A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

AKP, Anti-Kemalist tarih anlatısından vazgeçemez!

Kategori Kategori: Türkiye | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Tayfun Şahin | 02 Ağustos 2016 13:12:29

Demokrasi tarihimize “başarısız silahlı kakışma” olarak geçen 15 Temmuz, ortaya çıkarmaya başladığı sonuçlar bağlamında dikkatle değerlendirilmek zorundadır. Özellikle bir kısım muhalif unsur tarafından “darbe karşıtlığı” adı altında AKP’yi meşrulaştıran, geçen 14 yıllık zulmü göz ardı eden ve AKP’yi “anti-emperyalist, anti-Amerikancı” olarak konumlandıran analiz biçimi tamamen reddedilmelidir.

Zira söz konusu olan parti AKP’dir ve AKP’nin varlık sebebi ve söylemiyle bazı muhaliflerin tanımladığı “anti-Amerikancı ve darbe karşıtı AKP” söylemi taban tabana zıddır.

Daha birkaç hafta öncesine kadar AKP’yi darbelerin ürünü ve Amerikancı olarak tanımlayanların sadece 15 Temmuz’u referans alarak AKP’yi aklaması ve AKP’den bir “demokrasi kahramanı” yaratması anlamlı değildir.  AKP, tıpkı 14 yıl önce olduğu gibi, neo-liberaldir, dincidir, laiklik karşıtıdır, Amerika’nın bölgesel ve küresel çıkarlarına tabidir ve her şeyden öte Kemalist Cumhuriyetin karşısındadır. Amerika’daki birkaç odakla ters düşmüş olması ya da Rusya gibi bölgesel bir güçle bir miktar artan ilişkiler kurması AKP’nin varlık sebebinden uzaklaştığı ya da tüm geçmişini lanetlediği şekilde yorumlanamaz. Zaten iddia edilenin aksine, silahlı kalkışmadan bu yana yapılan tüm uygulamalar; ulus devlete, ordunun birliğine, demokrasiye ve özgürlüklere karşıdır.

Binlerce insan, mahkeme kararı olmadan, “FET֒cü” diye işinden edilirken, darbeci olduğu söylenen askerler istisnasız olarak dayaktan geçirilirken, onlarca yıllık kültürel birikimi yok sayılarak askeri okullar kapatılırken veya aceleyle ordunun emir komuta zinciri bozulurken “FET֒yle mücadele ediliyor” denilerek yaşanan haksızlıklar göz ardı edilmemelidir. Sonuç itibariyle FETÖ ve AKP, aynı amaçla yola çıkan, yıllar boyunca aynı kumpasların tarafı olan ve Kemalist Cumhuriyeti elbirliğiyle yıkmaya çalışan ikiz yapılardır. Aralarındaki kavga da stratejik bir farklılığa değil çıkar farklılığına işaret etmektedir. Bu noktada, tüm şeytanlıkları FET֒ye mal etmek ve yaşanan hukuksuzlukları hatırlamamak AKP’ye hak etmediği bir meşruiyet atfetmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Şüphesiz ki FETÖ bir terör örgütüdür ancak FET֒ye karşı bugün mücadele eden AKP, demokrasi kahramanı ya da Cumhuriyet yanlısı değildir.

Öyleyse AKP’nin hiçbir temel konuda geçmişten farklı bir yönelim göstermediği bir dönemde, şekli birkaç hamleyi “köklü değişiklikler” olarak kamuoyuna sunmak, AKP’yi anti-emperyalist olarak nitelemek, AKP’nin Kemalist cepheye geçtiğini iddia etmek; AKP’ye can simidi atmak demektir. Hele hele tüm hikâyeyi AKP’nin kullandığı kavramlarla ve anlattığı biçimde kabul etmek de karşı politika geliştirme imkânlarını yok etmek anlamına gelecektir. Hiçbir muhalif unsur, hiçbir sosyal, siyasal, ekonomik olayı rakip partiyle %100 aynı şekilde tanımlamamalıdır. Eğer tamamen aynılık söz konusuysa o halde şekli olarak farklı tabelalar altında siyaset yapılıyor olsa da aslında tüm partilerin aynı olduğu sonucuna ulaşılacaktır. Böyle bir durumsa büyük bir anormalliktir. Mesele darbelere karşı olup-olmamak meselesi değildir mesele iktidar partisine her anlamda tabi olmaktır.

