![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
|
Adalet ve Ekonomi
Hukuk ve ekonomi arasındaki ilişki, "kum üzerine mi yoksa kaya üzerine mi inşaat yapıldığı" sorunsalına benzer. Hukuk, bir ekonominin altyapısını (kaya) oluşturur. Adalete olan güven azaldığında, ekonomik göstergeler de doğrudan sarsılır. Türkiye'de adalet sistemi ve bu sisteme duyulan güven, hem yerel kamuoyu araştırmalarında hem de uluslararası endekslerde son yılların en çok tartışılan konuları arasında yer alıyor. Mevcut durumu rakamlar ve küresel kıyaslamalarla inceleyelim.Türkiye'de Toplumun Adalete Güveni: Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve çeşitli bağımsız araştırma şirketlerinin (Panorama, Metropoll vb.) verileri, yargıya olan güvende belirgin bir düşüşe işaret ediyor. Güncel güven oranlarına baktığımızda 2024-2025 dönemine ait veriler, yargıya güvenin %20 ile %30 bandına kadar gerilediğini gösteriyor. Örneğin, Panorama Araştırma'nın 2025 verilerine göre her 10 vatandaştan sadece 2,7'si yargıya tam güven duyuyor. Adil uygulama algısı ise TÜİK verilerine göre, "yasaların herkese adil uygulandığını" düşünmeyenlerin oranı 2024'te yaklaşık %46,4 seviyesine çıkarak son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Küresel Kıyaslama: Hukukun Üstünlüğü Endeksi Dünya Adalet Projesi (World Justice Project - WJP) tarafından her yıl yayınlanan "Hukukun Üstünlüğü Endeksi", ülkeleri hükümet yetkilerinin sınırlandırılması, yolsuzluk, temel haklar ve yargı bağımsızlığı gibi kriterlerle puanlar. Türkiye'nin mevcut durumu (2024-2025): Sıralamada Türkiye, 142 ülke arasında 117. ile 118. sıralarda yer almakta. Türkiye'nin en düşük puan aldığı alanlar "Hükümet Yetkilerinin Sınırlandırılması" ve "Temel Haklar". Türkiye ile "En Adil" ülkeler arasındaki farklar neler? Dünyanın en adil kabul edilen ülkeleri genellikle İskandinav ülkeleri (Danimarka, Norveç, Finlandiya). Türkiye ile bu ülkeler arasındaki temel farklar şunlar: 1. Yargı Bağımsızlığı: Onlarda yargı, yürütmeden tamamen bağımsızdır; siyasi baskı hissedilmez. Bizde yargı mekanizmasının yürütmenin etkisi altında olduğu algısı yüksektir.Özetlersek, en adil ülkelerde hukuk "güçlünün yasası" değil, "yasaların gücü" olarak işler. Bu ülkelerde bir bakan veya başbakanın bile hukuk önünde sıradan bir vatandaşla aynı muameleyi göreceğine dair toplumsal bir mutabakat vardır. Türkiye'de ise "güçler ayrılığı" ilkesinin ortadan kalkışı ile, hukuğa güven ortadan kalkmıştır. Mülkiyet Hakları ve Yargı Süreçleri Türkiye’deki adalete olan güven kaybı sadece siyasi davalarla sınırlı değil; günlük hayatı etkileyen ticari ve sivil hukuk alanında da ciddi tıkanıklıklar yaşanıyor. Mülkiyet hakları ve yargı süreçlerinin hızına bir bakalım isterseniz. 1. Mülkiyet hakları ve yatırım güvenliği : Güvenin tekrar inşa etmek için atılması gereken adımlar nedir? Uluslararası raporlar (AB İlerleme Raporları, WJP) Türkiye için şu iyileştirmeleri önermektedir: • Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun yürütmeden (hükümetten) tamamen bağımsız, liyakat esaslı bir yapıya kavuşturulması. *** Yazının başında, hukuk ve ekonomi arasındaki ilişki, "kum üzerine mi yoksa kaya üzerine mi inşaat yapıldığı" sorunsalına benzer demiştim. Gelim şimdi bu ilişkiyi Türkiye özelinde ve küresel ölçekte inceleyelim. Kısaca üç ana başlıkta toplayabiliriz:1. Yabancı Yatırımcı ve "Risk Primi" Bir yabancı yatırımcı Türkiye'ye fabrika kurmak veya sermaye getirmek istediğinde ilk baktığı şey, bir sorun yaşadığında bağımsız bir mahkemede hakkını arayıp arayamayacağıdır. Hukukun üstünlüğü endekslerinde gerileyen ülkelerde, uzun vadeli yatırımlar (fabrika, teknoloji transferi) azalır; bunun yerine "sıcak para" dediğimiz, risk anında ülkeyi terk edebilecek kısa vadeli yatırımlar gelir. Hukuki güvencenin azalması, ülkenin borçlanma maliyetini artırır. Hukuk sistemi zayıf olan ülkeler, uluslararası piyasalardan daha yüksek faizle borçlanmak zorunda kalır. 2. Kişi Başı Milli Gelir ve "Orta Gelir Tuzağı" Dünya genelindeki veriler, hukukun üstünlüğü ile refah düzeyi arasında %80'in üzerinde bir pozitif ilinti olduğunu göstermektedir. Hukukun üstünlüğü endeksinde ilk 10'da yer alan ülkelerin (Danimarka, Norveç, İsviçre vb.) ortalama kişi başı geliri 50.000$ üzerindeyken; endeksin son sıralarındaki ülkelerde bu rakam genellikle 5.000$ - 10.000$ bandında sıkışıp kalır. Türkiye, 2013-2014 yıllarında 12.000$ barajını zorlarken, hukuki göstergelerdeki düşüşle birlikte "Orta Gelir Tuzağı"na düşmüştür. 2025 projeksiyonları milli gelirde bir toparlanma (1,5 trilyon dolar toplam hacim) gösterse de, hukuki reformların eksikliği bu büyümenin tabana yayılmasını ve "nitelikli" kalmasını zorlaştırmaktadır. 3. Beyin göçü ve insan sermaye kaybı Fikri mülkiyet haklarının (buluşlar, telifler) güçlüce korunmadığı bir ülkede kimse yeni bir teknoloji geliştirmek için büyük riskler almaz. Bu da ekonomiyi "teknoloji üreten" değil, "taklit eden" veya "fason üretim yapan" bir modelde hapseder. Sonuçta hukuk zayıflarsa ekonomide neler yaşanır? Enflasyon: Hukuk varsa öngörülebilir ve kontrol altındadır. Hukuk zayıfsa kurumsal bağımsızlık (Merkez Bankası) zayıfladığı için yüksektir. İşsizlik: Hukuk varsa yeni yatırımlarla azalır. Hukuk zayıfsa yatırım azaldığı için yapısal olarak yüksek kalır. Gelir Dağılımı: Hukuk varsa daha adildir; sosyal hukuk devleti baskındır. Hukuk zayıfsa kaynaklar belirli gruplarda toplanır; uçurum artar. Liyakat: Hukuk varsa en yetenekli olanlar yükselir, verimlilik artar. Hukuk zayıfsa "Tanıdığı olan" yükselir, verimlilik düşer.
YorumlarHenüz Yorum Yazılmamış Yorum Yazın
|
| Tüm Yazarlar |
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |