A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

NİJERYA - LAGOS

Kategori Kategori: Anılar | Yorumlar 3 Yorum | Yazar Yazan: Pınar Özkan | 30 Aralık 2008 08:15:09

Sabah 04.00. Uçuşa zinde gitmek için erkenden yatağa girip papatya çaylarıyla kendimi uyuttuğum gecenin sabahı. Odamın bulunduğu otel katında güm güm seslerle uyanıyorum. Birileri hızlı hızlı yürüyor, koşuyor, üstüne "şişşt" uyarıları, gülüşmeler. Sabahın bu saatinde kim bunlar böyle?


Yataktan fırladığım gibi kapıyı açıp koridora çıkıyorum. Koridorun sonunda üniformalı, sırt
çantalarını ve başlıklarını takmış askerler asansörün başında. Sesleri anında kesiliyor. Hepsi birden bana dönüyor. 
 
Afrika motifli pijamalarım, tepemde yelpaze gibi açılmış kıvırcık saçlarımla onlara doğru yürüyorum.  
 
Utanmıyor musunuz ya sabahın köründe bu kadar gürültü yapmaya?
 
Affedersiniz. Dikkat ettik... Yine de oldu işte!
 
Belli ki tembihlenmiş kibar hallerinden kuvvet alarak üstüme vazifeymiş gibi bir daha soruyorum.
 
Bu saatte nereye böyle?
 
Asansöre doluşurken biri, gece kulübüne, biri Çin restoranına, bir diğeri kumsalda yürüyüşe diyor,
Asansörün kapısı kapanıyor.
 
Bunlar geçen hafta gelip otele yerleşen Fransız ve Amerikalı askerlerin ta kendileri! Onları sivil giysileriyle görmüş birkaçı ile oturup sohbet bile etmiştik.  İçkiyi fazla kaçırmış olanlardan biri komşu Kongo' nun başındaki diktatörün devrilmesi için destek vermeye geldiklerini söylemişti . Yanındaki arkadaşı da diktatörün yerine geçecek yeni başkan adayı Kabila için kadehini kaldırmıştı. Demek şimdi o desteği vermeye gidiyorlar!
 
Odama dönüp uyumaya çalışsam da olmuyor. Günün ağarmasıyla sıcak ve nem basıyor. Havalandırmayı açiyorum. Tam dalmak üzereyken çalar saatim ötüyor. Uykumu alamadım. Askerlere bir kez daha sinirlenip duşa atıyorum kendimi.
 
Uçuşun kokpit ekibiyle kahvaltıda buluşuyorum. Meksikalı Kaptan Grako ve
pilot arkadaşlarıyla 3 yıl boyunca Türkiye Almanya Karaipler uçuşları yapmıştım. Ailelerimizden çok birbirimizi görüyorduk, biz de aile gibi olmuştuk. Kahvelerimizi içerkenGrako'ya askerleri şikayet ediyorum. O da aynı düşüncede:
 
Otel asker kaynıyor. Benim bulunduğum katta Güney Afrikalı uçuş ekibi de kalıyor. İçip içip gürültü yapıyorlar. Rahatsız oluyorum.
 
Grako,  ama Afrikalılar pek içki içmiyorlar ki?
 
Kulağıma eğiliyor.  Bunlar Afrikaans, beyaz olanları..
 
Bekleyen ekip arabasına üçümüz yerleşiyoruz. Mandela'nın ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti görmek istediğim ülkelerden biri.
 
Biz niye oraya uçmuyoruz?
 
Air Gabon Johannesbourgh'a uçuyor, onu da filodaki Boeing 747 ile yapıyor.Acaba pass bileti istesek verirler mi? Üstelik jumbo ile oraya uçmak keyifli olur.
 
Sorarız, diye yanıtlıyor Grako.
 
Apronda bizi bekleyen uçağımıza çıkıyoruz. Gelen ekiple karşılaşmıyoruz. Onlar otele doğru yola koyulmuşlar bile. Uçak temizlenmiş, catering yüklenmiş, hazır. Bugünkü uçuşun amiri tanıştırıyor kendini, 50 yaşlarında Fransız bir kadın. Yakıt alımı bitmiş, yolcular her an gelebilirler.
 
Uçağımız Nairobi'den geliyor. Uçuşumuz önce Senegal ardından Nijerya.Dakara gidecek transit yolcularımız var. Kısa toplantımızı yaparken Grako'nun sesi duyuluyor kabinde.
 
Pinar gelir misin lütfen?
 
Kokpite giriyorum. Grako yüzünü dönüyor masum ve acıklı bir ses tonuyla.
 
Dakar`a gidecek bir transit yolcumuz da kargoda var.
 
Hemen anlıyorum. Söyle, kedi mi köpek mi?
 
Şu an hava alması için uçağın altında duruyor, bakmak ister misin?
 
Birlikte aşağı iniyoruz. Kedi, köpek taşımak alıştığımız bir durum, onca işinin arasında aşağıya indiğine göre bu değişik birşey olmalı!
 
Merdivenlerden inerken son bagajları yükleyen yer personelinin ilersinde boşalmış konteynırların açığında oldukça büyük, tahtadan bir kafes görüyorum. Topuklu ayakkabılarıma, dar eteğime karşın  kafese koşuyorum. 
 
Aman Allahım!
 
Kafesin içinde dünya güzeli bir ceylan yavrusu duruyor. Yaklaşmakta olan Grakoya bağırıyorum:
 
Bu bir Bambi!
 
Çocukluğumda kitabını elimden düşürmediğim Bambi şimdi karşımda duruyor. Benekleri bile var. Ürkek, gözlerini açıp kapıyor. Heyecanımızı gören telsizli bir yer görevlisi kafesin kapısını açıp dışarıya çıkarıyor yavruyu. Başını okşuyoruz. Apronun uçak gürültüsünden korkmuş, bütün vücudu titriyor, bulunduğu yere siyah zeytin taneleri düşürüyor.
 
Grako'ya yalvarıyorum. Biliyorum bu kafes kabin için oldukça büyük ama içindeki hayvan küçük ve zararsız yolcuya panik yaratacak türden değil, belki kurallara aykırı ama ne olur kabin içine alalımbak nasıl da titriyor. Sen Kaptansın senin kararına kimse karışamaz.
 
Uçakta taşınacak canlı hayvanlarla ilgili kuralları her havayolu kendi belirler. Ancak sivil havacılık kriterlerine göre kabine alınabilir hayvanlar, küçük boy ve ev hayvanı olmak koşuluyla mutlaka sağlam bir kafes içinde bulunmalıdır. Bazı havayolları veya charter şirketleri kabine iki hatta üç tane kabul ederken bazıları ilk geleni alıp diğerlerini aşağıya (kargoya) yollarlar. Bunların dışında Kaptanın onayı önemlidir.

Kargo bölümünde canlı hayvanların konabileceği bir bölüm bulunmaktadır. Uçuş boyunca buraya sürekli oksijen ve ısı verilir. Kargoda taşınacak  canlı hayvanla ilgili bilgi ve evrakları yer personeli kaptana bildirmek zorundadır. Evraklar gidilecek ülkenin karantina kuralları için önemlidir. Karantina kuralları ise ülkelere göre değişmektedir. Bazı ülkelerde uçak iner inmez aynı gün yolcuya teslim edildiği gibi bazı ülkeler hayvanı bir süre karantinada tutabilir. 
 
Grako da Bambi’den gözlerini alamıyor. Tamam Pınar, diyor. Alın içeri.
 
Air Gabonun kafesteki ceylan için taşıma kuralını bilemiyorum ama kaptanımızın onayını aldı ya, konu kapanmıştır.
 
Yer personeli ile kafesi arka kapıdan içeri alıyor, son yolcu koltuklarını yatırıp zor da olsa yerleştiriyoruz. En arkadan 3 sırayı boş bırakıyoruz Bambi’miz rahat etsin diye. Meğer Senegal’de yer hizmeti veren şirket müdürünün kızına doğumgünü hediyesi gidiyormuş. Nairobi’deki müdürlerden biri yolluyormuş.
 
