A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Benin'in Büyücüleri - Sıtma Nöbetleri

Kategori Kategori: Anılar | Yorumlar 4 Yorum | Yazar Yazan: Pınar Özkan | 21 Mart 2009 12:11:01

Benin-Cotonou yatısından dönüyoruz. Ek sefer konmuş. Kamerun'un başkenti Duala'ya indik. Temizlik ve catering görevlileri uçağın içindeler. Merdivene çıktım havaalanını seyrediyorum. Terminal binasi, apron ve Air Kamerun uçakları tam bıraktığım gibi kalmışlar sanki...

Bu havaalanına ikinci gelişim. Uçuşa başladığım ilk yıllarda DC8 uçağımızla haç seferleri esnasında bir kez buraya inmiş, geceyi Duala'da geçirmiştik. Şehre dair tek hatırladığım, caddelerdeki pis su birikintileri ve egzoslarından duman çıkan eski arabalar.

Ertesi gün uzun boylu Kamerun'lu hosteslerle Air Kamerun adına uçuşa gitmiştik. Biz bir sonraki uçuşun kabin ekibi olarak arkada oturup dinlenmiştik. Ahmet kaptan uçuş sonrası “bu kızlar bir kahve yapmasını beceremiyor üstelik kafamıza atar gibi getirdiler, benim kızlarım şimdi güzel bir kahve yaparlar yanında da soda olsun lütfen” demişti. O zamanlar deneyimimiz az ve çekingendik. Kamerun'lu hosteslerin suratsız bakışlarından, küçük boylarımızı aşağıdan yukarı süzmelerinden rahatsız olmuştuk.
 
Sonraki yıllar Afrika'dan Cidde'ye haç seferlerimizi sürdürmüş, Avrupa ülkelerine, Akdeniz adalarına, Hollanda Antillerine, Kanada ve Karaiplere bir sürü uçuş yapmış Dominikte kardeş şirketimizi kurmuştuk. Bir de Fransız bilimadamlarıyla dünya turu gerçekleştirmiştik, gazeteler yazmışlardı.
 
Kazadan sonra ise şirketimiz havaalanı ofislerini kapatmış, uçaklarını dağıtmış, çalışanlarının tazminatlarını ödemiş, uzun süren bir suskunluğa yatmıştı. Patronumuz Çetin Birgen'in dediği gibi maddi kaybımız yoktu ama yaralarımız derindi, sarmamız zaman alacaktı. Üstelik Birgenair ismi de uçağımızla beraber sulara gömülmüştü. Elde kalan B767'ye Air Gabon'dan teklif gelince bir umut doğmuştu. Belki bir yerlerden küçük de olsa yeniden çıkış yapılabilirdi. Ancak Gabon'a üç kokpit ekibi ve beş hostes gelebilmiştik.
 
Merdivene çıkan kaptan Du Bois yanıma gelip duruyor.
 
Burda yalnız durmuş ne düşünüyorsun?
 
Haç seferleri sırasında Duala'ya gelmiştim, yine Ahmet kaptanlı bir uçuştu. Arkadaşlarımı merdivenlerden çıkarken hayal ettim de..
 
Çevreye şöyle bir bakıyor. Özlüyorsun Onlar'ı değil mi? Ben de özlüyorum, güzel günlerdi. Öyleymiş meğer. Hadi içeri girelim 5 dakikaya kadar yolcular burda olur.
 
Hiç keyfim yok biran evvel Libreville'e dönmek istiyorum. Kolumda enfeksiyon kapan Hepatit B
aşılarımın kabukları daha yeni düştü. Şimdi de aynı yerde bir acı var ne olabilir ki?
 
Gabon’lu amir Ted her zamanki alaycı haliyle geliyor yanıma.
 
Boarding başlıyor uçak dolu haberin olsun! 
 
Benin'den aldığım boynumdaki altın kolyeye iltifat(!) ediyor.
 
Kaç para verdin buna? Ne olduğunu biliyor musun?

Evet Benin'lilerin iyilik totemini simgeliyormuş, ordan bir anı olsun istedim. Kuyumcu bana uğur getireceğini söyledi
 
Sırıtmasına devam ediyor.
 
İyilik totemiymiş! Sen de buna inandın tatlım ha! Benin'lilerin hepsi büyücü bilmiyor musun. En tehlikeli büyüleri yapıyorlar, onların bir çöpü ellenmez iki gün sonra çarpılıp kalırsın.
 