Benzer şekilde Amerika’nın planlarının çöktüğünü iddia etmek de tek başına yeterli değildir zira emperyalizm, kukla olarak kullandığı siyasi partilerin varlığından da yokluğundan da fayda elde edebilecektir. Örneğin Türkiye’nin istikrarsızlaşmasını, ulus devletin zayıflamasını, etnik ve mezhepsel olarak bölünme ihtimalinin artmasını hedefleyen bir emperyal güç varsa o halde AKP’nin varlığı da yokluğu da, darbe girişiminin başarısı da başarısızlığı da bu hedefe hizmet etme kabiliyetinde olacaktır. Bu anlamda konuları dar açıdan ele almak, fayda kavramını sadece belli bir anla ve tarafla açıklamaya çalışmak ve AKP’nin de dâhil olduğu gerici bloğun kendi iç çelişkilerinden medet ummak; siyaset yapmak anlamına gelmeyecektir.

Gülen ve CHP Aynı Sepete Konuluyor!

Silahlı kalkışmanın ilk günlerinde, doğal olarak büyük endişe yaşayan AKP’nin ve kurmaylarının CHP’yi ve MHP’yi de içine alacak şekilde ılımlı mesajlar vermesi ya da alışılagelmiş kutuplaştırıcı bir dil kullanmaması bazı muhalif çevreler tarafından AKP’nin değiştiği şeklinde yorumlanmaktadır. Oysa görüldüğü üzere kullanılan ılımlı dil hızla değişmeye başlamıştır. AKP, söz konusu olduğunda bu durumu normal karşılamak gerekmektedir. Çünkü AKP propagandasının temelinde düşmanlaştırma ya da şeytanlaştırma vardır. Bu noktada düşmanın kimliği değişebilir ama düşmanın “şeytanlaştırılması” asla değişmeyecektir. Bir yanıyla büyük bir kibri de yansıtan bu anlayış; iyiyi her şeyiyle iyi, kötüyü de her şeyiyle kötü şeklinde tanımlamaktadır. Böyle bir hikâyede ara formlara yer yoktur. Yani CHP, her koşulda “kötü”, AKP de her koşulda iyi, kutsal, hata yapmaz, yanlışa uzanmaz şeklinde tarif edilecektir. AKP’nin kendi iç tutarlılığı da bu noktadan destek almaktadır. Çelişkilerin üstünü örten ve kategorik “iyi” rolünü oynamayı kolaylaştıran bu yaklaşımın doğal sonucu CHP’nin yeniden “nefret objesi” haline sokulmasıdır. Bu esnada FET֒nün de şeytanlaştırılıyor olması sonucu değiştirmeyecektir. AKP’nin kategotik “iyi” söylemini beslediği sürece bir ya da birden fazla yapının şeytanlaştırılmasında sorun yoktur. Yani AKP, bugün her şeyin sebebi olarak gösterip, nefret ettiği FET֒yle CHP’yi aynı anda “nefret objesi” haline getirebilir. Gidişat da o yöndedir. Söylem ve propaganda üstünlüğünü elinde tutmak isteyen AKP’nin CHP-FETÖ-HDP-PKK ve DHKP-C’den oluşan “hayali bir şer cephesi” yaratması ve hepsini aynı şekilde “şeytanlaştırılması” beklenmelidir.

