A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Çelişki İlişkidir - 2

Kategori Kategori: Felsefe | Yorumlar 3 Yorum | Yazar Yazan: Metin Bobaroğlu | 09 Ekim 2008 07:13:07

İlişkilerinden yalıtılmış bir nesneden başlamak inanmaktır (ki bu gerçekte olanaklı değildir; ancak tasarlanabilir). Olmazsa olmaz özellikleriyle, kendisini kendi olarak dengeleyen, ama içinde çelişki, çatışkı ve değişme gücünü taşıyan olgunun içsel doğasını göz ardı ederek, yalnızca dışsal görünüşün yalıtılmış algı tasarımından başlamak inancadan başlamak demektir.

Ne ilginç değil mi? Duyumsamadan başlıyorsunuz ve duyumsama sizi yanıltıyor, algıdan başlıyorsunuz ve algı sizi yanıltıyor.

Bu nedenle, çelişik birlik olan “ilişki”, başka bir deyişle dönüşüm, başka bir deyişle hareket, başka bir deyişle energia, başka bir deyişle dinamis... Hareketi buldunuz demek, usun kendisini buldunuz demektir. Us hareketten başka bir şey değil. Hem özne hem de nesne için ortak bir zemin
 
Hareketin kendisinin bir kavram olduğunu, kavramla hareketi kavrayabileceğimizi düşünürseniz onu bir nesneye ve bir nesnenin hareketine indirgeyemezsiniz. Başka bir deyişle nesne hareketin içinde anlam taşır, nesnenin hareketleri anlamında değil. Daha başka bir deyişle, burada hareketin kendisinden oluşan bütün dönüşümler, bütün nesnel gerçeklikler dönüşüm noktalarında neye indirgeniyorlar? Kuantum; bir enerji paketçiği, bu bir nesne mi, yalın bir element mi, ne diyelim buna? Enerji paketçiği, yoksa hareket paketçiği mi?
 
Her ne kadar makro fizik yanlısı fizikçilerimiz mikro fiziğin bazı kavram ve kuramlarını güvenilir bulmuyorlarsa da ve onlardan kaçınıyorlarsa da çoğu zaman orada kesinlik arıyorlarsa da, kendi kesinlikçi düşüncelerini yani kartezyen düşünceyi orada modellendirmek istiyorlarsa da biraz oraya dönüp oranın enerji paketçiklerinin dünyası olduğunu derinden fark ederek bakarlarsa orada artık biz olasılıklardan söz edeceğiz demektir. Olasılıklar, kesinlikler değil. Olasılıkların olduğu yerde, işte sizin düşüncenizin kavram olarak hareketten söz etmesi ancak o zaman olanaklı olabilir. O enerji paketçiği olasılıkları taşıyor ve dönüşmeleri içinde başka nesnelerin üretimine katılabilecek bir olasılıklar paketi. Kavramsal bir düzeyde özdeği hareket olarak algıladığımız bir noktada, usumuzla özdek bir varlık olur. Fizik-felsefe burada buluşurlar efendim.
 
Kavramı bulduğumuz yerde felsefe yapabiliriz. Nesnel ortamdan o nesnel ortamın kendi kaynağına doğru, bilimsel bilgiyi izleyerek gittiğimiz kavram mı, değil mi? Orada kavramak geliyoruz, kavram var orada. Kavram neredeyse felsefe oradadır. Felsefenin işi kavramdır, kavramlarla düşünüyoruz, kavramlar üretiyoruz, kavramlarla dünyamızı kuruyoruz ve bunu dilde ifade ediyoruz.
 
Bir nesne ilişkiye giriyor demek, enerji düzeyi değişiyor, dönüşüme başlıyor demektir.
 
Enerji düzeyleri değişiyor. Ama ancak dönüşüm noktasında “ilişki” dediğimiz kavram ya da olgu ortaya çıkıyor. Değişimler ilişkiyi göstermezler; ilişki sürecini gösterirler. İlişki kavramına ulaşabilmemiz için, kavram diyebilmemiz için dönüşüm noktası, bir nesnenin onu o yapan özelliklerinin ortadan kalkıp başka bir nesne olma noktasına geçisi düşünmemiz gerek, işte bu nitel dönüşüm kavramdır.
 