Bugün birinci sınıf yolcumuz yok tüm hazırlıklar tamamlandı. Kabin, kemer denetimleri yapıldı, ekip yerlerini aldı, pist başında bekliyoruz.
 
Motorlarımız tüm gücüyle çalışıyor, bu kez hızlı başlıyoruz koşmaya, hemen burnunu kaldırıyor uçağımız, iniş takımlarının kapanmasıyla beraber ‘no smoking’ ışıkları sönüyor.
 
Düz uçuşa geçtikten sonra  Bambi’yi görmeye arkaya gidiyorum. Bacaklarını katlayıp oturmuş, sakin görünüyor, bir süre hayran hayran seyrediyorum bu sevimli güzelliği.
 
Kokpite içeceklerini verirken Grako soruyor.  
 
N`apıyor bizim Bambi?
 
Selamı var, sana teşekkür ediyor.
 
Sırıtıyor Grako.  
 
Zaten uçakta sen varken kargoda hayvan taşımak olası mı? O uçuşu zehir edersin bize. Oksijeni verdiniz mi? iyice ısıttınız mı? Türbülansa girmeyin! Sallamayın!!
 
Yanındaki pilota dönüyor. Biliyor musun, Pinar’la yaptığım Türkiye Almanya ucuşlarında Almanlar’ın yanlarında götürdükleri yavru Türkiyeli kedileri kabine almak için kavga verirdi. Uçuş boyunca kediyi götüren Alman yolculara özel bir ilgi gösterir, inerken de kedilerimize iyi bakın ha  diye  tembih ederdi.

Sözü ben alıyorum.

Bir defasında kapılar kapandıktan sonra kargoda bir köpek yavrusu taşıyacağımızı öğrenmiştim. Alman yolcu İsmail adını takmış köpeğe. Aman ne çok üzülmüştüm, kimbilir nasıl yalnızlık hissediyordur, minicik kafesde, çok tuhaf bir yerde nasıl korkuyordur diye Grako’nun başının etini yemiştim. İndikten sonra Grako anonsunda  İsmail’e çok iyi baktık, rahat geldi demişti, bütün yolcular da gülmüştü.
 
Kabinde yemek servisi başladı. Amiri önde bırakarak yardım etme bahanesiyle Bambi’yi görmeye arka kısma gidiyorum. Kafesine otlar konmuş. Meyveler kesip veriyorum, ne de olsa o da parası ödenmiş bir yolcu. Ancak verilenlere dokunmuyor. Gözleri gerçekten söylenildiği gibi olağanüstü güzel, tüylerinin deseni ise sanki özenle çizilmiş.

Uçuşumuz rahat geçiyor. Dakar havaalanına yumuşak bir iniş yapıyoruz. Yolcularımızı uğurladıktan sonra yer görevlileri kafesi aşağıya indiriyorlar.
 
Hoşçakal Bambi, umarım sana iyi bakarlar...
 
Her zaman takım elbiseyle görmeye alıştığımız, yer hizmetlerini yürüten şirketin müdürü Mösyö Mukudu, yerel Senegal giysileri içinde merdivenlerden yavaş yavaş yukarı çıkıyor. Yaklaştıkça bir tuhaflık olduğunu farkediyorum. Son bir aydır ortalarda görünmüyordu, ne kadar da zayıflamış. Bambi onun kızının hediyesiymiş. İçime su serpiliyor.
 
Merdivenin tepesine ulaştığında, her zaman yaptığı gibi nazikçe hepimizin elini sıkıp kokpite giriyor. Kısa bir süre kaptanımızla konuşup yine yavaşça merdivenden inip, havaalanı arabasına binip gidiyor.
 
Grako'ya soruyorum hemen.
 
Mösyö Mukudu'nun nesi var? Niye böyle zayıflamış, hasta görünüyor?
 
AİDS hastası, bilmiyor muydun?
 