Yaşanan Şey: Ölüm-Kalım Mücadelesi

Zira anti-Kemalist, anti-laik, anti-demokratik tarih anlatısı AKP’nin 14 yıldır devam eden söyleminin vazgeçilmezleridir. Yaşanan şey: Ölüm-kalım mücadelesidir. AKP, kendini inkâr edip değişirse yani bir kısım muhalifin sandığı gibi Atatürk’ü, demokrasiyi, laikliği keşfederse zaten yok olacaktır. Öyleyse Kemalizm’e teslim olmakla AKP’nin kapısına zaman içinde kilit vurmak arasında fark yoktur. Bu durumda AKP, kısa süre içinde yeniden bir hamle yaparak CHP’yi hedef alan yeni bir “şeytanlaştırma” ve “nefret objesi” haline getirme ihtiyacı içine girecektir. Bu anlamda “darbe karşıtlığı” üzerinden AKP’yle ortak cephede yer alınabileceğine dair olan tüm iddialar ve yaklaşımlar geçersizdir, terk edilmelidir. AKP’nin varlık mücadelesi verdiği bir durumda en az onlar kadar sert, en az onlar kadar kararlı ve en az onlar kadar hızlı bir şekilde hareket etmek ve tereddüt etmeden AKP karşıtı bir ortak mücadele başlatmak zorunludur. Bahsettiğim şey “cılız şikâyetler değil” tam aksine AKP’nin varlığını reddeden ve en zayıf olduğu, en güçsüz olduğu, kontrolü en fazla kaybettiği bu günlerde AKP’nin ülkeyi yönetemediğini ortaya koyup demokratik bir alternatifin olabileceğini kitlelere göstermektir. AKP’nin bugünkü gücü örgütlenmesi, seçmenleri, söylemleri değildir AKP’nin en büyük gücü “muhalefetin yokluğudur.” Türkiye’yi “yönetebileceğini” halka ilk gösteren lider, AKP’yi de yenecektir.

O halde hangi muhalefet partisi elini çabuk tutar ve kadrolarını yenilerse AKP’yi o parti yıkacaktır. MHP’de bir değişimin yaşanması nerdeyse imkânsızdır. Bahçeli ve grubu, kendi dar bakış açılarını yargının da desteğiyle MHP’de egemen kılacaktır. Yargının yetmediği yerde kaba şiddet de sırada beklemektedir. Töre adı altında değiştirilemez bir genel başkanlık anlayışı inşa eden MHP, değişime en uzak partidir. Bu durumda geriye kalan aday parti CHP’dir. Anti-demokratik siyasal partiler kanunu ve anti-demokratik parti yapıları sebebiyle CHP’de imza toplayarak ya da örgütlenerek Kılıçdaroğlu’nu değiştirmek kolay değildir. Her defasında seçimler bahane edilerek, milletvekillikleri, belediye başkanlıkları, belediye meclis üyelikleri vb koltuklar, birer vaat unsuru olarak kullanılıp, delegelerin özgür iradesine ipotek konulabilmektedir. Önseçim ya da çarşaf liste söylemleri gerçekçi değildir. Önseçimlerde örgütlenmiş azınlıklar tabanın gerçek düşüncesine zıd olan sonuçlar yaratabildiği gibi adı çarşaf liste olsa da “anahtar ve maymuncuk listeler” yoluyla demokrasi katledilebilmektedir. Genel başkanların “anahtar liste” dağıttığı hiçbir seçim “demokratik” değildir. Bu anlamda Türkiye’yi kurtarmak için Kemal Kılıçdaroğlu’nun fedakârlık yapmasına ve acilen görevini bırakmasına ihtiyaç vardır. AKP’nin ezberlerini bozacak ve makyajını dökecek olan köklü bir değişimdir. Ancak yeni yüzlerle yola devam edilirse AKP’nin 14 yıldır kullandığı sözlerin eskidiği ortaya çıkacaktır. Aksi her durumda AKP ne kadar zayıflarsa zayıflasın muhalefet unsurlarına göre daha yetkin, daha makul, daha kabul edilebilir göründüğü müddetçe AKP iktidar olmaya devam edecektir.