Kavram felsefenin nesnesidir. Burada fiziği felsefe uğruna harcamıyorum, yalnızca fiziğin kendi bilimsel terminoloji ve gerçekliği içinde kavrama ulaştığı yerleri     gösteriyorum, bakın burada kavrama geldi diyorum.
 
Duyularımıza çarpan ve somut diye söylediğimiz, algı ve duyu tanıklığında gerçek dediğimiz aslında inancalardır, bunlar somut değildir. Somut olan hareketin kendisidir ve o bir kavramdır. Çelişik birlik ve bütünlük bir kavramdır ve olguyu gerçekten o yansıtır. Onun dışındakiler olguyu yansıtmaz.
 
Engels, “Evren bir ilişkiler bütünüdür,” demişti. Yani evren birtakım nesnelerin, yapı taşlarının, elementlerin üst üste gelmiş biçimi değildir. Engels bunu söylerken özdeğin ilişki olduğunu, özdeğin ilişki düzeyinde kavram olduğunu, fizik zeminde nesnel gerçekliğin, felsefi zeminde kavram olduğunu söylemiş olmuyor mu? Kartezyen düşüncedeki gibi “yalın, elementer, atomlar düşüncemizin nesneleridir” kabulü bir inancadır, bir varsayımdır, bir gerçekliği yoktur. Felsefi sorgulamayı bu düzeyde yapmadığımız zaman kabullerden hareket ederiz ve o kabulller bizi yeni inancalara taşır. Bu inancalar şöhret imzalarla, isimlerle de pekiştirilmiş olur ve bir din biçimini alır.
 
İdeolojilerin dinsel tutuma dönüşmelerinin nedeni temelde felsefeden koparılmış olmalarıdır. İdeolojilerin önermiş olduğu kavramları onları ilişkilerinde ve çelişkilerinde sorgulamaksızın kabul etmeye başladığımız andan itibarın bizim bilincimiz inancalar üzerine kurulu ve ideolojinin büyüsü altına girmiş edilgin bir bilinç olarak kalır ve o ideoloji uğruna bir dinin müridi, kulu imiş gibi davranmaya başlarız. Bu bilimsel bilgi için de geçerlidir.
 
Çocukları incelerseniz, ne kadar yaratıcı bir bilince sahip olduklarına şaşırırsınız. İllâ size atom reaktörleri üretecek düzeyde bir beklenti içinde olmayın, yaratıcı olmalarını gözleyin. Ama eğitilmeye başladıklarında aile içinde, okulda, iş yerinde, toplum içinde inancaların—dilin öğrenilmesi, törenin öğrenilmesi de dahil—öğretilmesi, bilimin, felsefenin inanca olarak aktarılması, bu yaratıcı bilinçleri donuklaştırıyor. Karşılarında devasa baskı araçları olarak bütün sistem onların beynini durdurmak için çalışmaktadır.
 
Hareket yaşamın özü. Hareket nesnel gerçekliğin tözü. Hareket bilinçte kuşku olarak dinamistir, enegiadır, canlıdır. Ancak siz onu sanal bir dünyaya taşır. İnancalara taşır ve orada basit daireler içinde döndürmeye başlarsanız. O zaman kendi gerçekliğinden çıktığı için sanal dünyada, rüyada gibi yaşadığı için; yaratıcı üretici olmayı bırakınız, tekrarlamayı, geviş getirmeyi sürekli hale getirdiği için de yaşam enerjisini yitirmiş, soluklaşmış, yaşamında anlam arayışı olmayan artık sadece organik gereksinmelerini giderecek düzeyde yaşama bağlı olan insanlar elde edersiniz. Bu gün dünyanın temel sorunlarından bir tanesi bu. Yaşama coşkusu giderek kayboluyor!
 
Bu paradigmanın içinden biraz da kültürü değerlendirmeye çalışalım: Bir kültürün derinliğine anlaşılması için, o kültürün irfanına bakmamız gerekir, yani o kültürün nesnelerine değil, irfanına bakmamız gerekir. Kendinin ürettiği alan: irfan. Bilgisine demiyorum. Çünkü bilgi üretilmiş olandır. O, elementer alan gibidir, atomlar gibidir, üretilmiştir, depolanmıştır, kullanılacak bir malzemedir. Ama üretim süreçlerine girdiğinizde, onun üretim süreçlerinde onun energiasıyla karşılaşırsınız. Bunu kişiye taşırsak, hem üretme, hem içselleştirme, hem paylaşma açısından son derece önemli bir şeydir. İrfanla yani gnosla, sophia ile...sophia ile epistem arasında ne fark var? Epistemde bilgi demek, sophia da bilgi demek, irfan da bilgi demek ama bunları birbirinden ayırt edici temel bir fark var; birinin energiası var diğerinin yok. Sophia energia içerdiği için ona philo sophia denir. Kadim bilgelik bunu vurguluyordu. Philia sevgi demek ve philos ise seven. Sophia hikmet demek, sophos ise hakîm... Philo sophos, bilge severliktir,  bilgi severlik değil. Bu çok önemli bir şey. Bir bilginin içselleştirilmesi ‘energia’sız olmaz. Bir bilgiyi belleğinize alabilirsiniz, ama bu size yabanıldır, ikincildir, sizin ötenizde, dışınızda bir varlık olarak vardır, size mal olmaz, sizinle birleşmez. Ne zaman coşkuyla bilgiyi içselleştirirsiniz, o zaman—düşünerek anımsayarak değil, düşünme süreçleriniz başladığı andan itibaren—o sizinle birlikte hareket eder. Düşünmenizle energiası birliktedir, tesir eden, irfan olarak tesir eden bilgi budur. İrfan eğitimlerinde, Philosophia eğitimlerinde bu birincildir. Hiçbir bilgi kitaptan içselleştirilemez. Kitaptan alınan bilgiler ancak bellenirler. Bilgesiz bilgi bellenir yalnızca. Energia’sız coşkusuz bilgi içselleştirilemediği gibi paylaşıma girdiğinde de özsel bir bağ yani dönüştürücü bir ilişki kuramaz.
 
Bu nedenle bir kültürü anlayabilmek, kültürler arası anlama işinin sorgulayabilmek kitabî olarak mümkün değildir. AOnun için kültürün irfanına girmek gerekir. İrfanına girebilmek için de onun dönüştürücü gücü olan öznesi ile ilişkiye, gerçek bir ilişkiye, yaşamsal bir ilişkiye girmek gerekir.
 
Bir de intentional (niyete bağlı) dillerden söz edelim isterseniz. Bu diller doğu dilleridir. İrfan öğretisi için olanaklı dillerdir bunlar. Bir de, bu dillerin karşısında correct batı dilleri var.
 
İntentional diller, correct diller deyimi, St.Thomas’ın koyduğu bir tanımdır. Doğu bilgeliğini üreten ve bizim de içinde bulunduğumuz “irfan öğretisinin”Hermeneotik gelenek içindeki dili intentional bir dildir.
 
İntentional diller, niyete bağlı diller, üretken, yaratıcı ve keşfe yönelik dillerdir. Batı dilleri, Greko-Latin diller atomizedir ve correcttir, donmuş sözcüklerden oluşmaktadır. Onlarla düşünmeye başlarsak keşfimiz kapanır. Bilme işimiz dışsallaşır. Örneğin Grek ve Roman dillere çevrilmiş olan İncil, batı dünyasında başka bir biçim aldı ve anlaşılamaz oldu.St. Thomas’ın başlattığı bu kavramsal yaklaşımın çok özlü bir niteliksel ayırım içerdiğini fark ettiğim için bunu düşünceme, lojiğime kattım ve bu bağlamda da araştırmalarımı derinleştirdim, senelerdir de bu düşünce temeli üzerine çalışıyorum.
 
Batıda, yani Greko-Roman, Anglosakson, Germen dillerinde anlamlı en küçük birim sözcüktür. Türkçe’de anlamlı en küçük birim hecedir. Akadien diller; Keldani, Arami, Süryani, İbrani ve Arabi diller intentional dillerdir. Abhaz dili de bunlara katılabilir. Bu dillerin anlamlı en küçük birimi harftir. Her harf anlamlıdır ve ayrıca harfin sayısal bir karşılığı vardır.
 