Çok şaşırıyorum. Grako önünde açık el kitabını karıştırırken devam ediyor.
 
Afrikada olduğunu unutma! Hergün taşıdığımız bu yolcuların bazıları ya AİDS  hastası ya da taşıyıcısı.
 
Kabinde hazırlıklar yapılırken ön yolcu koltuğuna oturup dışarıya bakıyorum. Mösyö Mukudu'nun geldiğimiz ilk aylardaki sağlıklı, yakışıklı, neşeli hali gözümün önüne geliyor.
 
Uçakaltı denetiminden geri geliyor Grako.   Hazır mısınız? Yolcuları alalım mı?
 
Halim hoşuna gitmiyor.  Hadi Pinar! Canlan biraz. Dünyanın en tehlikeli havaalanına uçacağız şimdi.
 
Tamam kaptanım herkes öyle diyor ama ben birkaç kez Lagos'a uçtum. Hiç de öyle görünmedi. Üstelik Türk olduğum için yer personeli ilgi gösterdi, duty free de indirim bile yaptılar.  Satış yapanlar Fenerbahçe diye bağırıyorlardı. Ben de  ‘Utche ya Utche!’ diye bağırıyordum.
 
Sanki her Nijerya’lının hayalini Türkiye süslüyordu. Grako kokpitteki koltuğuna otururken arkasından sesleniyorum
 
Lagos'a Air Gabon olarak değil de Türk Hava Yolları olarak iniş yapalım! Bak gör, bize nasıl iyi davranırlar. Kuleyle bir sorun olursa Fenerbahçeli olduğumuzu söyle!
 
Yolcularımız gelmeye başladılar, karşılama yapıp yerlerini gösteriyoruz. Bir kısmı Lagos'a gidiyor, kalanını Abijan'a götüreceğiz. Yatımız Fildişi-Abijan'da olacak.
 
Güleryüzlü Senegal'li yer personelinden uçak evraklarını teslim alıyorum, kapıları kapatıyoruz. Uçağımız her zamanki formunda, güzel bir kalkış yapıyor. İki saatlik bir uçuş bu. Hızlandırılmış yemek ve içecek servisimizi tamamlıyoruz.
 
Kokpitin inmeden onceki kahvelerini hazırlarken Fransız kadın Amir ile sohbet ediyoruz. Pek konuşkan sayılmaz. Bardak çıkarırken soruyorum. Sen mösyö Mukudu'nun hasta olduğunu biliyor muydun?
 
Kahve şişesini açarken yanıtlıyor.  Altı yıldır Air Gabon'da calışıyorum. Afrika'da saklamazlar, kanser gibi algılanır. İlk kez AİDS'li bir insanla mı karşılaşıyorsun? Zamanla daha cok duyacak, alışacaksın.
 
Altı yıl onu Afrika'da tutan şey ne olabilir? Gülümsüyorum. Herşeye rağmen Afrika'yi seviyorsun sanırım.
 
Küçük yüzünde iri gözleri var. Bana dönüyor, duraklıyor biraz.  Yılda iki kez  ailemi görmeye Fransa'ya gidiyorum. Çok sürmüyor, buraya dönmek için can atıyorum.
 
Gerçekten mi?
 
Evet öyle. Bilmiyorum biraz değiştim galiba.
 
Susuyor. Sanki kendine sakladığı birşeyleri var. Amir kadının yüz çizgileri, gözleri, bakışları çok şey görmüş, gördüklerinin içinde kaybolmuş gibi.
 
Alçalmaya başlıyoruz. İniş hazırlıklarını tamamlıyor kokpite bildiriyorum.
 
Kabin ekibi iniş için hazır
 
Kaptanımızın güzel inişine yolcular geleneksel alkışlarıyla yanıt veriyor. Bu alkışları seviyorum, özellikle Afrikalıların değişik bir el çırpışları var.  Yaşasın geldik! gibi bir çocuk sevinci içindeler.
 
