratuvarda mutant kertenkele üretildi

Facebook ve Google insan hakları için sistematik bir tehdit oluşturuyor
Bir AKP 'başarı' daha.. Okul öncesinde Türkiye son sırada
Binlerce yabancı hizmetçi internette satılıyor
En iyi emeklilik sıralaması açıklandı; Türkiye sondan 3. sırada
'Saray' da kar etmedi!

ekitaplar hediyemizdir
Donald Trump barış getirebilecek mi?
Rumeli Türküleri Avustralya’da
Doğan Özgüden : özgürlük örneği, hakiki vicdanımız
Reuter mi Karşı-Reuter mi?

Hesap ve Hayat
T.C. !!!
Acı sentez
Düşüş
Bir Harekatın Anatomisi

Dünyanın İlk Destan Kahramanı: Gılgamış
Antik Çağlarda Kendi Memleketlerine Karşı Savaşan Paralı Askerler
Sümer Atasözleri ve Özdeyişler
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git