İrfan öğretisinde sayılar üçten başlar. Bir, sayı değil kavramdır. Bu nedenle örneğin Arapça’da sözcüklerin kökleri üç harften oluşur (genellikle). Bu kökler dinamik bir yapıdır ve bir ağaç gibi kendini üretir. İntentional diller dönüşme gücünü içinde barındıran dillerdir. Correct dillerde bu yok, correct diller inanca üzerine kurulurlar. Bunları ezberlemek zorundasınız. İntentional dillerde ise yapı dinamiktir, birbirinden çıkarsanarak ve türetilerek dallanan, bir ağaç haline gelen, bir dil yapısı olduğu için neresinden başlarsanız başlayın geri dönüşte, köklerine doğru gittiğinizde diğer türetilen kanalların kaynaklarını bulursunuz. Sondaki, meyveler gibi düşündüğümüz, bütünlüğüne varan kavramlar, içsel bir bağ ile bir birlerine bağlıdırlar. Buna ‘Akıl’ yani ‘bağlı’ denir. (ikal: bağ) Bu nedenle bu diller ‘tevil’e olanak sağlar ve bu nedenle de akıl, faal akıldır (edimsel us).
 
İrfaniyette, intention, niyet, bir ereğe bağlı olarak oluşur. Kaynaklarından türetilerek içsel bağ taşıyan kavramlar organik bir bütünlük arz ederler. Onları bir birine bağlayan niyet içinde gizli olan erekselliktir. Başka bir deyişle, kavramlar, belli bir ereğe yönelik yapılandırılır. Diğer yandan, irfani kavramlar dilin bu yetenekli kullanışı yanında bir de hal içermeleriyle herhangi bir bilgiden ayrılırlar. İrfan, kitapta olmaz, kitapta ilim olur. İrfan insandadır; energiası, hali insandadır. O energia ile birlikte kitaptaki ilim, irfan olur ve gittiği yerde coşku üretir ve içselleşmeye neden olur. Paylaşıma neden olur keşfi ve yaratıcılığı besler.
 
Bir kültür, onun irfanına kadar; dinamisine, energiasına, coşkulu dönüştürücü yaşayan yanına ulaşmadıkça anlaşılamaz.
 
İrfan öğretisi, insanlığı bir bütün olarak algılayıp insanlık değerlerine nerede olursa olsun, duyarlı olmayı öğretir. İnsanın gerçek insan olgularına duyarlı olmayı öğretir. İnsanın gerçek insan olgularına duyarlı olabilmesi ve o değerlere duyarlı olabilmesi irfaniyettir.
 
İrfan diyoruz ya bu söz kitapta yazar, ama kitaplarda yürek yoktur. İrfan yürekte energia üreten bir bilgi türüdür.


Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 4 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

ÜMİT YILMAZ { 29 Haziran 2013 00:21:09 }
İLİŞKİLERİNDEN YALITILMIŞ BİR NESNEDEN BAŞLAMAK OLANAKLI DEĞİLDİR ,BU İNANMAKTIR ..( Kİ BU GERÇEKTE OLANAKLI DEĞİLDİR ,ANCAK TASARLANABİLİR ).....DENİLMİŞ......

DAHA SONRADA   ŞÖYLE DEVAM EDİLMİŞ   US   HAREKETTEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR....BU HEM ÖZNE HEMDE NESNE İÇİN ORTAK ZEMİNDİR.....DENİLMİŞ.....
BU DURUMDA TASARLANAN ŞEY NEREDE DURUYOR...TASARLAMA US,UN BİR HAREKETİ DEĞİLMİDİR.....EĞER ÖYLEYSE BU DURUMDA TASARIMDA BİR HAREKETTİR VE O DA ENERGİA,DIR....
EĞER TASARIM ENERGİA, İSE DEMEKKİ   İLİŞKİLERİNDEN YALITILMIŞ BİR NESNE OLABİLİR....SAYGILAR
deniz kizi { 16 Aralık 2008 03:22:14 }
metin abi,

bu soylediklerini sanal ortamda okudum. yani bir kagitta, kitapta bile degil.
yine de icinde bilgi, yurek, samimiyet olan sozler alicisini buluyor.

ya da sozler hal sahibinden gelince enerjisi ile birlikte ulasiyor demem gerek.

bunu soylediklerini okurken deneyimledim.

"Irfan insandadir; energiasi, hali insandadir. O energia ile birlikte kitaptaki ilim, irfan olur ve gittigi yerde cosku üretir ve içsellesmeye neden olur."

diyorsun ustelik oyle yerinde soyluyorsun ki... tam dil uzerine soylediklerini okurken, coskuya kapilmistim, yaraticiligimi kamcilayan bir ozgurlesme duygusuna...


"Irfan, kitapta olmaz, kitapta ilim olur. Paylasima neden olur kesfi ve yaraticiligi besler." diyorsun.


Iyi ki varsin, iyi ki paylasiyorsun.


sevgilerimle,

deniz kizi
mustafa { 26 Ekim 2008 13:30:29 }
Kadim bilgelik insanın sorunuyla değil insanın kendisiyle ilgilenir, modern psikoloji ile temel ayrımı burada yatar. Psikoloji, sorunlu insanın sorunuyla ilgilenir, deyim yerindeyse mekanizmayı düzeltir (eğer başarabilirse) tekrar cangılın içine salar. Kadim bilgelik ise insanı sağlıklı sağlıksız diye ayırmaksızın onun büyümesinin yollarını açmaya çalışır. Çünkü insan ilahidir, özünde bir sevgi varlığıdır."Tanrı insanı kendi suretinde yarattı" simgesel söylemi bu hakikate işaret eder. İnsan bir mutluluk potansiyeli, yaşam ise bir gizemdir, içinde ilerlenebilir, derinliğine dalınabilir... Arzularımız cehennemimizdir, öfke onun patlaması; tedirginlik, telaş ve anlamsızlık ise sonuçları.

Tinsel büyüme insani potansiyelimizin açığa çıkmasıdır. Ancak duyusal hiçbir nesne, arzuların kölesi olmuş hiçbir etkinlik, bencilce beklentilerin yönlendirilmesi ile yaşanan hiçbir deneyim sözü edilen tinsel büyümeyi sağlayamıyor... Bu dünya da neye sahip olursak olalım eğer mutlu değilsek hiçbir şeyin hiçbir anlamı olmuyor. Mutluluk bir yerlerde saklı olup aranarak bulunan hazır bir hazine değil, tersine yapıp-etmelerimizle bizlerin açığa çıkarıp gerçek kıldığı bir deneyimdir... Mutluluk tinsel bir oluş; arındıkça içimizde çiçeklenen bir filiz, anlayışın gelişmesi ile coşan bir nehir... Bütün bu olguların kök saldığı toprak tinsel varlığımız, büyüdüğü ortam somut deneyimlerimiz, çekirdeği ise anlama edimidir. Anlama edimi dediğimizde en temel ayrıcalığımıza gelmiş oluruz: Düşünce. Anlama-anlamlandırma emeğimizle olur ve bu yolla kendi dünyamızı kendimiz öreriz. Ancak insan geçmişin tortularından, arzuların zincirlerinden, beklentilerinin yükünden kendini kurtaramadığı sürece içindeki karışıklıktan yakasını sıyıramıyor. İşte tam bu noktada aklın arınması gerçeği ile yüz yüze geliriz. Gerçeğin bilgisi aklı arındırır. Bunun tam tersi de doğru, bilgi başa beladır; ama ne zaman? Eğer bir irfanı (anlayışı) yoksa. "Derdine derman isteyen, ilmine irfan isteyen gelsin" diyen bilgenin sesi kulaklarda çınlamalı. Yine bir başka bilge insanın (İsmail Emre) dediği gibi "Hal gerek evvela neylesin ilim" sözü; çuvallar dolusu bilgiyle doluyken, evlerimiz birer teknoloji kalesi haline gelmişken neden yaşamın o ölçüde dolu ve mutlu olmadığı konusunda bize birer çağrı gibi gelmeli. Felsefenin filo ve Sofya sözcüklerinin birleşiminden oluşup "bilge severlik" anlamına geldiği söylenir. İçinden sevgiyi ve bilgeliği dışlamış bir bilgi, işte başa bela olacak olan bilgi bu... Sadece üstencilik, ayrıcalık, akıl vericilik; genel bir ifade kullanırsak entellektüelizm hastalığı gelişir. Bilme ve anlama sevmenin, insanın içinin çiçeklenmesinin bir bileşeni değil, ayrıcalık elde etmenin, ego'yu tatmin etmenin aracına dönüşür. Bu yazıdaki şu söylem oldukça anlamlı:
     
"Hareket bilinçte kuşku olarak dinamistir, enegiadır, canlıdır. Ancak siz onu... İnancalara taşır ve orada basit daireler içinde döndürmeye başlarsanız. ...sadece organik gereksinmelerini giderecek düzeyde yaşama bağlı olan insanlar elde edersiniz. Bu gün dünyanın temel sorunlarından bir tanesi bu. Yaşama coşkusu giderek kayboluyor!"
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







'Devlet 80 IQ'yla memur alıyor, suç örgütlerinde 120 IQ var'
Fenerbahçe’den dev hareket! Dünyada bir ilk…
Sevgiyi Çoğaltanlara
'Dijital fişleme'
'Gezi Kuşağı' Türkiye'yi terk ediyor

İngiltere Brexit anlaşmasını onayladı
Göçmen parası kayıp!
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 100 Günlük İcraat Programı: Hangi vaatler gerçekleşti?
Melbourne faciadan döndü… IŞİD’den bıçaklı saldırı
ABD'de ilklerin seçimi

Yerli sermaye kaçıyor: 9 ayda Türkiye’den 20 milyar dolar çıktı
Bıçak kemiğe dayanmış!
Fitch'ten uyarı üstüne uyarı!!!
TL, değer kaybında Arjantin’le yarışıyor
Hayali düşmanla savaşan Türk ekonomisi

ÇOCUK
Tek kullanımlık naylon poşetleri tüm mağazalarından kaldırıyor
Kadınlık hallerı, yaşanmışlıklar : Oğlum ölüyor galiba
Dünyanın en eski şişe mesajı Avustralya'daki kumsalda bulundu
Çocuk gelin sayısında utandıran birincilik

Umutsuz ve kitapsız olmayın
Türk Mitolojisinde Erlik Hanın Yeri Tasviri ve Kökeni
Nebil Özgentürk’ün gözünden: 11 dakikalik Aydin Boysan belgeseli
Robert kolej’de
İnsanlığın Karanlık Yüzü

Algı çok tanık tek
Bir Süreç Olarak İnsan
Ütopya: Ayakları yerde, başı gökte
Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…

Yağma ve talanın süresi 49 yıla çıktı
Mercan kayalıkları için 400 milyon dolar
Dünya’nın 6.kitlesel yokoluş olayının eşiğinde
Bu banklar havadaki kiri küçük bir ormandan daha fazla çekiyor
20 yıl sonra Türkiye …!

Kripto para üretiyor olabilirsiniz!
Milyonlarca kişi cep telefonu ile tehlikede!
'Milyonlarca insanın kişisel verileri, ticari ve siyasi amaçla kullanıldı'
Güneş küresi icat edildi!
Robotlar işinizi elinizden alacak mı?

Yedi Neşeli Ahtapot
Bir şehri 2000 yıl sonra ortaya çıkardı
'Son Troyalı'nın iskeleti bulundu
Büyük Set Resifi'ni robotlar koruyacak
Annesi Neanderthal, babası Denisovan bir melez

Avustralya’da Z kuşağının dünya görüşü…
Türkiye’den göç %42 arttı.
Viyana yedi yılın birincisi Melbourne kentini geride bıraktı.
15 yılda 20.447 işçi “iş kazalarında” can verdi
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 157. sıraya geriledi

Bir zamanlar sığınaktı
Işıltı
Yalnız mıyım değil miyim?
Aziz Sancar: Ülkeye küsüm
Gemi adamı cüzdanlı bir kadın!!!

Trafikte yasaklar
Eğri Oturup
YALAN
Edebiyat Notları, Temmuz - Ağustos
Edebiyat Notları, Mayıs - Haziran

Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan
Osman Hamdi Bey.
Ahilik
Nogay Türklerinden Atasözleri


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git