Pisti terkedip park etmek üzere apronda ilerliyoruz, birkaç park etmiş uçağı geçtikten sonra terminaldeki numaralardan birine giriş yapmak için hafifçe sağa kıvrılıyor uçağımız ve aniden fren yapıp geri çıkmaya başlıyor. Bir tuhaflık var.
 
Yavaşca kokpite süzülüp arka koltuğa oturuyorum. Eğilip, biraz önce park etmekten vazgeçtiğimiz yere bakıyorum. Şerit çekilmiş, kapalı işareti konmuş. Kuleyle konuşuyor Grako, söylediklerini iki kez yineliyor.  
 
Peki şimdi 12 numaraya gidiyorum, orada bir sorun yok değil mi ?12 dediniz, anlaşıldı.
 
Verilen yeni park numarasına doğru ilerliyoruz, numarayı görünce sağa kıvrılıyoruz, kapalı  işaretine benzer herhangi birşey görünmüyor ama o numaraya bağlı körüğün başında yer personelinden hiç kimse yok. Yaklaşmaya devam ediyoruz. Grako aniden fren yapıyor!
 
Hayır olamaz!
 
Önümüzde tek kişilik koltuk büyüklüğünde, bir çukur var. Grako, yavaş yavaş ve bastıra bastıra önümüzde büyük bir çukurun olduğunu anlatıyor kuleye.
 
Çukurun olduğunu bilmiyorsunuz! Hııımmm.... Peki, niye gülüyorsunuz?  Şimdi ne yapıyoruz, söyler misiniz?
 
Yeni bir numara veriliyor kuleden, geri çıkıp oraya yöneliyoruz bu kez. Neyseki düzgün, girip park ediyoruz.Yuvarlak camdan dışarıya bakıyorum, körük başında kimse yok. Bir 10 dakika bekledikten sonra iki yer görevlisi gelip körüğü yanaştırıyor.  Ön kapıyı açıp yolcularımızı uğurluyoruz. Grako kokpitten çıkıyor.
 
Transit yolcular uçakta kalsın, temizlik almayalım. Hemen yeni yolcularımızı alıp kalkalım.
 
Hava çok sıcak, motorlar çalışmadığı için havalandırma  (APU- yedek güç ünitesi) bağlanıyor uçağa.
 
Nijeryalı yolcularımızı karşılıyor, yerlerine yönlendiriyoruz.  Büyük bulunan bagajlar ve bebek puşetleri uçağın kapısında yolcuların elinden alınıp, körük içinde kenara ayrılıyor. Bazı yolcular itiraz ediyor.  
 
Geçen sefer körük içinde unuttular, lütfen uçağa yüklendiğinden emin olun. Sonra kayboluyor valizlerimiz.
 
Kokpitten çıkan kaptan da katılıyor karşılamaya. Bir yolcu yer görevlisiyle kavgaya tutuşuyor, yer görevlisi adamın sırtına vurup itekliyor, uçağa adımını atan yolcu dönüp birşeyler söylüyor. Yer görevlisi kapıya doğru hışımla yürüyor, döğüşecek gibi bağırışıyorlar. Kaptan araya giriyor.
 
Bir dakika lütfen, şu an benim uçağımdasınız. Benim yolcuma bu şekilde davranamazsınız! Anlaşıldı mı?  Grako bize dönüyor.  Valizlerin aşağıya yüklenilmesini izleyin, bırakılan valiz olursa bana bildirin. Kokpite dönüyor.Grako'yu ilk kez bu kadar sinirli görüyorum.
 
Yolcular yerleşiyor, sayım yapıyoruz. Havalandırma uçaktan ayrılıyor, kapıları kapatıyoruz. Bir süre uçakta hiçbir hareket olmuyor, geri itilip motor çalıştırmamız gerekiyordu.  Kabin ısınmaya başlıyor. Merak edip kokpite giriyorum. Kaptan motor çalıştırma için kule ile konuşuyor. Kuledekiler sorun çıkarıyorlar, hemen kalkamayacağız. Grako soruyor.
 
Kabin içi sıcaklığı nasıl?
 
Çok sıcak oldu.  
 