AKP Tabanı Özgüven Patlaması Yaşıyor!

İktidarda kalan AKP, son gelişmeler göz önüne alınırsa çok daha tehlikeli hale gelecektir. Yıllardır “evlerinde zorla tutulan %50” söylemi, 15 Temmuz ve sonrasında test edilmiştir. 15 Temmuz gecesi sokağa çıkanların sayısı ve özellikleri göz önüne alınırsa AKP’nin militan bir kitle yarattığı doğrudur. Ancak bu kitle AKP’nin varsaydığından çok daha küçüktür. Bunu gören AKP, “demokrasi nöbeti” adı altında bu kitleyi kemikleştirmeye ve büyütmeye uğraşmaktadır. İlginçtir ki anılan kitle büyümektedir. Sokağın gücünü keşfeden kalabalıklar, ciddi bir özgüven patlaması yaşamaktadır. AKP’nin de istediği budur. Gezi direnişi esnasında “palalı milislerin” halk üzerinde yarattığı etkiyi gören AKP, sayısal olarak az ama yırtıcı bir milis güce dayanmak istemektedir. Mehmetçikleri linç etmekten kaçınmayan bu grubun giderek daha fazla cüret kazanacağı ve her ihtiyaç duyulduğunda sokağa çıkarılacağı bilinmelidir. Bu durum, her toplumsal olayı bir öncekinden daha riskli ve çatışmalı olmaya aday hale getirmektedir. Hiç şüphe yoktur ki “ak milisleri” püskürtmenin yegâne yolu “örgütlü” olmaktır. Mevcut durumda MHP’nin bir kanadının desteğini de alabileceği görülen “ak milislere” karşı ya CHP, kendi örgütlülüğünü arttırarak cevap verecektir ya da sokaklar AKP karşıtı güçlere tamamen kapatılmış olacaktır. Demokrasi güçlerinin polis destekli Ak Milisler’e karşı şimdiden önlem alması, yarınları kurtarmak anlamına gelecektir. Ancak bu noktada psikolojik üstünlüğün an itibariyle AKP’lilere geçtiği bilinmelidir. Zira en kötü durumu bile, muhalefetin yanlış tutumları sebebiyle, avantaja çeviren AKP, en çok korktuğu sokaklara da egemen olmak için emin adımlarla yürümektedir.

AKP, Yeni Bir Komplo Planlıyor!

On dört yıldır gündemi sürekli elinde tutan ve her durumda “büyük hikâyesini” kitlelere anlatma başarısı gösteren AKP için “mağduriyet” somut bir olay değil “kategorik bir durumdur.” AKP, gücünün zirvesinde olsa bile “mağduriyet” söyleminden bir saniye bile vazgeçmeyecektir. En basit ifadeyle AKP’li olmak “mağduriyet” için yeter sebeptir. Şartlar ne olursa olsun “mağduriyet söylemi” terk edilmeyecektir. Ancak 2002’den beri tecrübe ettiğimiz üzere mağduriyet söylemi “kriz dönemlerinde” şaşırma eşiğini zirveye çıkaracak şekilde kullanılmaktadır. Örneğin, Ergenekon, Balyoz sürecinde “Fatih Camiini Bombalayacaklar!” ya da “Kendi Uçağımızı Düşürecekler!” gibi atılan manşetler özenle seçilmiştir. Duyan hiç kimsenin kayıtsız kalamayacağı derecede “şok etkisi” yaratacak şeyler söylenmelidir. Gezi Direnişi esnasında üstleri çıplak 200 erkeğin, türbanlı bir kadına saldırıp, bebeğini darp edip, ardından da aşkın bir şekilde gelinin üzerine işediğine dair iddia açık bir yalandır ancak gücü de buradan gelmektedir. Kitleler hikâyenin absürtlüğüyle şoka sokulup “acaba” sorusu akıllara sokulmaktadır. Hele hele olayın sıcaklığı içinde kendine gazeteci diyen ama ardından “hıyar” olduğunu itiraf eden birkaç kişinin çıkması “büyük yalanın etkisini” arttırmaktadır. Gelinen noktada silahlı kalkışmanın ardından psikolojik üstünlüğü kaybetmek istemeyen AKP’nin yeni bir mağduriyet söylemi için yeni bir “büyük yalana” ihtiyaç duyacağı açıktır. Ancak daha önce belirtildiği gibi bu büyük yalan mümkün olduğu kadar gerçek dışı ve normal herhangi bir insanın “O kadar da değil!” diyeceği bir absürtlükte olmalıdır. Yalanın etkisini arttıracak olan da bu duygudur. Son günlerde yükselen CHP karşıtlığı, önümüzdeki süreçte yeni bir saldırı dalgasının başlayacağına işaret olarak görülmelidir.

AKP, böyle bir kumpasa kalkıştığı anda CHP tabanının vereceği tepki de önemlidir. Şayet “şok etkisiyle sessizliği tercih edip “yargının kararını bekleyelim” yalanına inanırsa AKP bir kez daha kendi oyununu CHP tabanına kabul ettirmiş olacaktır. Eğer en üst seviyeden karşı çıkar ve şok etkisini daha büyük bir şokla karşılarsa AKP, “büyük yalanına” devam edemeyecek ve gerilemeye başlayacaktır. Bu durum kumpaslarla hedef alınacak her bir CHP’li için geçerlidir.

AKP’yle Hesaplaşmayan CHP ya da Laik Blok Sistemi Normalleştiremez


Hâlihazırda en önemli yanlış: AKP’nin değişebileceğine dair inanıştır. AKP, kendini var eden söylemden de, örgütlenme biçiminden de, dayandığı toplum kesimlerinden de vazgeçmeyecektir. Dönemsel tavır değişiklikleri de “istikşafi görüşmelerde” olduğu gibi zaman kazanmaya ve yeniden oyun kurarken nefes almaya hizmet etmektedir. Kısa vadeli tavır değişikliklerini “stratejik değişim” işareti olarak okumak, yapılacak en büyük yanlıştır. On dört yıl boyunca hukuksuzluğun her türüne bulaşmış olan AKP’nin bu yolda yürümek dışında bir şansı yoktur. Durduğu anda sistem çökecektir. Yolsuzluklar, hukuksuzluklar, adaletsizlikler gündeme gelecek ve “büyük hikâye” zarar görecektir. Öyleyse AKP, sürekli havada ikmal yapmak zorunda olan ve sürekli uçması gereken bir harekettir. Bugüne kadar havada ikmalleri başarıyla yapmıştır. Şimdi de “silahlı kalkışma” üzeriden yeni bir fırsat yaratılmak ve geçen 14 yılın üstü örtülmek istenmektedir. Öyleyse sistemi normalleştirmenin yolu AKP’yle uzlaşmaktan geçmemektedir. Başta CHP olmak üzere tüm muhaliflerin ya da “laik bloğun” AKP’yle esaslı bir hesaplaşmaya girişmesi mecburidir. AKP gericiliğinden dişe diş mücadele edilmeden kurtuluş yoktur. Halkçı, kamucu, laik, ilerici, üretim ekonomisine dayalı daha adil, daha özgür, daha demokratik ve daha zengin bir ülke kurma iddiasını AKP’ye rağmen hayata geçirmek gerekmektedir. Bunun yolu da örgütlenmekten geçer. Halkın öncü güçlerini bir araya getiremeyen, mücadeleyi merkeze almayan her çaba naif bir çırpınış olarak kalacaktır. Kurtuluşa giden yol kuruluşun ölümsüz kadrolarının yaşamlarında gizlidir. En az onlar kadar mücadeleci ve idealist olarak Türkiye aydınlığa kavuşur. Yalnızca Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları gibi unvanları ve rütbeleri teslim edip, halkın sevgisini ve desteğini alanlar tarihe adını yazdırabilir. Bugünün acil sorunu da bu tercihle ilgilidir.

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 7 / 3 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Tuna Nehri’nin kıyısındaki demir ayakkabıların hikayesi
“Ya Hıristiyan veya ateistler haklıysa?"
'Deizmin yaygınlaşmasının sorumlusu siyasetçiler'
500 TL'ye 'noter onaylı' üniversite diploması!
Türkiye’de bir işçinin hayatının bedeli 6 bin lira!!!

Türkiye'de son seçim anketi açıklandı.
Gel de bu başkanın sözüne inan!
Başbakan seçilemeyen Paşinyan'dan genel grev çağrısı
Kaynak sorunundan bahseden hükümetten seçim atağı!
'Türkiye iş kazaları ve meslek hastalıklarında dünya 3'üncüsü, Avrupa 1'incisi'

Türkiye kapıya kilit vuruyor
Seçim ekonomisinin 2018 ve 2019 yıllarına etkisi ne olacak?
Türkiye'de Merkez Bankası, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a kulak asmadı
Türkiye'den 1.1 milyar dolar yerli sermaye kaçtı
6 sıfırlı lira daha güçlüymüş!

ÇOCUK
Tek kullanımlık naylon poşetleri tüm mağazalarından kaldırıyor
Kadınlık hallerı, yaşanmışlıklar : Oğlum ölüyor galiba
Dünyanın en eski şişe mesajı Avustralya'daki kumsalda bulundu
Çocuk gelin sayısında utandıran birincilik

Türk Mitolojisinde Erlik Hanın Yeri Tasviri ve Kökeni
Nebil Özgentürk’ün gözünden: 11 dakikalik Aydin Boysan belgeseli
Robert kolej’de
İnsanlığın Karanlık Yüzü
Tarih ateizm’in insanlar için din kadar doğal olduğunu gösteriyor

Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…
Umut: Canlanan ve Canlandıran Yaşam Enerjisi
Bilmeden İdeolojikleşmeye
Özgürlük Sorumlulukla - Zorunluluk Sınırla

Yağma ve talanın süresi 49 yıla çıktı
Mercan kayalıkları için 400 milyon dolar
Dünya’nın 6.kitlesel yokoluş olayının eşiğinde
Bu banklar havadaki kiri küçük bir ormandan daha fazla çekiyor
20 yıl sonra Türkiye …!

Kripto para üretiyor olabilirsiniz!
Milyonlarca kişi cep telefonu ile tehlikede!
'Milyonlarca insanın kişisel verileri, ticari ve siyasi amaçla kullanıldı'
Güneş küresi icat edildi!
Robotlar işinizi elinizden alacak mı?

50.000 yıl önce Avustralya’ya ulaşan ilk insanlar gemilerle geldi
Yaratıcı olmak şizofreni riskinizi yüzde 90 arttırıyor
İnsanlar niçin et yemeye başladılar?
DNA’mızın ne ırkı var, ne de milliyeti
Avustralyalı Aborijinler, bilinmeyen bir “insan” türünün DNA'sını taşıyorlar.

15 yılda 20.447 işçi “iş kazalarında” can verdi
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 157. sıraya geriledi
AB Komisyonu'ndan tüm zamanların en olumsuz Türkiye raporu...
İslam’da hile: Yeter ki kitaba uydur!
Türkiye'yi kanser eden ürünleri devlet gizledi!

Firavunlar ölür firavunluk kalır
2018’de Mayıs 68
Kürt sorununu cesaretle biz çözeriz!
Her tasavvuf üstadı biraz Freudyendir
Gözaltındaki köle işçiler: Göçmenler

İşletme
Tırnak İçinde
Çatıda Çatlak
Edebiyat Notları, Mart - Nisan
HAD...

Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan
Osman Hamdi Bey.
Ahilik
Nogay Türklerinden Atasözleri


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git