Grako kuleden tekrar havalandırmanın takılmasını istiyor.
 
Anlayamadım.  APU  görevlisi yemek molasında mı?
 
Derin bir nefes alıp sakin konuşmaya çalışıyor.
 
Nereye gitti? Bulamaz mısınız? Hımm... Nerede olduğunu bilmiyorsunuz! Rica ediyorum sizden lütfen görevliyi bulur musunuz!
 
Hepimiz sırılsıklam ter içindeyiz. Kabine çıkıp arkaya doğru yürüyorum, yolcular ellerinde uçak broşürleri, yelpaze olarak  sallıyorlar. Şikayet eden, sinirli davranan yok, ya sıcağa alışıklar ya da böyle bir muamele görmeye! Bir kaç kişi çekinerek su istiyor. Kabin ekibi su servisi yapıyor.
 
Tekrar kokpite dönüyorum. Pilotlar başlarında kulakları, kuleden haber bekliyorlar. Ya APU bağlanacak ya da kalkış verilecek ancak hiçbir hareket yok. Kapılar kapalı öylece bekliyoruz.

Amir geliyor.
 
Kaptanım kabinin içi çok sıcak oldu, bebekler ağlıyor, nefes almakta zorlanıyoruz.
 
Kaptan kulaklığını indirip tekrar konuşuyor.
 
Uçağın içi çok sıcak oldu. Yolcularım çok zor durumda.Yalvarıyorum size birşey yapamaz mısınız? Öyleyse körüğü yanaştırın, terminale alalım yolcuları.
 
Kuleden ses yok!
 
Biraz daha zaman geçiyor. Sonunda motor çalıştırabileceğimiz söyleniyor! Uçak geriye doğru itilirken motorlar çalışmaya başlıyor. Geri çıkıp piste doğru ilerliyoruz. Kabinde hafif hafif serinlik hissediliyor, soğuk havlu servisi yapılırken anonsumuz duyuluyor:
 
Sayın Yolcularımız, Air Gabon'un Abijan'a gitmekte olan AG 130 uçuş numaralı Boeing 767 uçağına hoşgeldiniz. Kaptan Grako uçuş süremizi 1 saat 50 dakika, uçuş yüksekliğimizi ise yaklaşık 10.000 metre olarak vermektedir. Şimdi lütfen kalkış için kemerlerinizi bağlayınız. Koltuk arkalıklarınızı dik ve masalarınızı kapalı duruma getiriniz. Kaptan Grako ve ekibi adına geç kalkışımızdan dolayı özür diler, iyi uçuşlar dileriz.
 
Bir soğuk havlu da kendine alıp, yerime oturuyor, kemerimi bağlıyorum. Uçağımız kalkış için yavaş yavaş piste doğru ilerliyor. Oturduğum yerden hafifçe eğilip yolcularımıza bakıyorum... Sevgili Afrikalı yolcularıma... Onlar için üzüntü duyuyorum.
 
Kabinde tam bir sessizlik hüküm sürüyor. Ne çocuk ağlaması, ne insan gürültüsü, ne de bir konuşma...Sadece iniş takımlarının asfaltta çıkardığı ses duyuluyor...

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 4 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Beatrice Selma Berkman { 13 Ocak 2009 12:27:50 }
Sevgili Pinar,
Bugun butun yazilarini okumaya bitridim ve seni tebrik ediyorum.
O degerli gunlugun sayesinde bizlere bunlari aktarabildin icin,TESEKURLER.
Kendine cok iyi bak,yazmaya devam et ve seni uzecek bir sey olursa,TEGELLE !
Selma
Beatrice Selma Berkman { 13 Ocak 2009 00:20:46 }
Pinarcigim,Bamako yazini zevkle okuyup biranda Bamakodaki Sofitel''''''''in anilari geldi aklima.O ne gunler....
Yazi kalitesiiile ilgili soyleyecegim tek kelime var
o da SASIRMADIM!!!!
Keske Caribbean ve Gender hatiralarida yazsan !
Ocak 1994''''''''te Canadada senin,benim ve Nilgunun cok guzel anilarimiz var,hele sen o degerli gunlugune yazmaya calisirben Nilgun ve ben seni rahat birakmiyorduk ve sen kacisini tuvalette buldun.
Seni   ozlemle uzaklardan opuyoruz
Selma, Tolga ve Hasmet Berkman
Ela Uluhan { 05 Ocak 2009 13:55:25 }
İnsanın yeniden, yeniden okuyası geliyor.

Seni bütün bunları kaleme almaya kim ikna ettiyse sağ olsun, var olsun.

Ellerin, aklın, belleğin dert görmesin Pınar.
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığında akşam pazarı...
Ders kitabına göre Gezi 'dış mihrakların işi'
#BeniBulAnne
Türkiye’de TV dizileri: Sansür ve otosansür
AKP’nin eğitim politikaları ve sonucu!!!

Üçlü zirvede onaylanan 12 maddelik Tahran bildirisi
Suriye’de ölen isyancıların ailesine Türkiye’de ev sözü
ABD'nin İran'a yaptırımlarının Türkiye'ye etkisi ne olur?
Türkiye'de son seçim anketi açıklandı.
Gel de bu başkanın sözüne inan!

Bıçak kemiğe dayanmış!
Fitch'ten uyarı üstüne uyarı!!!
TL, değer kaybında Arjantin’le yarışıyor
Hayali düşmanla savaşan Türk ekonomisi
Erdoğan'ın ABD'nin elektronik ürünlerine boykot çağrısı dış basında…

ÇOCUK
Tek kullanımlık naylon poşetleri tüm mağazalarından kaldırıyor
Kadınlık hallerı, yaşanmışlıklar : Oğlum ölüyor galiba
Dünyanın en eski şişe mesajı Avustralya'daki kumsalda bulundu
Çocuk gelin sayısında utandıran birincilik

Umutsuz ve kitapsız olmayın
Türk Mitolojisinde Erlik Hanın Yeri Tasviri ve Kökeni
Nebil Özgentürk’ün gözünden: 11 dakikalik Aydin Boysan belgeseli
Robert kolej’de
İnsanlığın Karanlık Yüzü

Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…
Umut: Canlanan ve Canlandıran Yaşam Enerjisi
Bilmeden İdeolojikleşmeye
Özgürlük Sorumlulukla - Zorunluluk Sınırla

Yağma ve talanın süresi 49 yıla çıktı
Mercan kayalıkları için 400 milyon dolar
Dünya’nın 6.kitlesel yokoluş olayının eşiğinde
Bu banklar havadaki kiri küçük bir ormandan daha fazla çekiyor
20 yıl sonra Türkiye …!

Kripto para üretiyor olabilirsiniz!
Milyonlarca kişi cep telefonu ile tehlikede!
'Milyonlarca insanın kişisel verileri, ticari ve siyasi amaçla kullanıldı'
Güneş küresi icat edildi!
Robotlar işinizi elinizden alacak mı?

Bir şehri 2000 yıl sonra ortaya çıkardı
'Son Troyalı'nın iskeleti bulundu
Büyük Set Resifi'ni robotlar koruyacak
Annesi Neanderthal, babası Denisovan bir melez
Kan Lekelerine Yapılan Testlere Göre İsa’nın Kefeni Sahte

Türkiye’den göç %42 arttı.
Viyana yedi yılın birincisi Melbourne kentini geride bıraktı.
15 yılda 20.447 işçi “iş kazalarında” can verdi
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 157. sıraya geriledi
AB Komisyonu'ndan tüm zamanların en olumsuz Türkiye raporu...

Aziz Sancar: Ülkeye küsüm
Gemi adamı cüzdanlı bir kadın!!!
Firavunlar ölür firavunluk kalır
2018’de Mayıs 68
Kürt sorununu cesaretle biz çözeriz!

Bu kurban
Kervan
Silistre
Hür İrade
İşletme

Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan
Osman Hamdi Bey.
Ahilik
Nogay Türklerinden Atasözleri


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git