Yolcular geliyor amirle kapıda karşılama yapıyoruz. Bugünkü ekipte herkes erkek, biri Fransız kalanları Gabonlu. Kapıdan giren yolculara gülümsüyorum.  
 
Bonjour, bienvennu (hoşgeldiniz)
 
Sahi! Ya bu totemde büyü varsa! Benin'lilerin büyü ile uğraştıklarını Afrika’ya geldikten sonra duymuştum. Şimdiye kadar bu tür şeylerle ilgilenmeyen ben inanır olmuştum. Benin pazarlarında yürürken sakat ve deli görüntüsünde insanlar vardı. Onları dilenci zannetmiştim önceleri. Otelde tanıştığım  yüzünde kabilesinin kesik işaretlerini taşıyan bir adam onların dilenci olmadığını büyüden bu hale geldiklerini, woodoo ayinlerinin cok yaygın olduğunu anlatmıştı.
 
Yolcularımız yerlerine oturuyor sayım yapıp kalkışa hazır olduğumuzu kokpite bildiriyoruz.
 
Yerime oturup kemerimi bağlıyorum. Kolumdaki acı gittikçe artıyor, acıyan yerin etrafı hafif kızarmış, sanki yorgan iğnesi batmış gibi.
 
Kalkıştan sonra birinci sınıfın yolcularına serviste yardım ediyorum. Pilotların içeceklerini hazırlayıp kokpite giriyorum. Bir süre öyle oturuyorum. Kaptan Du Bois bana dönüyor.
 
Pinar hiç sesin çıkmıyor, Duala havaalanı sana çok şey hatırlattı anlaşılan.
 
Gözlerim doluyor, ağlamaklı totemden ve kolumdaki acıdan bahsediyorum. Oturduğu yerde iyice dönüp elini omzuma koyuyor.
 
Totem ve büyülere aldırma. Kolundaki acıyı bir doktora gösteririz. Sıtma tabletlerini alıyor musun? sinek losyonlarını sürüyor musun?
 
Kinin tabletleri çok mide bulantısı yapıyor. Zaten yüzde yüz korumuyormuş ki, geçen ay bıraktım. Losyonumu Benin'de sürmedim, otelde bırakmışım.
 
Kinshasa'da büyümüş, Swahili dili konuşabilen ve Afrika’yı iyi bilen Belçika’lı ikinci pilotumuz koluma bakıyor. Anofel sivrisineklerinin iğnesi kalındır, bu anofel ısırığı olabilir ya da zehirli bir böcek. Yarın anlaşılır.
 
Kabinde bir tur atıp tekrar kokpite dönüyorum. Ted'in büyücü hikayelerini dinlemeye hiç niyetim yok, yeterince gerginim. İniş dakikalarını saymaya başlıyorum. Alçalma uzadıkça uzuyor. Yerlerimizi aldıktan sonra iniş takımları piste oturuyor. Yarım saat sonra yatakta olacağım akşam yemeği istemiyor canım.
 
Pilotlarla ekibe uçuş sonu tesekkürümüzü edip bizi otele götürecek servise biniyoruz. Ted kendi servislerine binerken gözlerinin beyazını çıkarıp sakat numaraları yapıyor. Hali çok komik, onun normal hali bile komik.
 
Okoume Palace'a varıyoruz, her zamanki gibi kalabalık. Resepsiyondaki adam yaklaştığımızı görünce anahtarlarımızı uzatıyor bize. Asansörden çıkıp odama yürüyorum kapının koluna asılmış bir şey görünüyor. Nedir acaba? Süslü bir torba içinde bir paket kahve, bir paket çay ve bir dal gül yapıstırılmış. Üzerinde minik bir not “Affedersin”. Biri benden özür diliyor kim olabilir ki? Yanlışlık olmalı. Odamdan içeri girerken karşımdaki odanın kapısı açılıyor, dev bir siyahi bana gülümsüyor, aksanlı bir İngilizce konuşuyor.

Şey, geçen gün rahatsız etmiştik.
 
Kongo savaşına giden Fransız askerlerden biri galiba, karşı odamda kaldığını bilmiyordum. Teşekkür edip odama giriyorum. Sıcak duşun ardından kalın bir pijama seçip giyiyorum, yatağa atıyorum kendimi. Uykuya dalıyorum hemen.
 
Otel girişindeki lambaların ışıkları odamı aydınlatıyor. Perdeleri kapatmayı unutmuşum, yataktan kalkmak zor geliyor, çok üşüyorum. Odada biri var sanki sırtına battaniye örtmüş. Kim o, diye sesleniyorum. Karaltı, ışıkların aydınlattığı yere bir adım atıyor, yüzünde kesik izleri olan Benin'li adam. Yüzüme eğilip sana battaniye getirdim diyor. Çok büyü yapıldı, Afrikaya kar yağacak! Teşekkür ederim, ben de çok üşüyorum zaten diye yanıtlıyorum. Üzerime kırmızı ekoseli bir masai battaniyesi seriyor. Ama ben hala üşüyorum. Alt çenem o kadar titriyor ki dişlerimden sesler geliyor.
 
Gözümü açıyorum kalkıp bir kazak giyiyorum. Masai Mara'dan aldığım ekose battaniyeyi yorganın üzerine seriyorum, tekrar yatağın içine girip kıvrılıyorum. Başucumdaki saat gecenin 02.00 sini gösteriyor. Afrikanın göbeğinde, havalandırması kapalı bir odada, üzerimde yorgan ve battaniye ile çok üşüyorum. Aman allahım! Bu sıtmadan başka şey olamaz! N'apıcam ben şimdi? Bu saatte kimi uyandırabilirim? Kızlardan ikisi uçuşta diğer ikisi uyuyordur. Onlar ne yapabilirler ki? Boşuna panik olurlar. Kaptan Du Bois'yı arayayım. Burası Afrika gecenin geç vakti nerden doktor bulacak? Ya öldürücü türünden sıtma ise! Buralarda mı öleceğim ben! Annemlere nasıl anlatırlar? “Kızınız sıtmadan sizlere ömür.” Nedir bu başıma gelenler! Aldığım totem yüzünden mi oldu acaba? Ya Ted haklıysa!  Gözümle gördüm sokaklarda deli gibi dolaşan insanları, ne işim vardı? Herkes otelde otururken ben sokaklarda Benin'lilerle haşır neşir olmuştum.

Çok üşüyorum. Ben sıtma oldum. Çok yalnızım. Yorganı başıma çekip hüngür hüngür ağlıyorum. Bir dakika!.. Sakin olmalıyım. Birçok kişi sıtma oluyor napalım bu da bir deneyim. Öldürücü türünden değilse sorun yok. O Benin'lilerin sıtmaları bile öldürücüdür! Sabahı beklemeliyim, hemen bir doktora giderim. Sırtımda battaniye tuvalet aynasına gidiyorum gözaltlarım morarmış. Kolumda artık acı hissetmiyorum. Yatakta titreyerek dakikaları saymaya başlıyorum.
 
Birileri uçağın anons telefonundan dua okuyor. Valof mu? Swahili mi? Ted, sen anladın mı? Bana ne olur biraz su verir misin? Ted yüzünü dönüyor gözbebekleri yok olmuş! Ted'e sarılıyorum ne oldu sana?
 
Gözümü açıyorum oda aydınlanmış saat 7.00. Ağzım kupkuru çok susadım, sırılsıklam terlemişim. Yataktan kalkmak istiyorum, ayak tabanlarımdan alevler çıkıyor sanki. Ayağa kalkamıyorum. Çok ateşim var. Başucumdaki telefona uzanıyorum. Ekip Planlama müdürümüz Gürgül bey bir süreliğine Libreville'e gelecekti. Resepsiyona soruyorum. Evet, gelmiş! Gelmiş! Oda numarasını öğrenip çeviriyorum. Ekip arkadaşlarım, pilotlar herkes bu kabusun içinde ancak Gürgül bey bana yardım edebilir. İstanbul'dan yeni geldi üzerinde İstanbul kokusu vardır. “Alo” diyor telefonun ucundaki ses.
 
Gürgül bey ben Pınar. Geldiğinize ne çok sevindim bilemezsiniz..
 
Gürgül bey sabahın 7.00' sinde bu karşılanmaya şaşırıyor. Önce ne diyeceğini bilemiyor.
 
Ooo merhaba Pınar hanım ben de sesinizi duyduğuma sevindim.
 
Ağlamamaya gayret ediyorum ancak sesim titriyor.
 
Gürgül bey, ben çok hastayım sıtmaya yakalandım lütfen yardım edin. Benin'de sivrisinek ısırdı beni. Orası acayip bir yer büyücüler var! Anofellerin bazıları öldürücü türünden sıtma taşıyorlar. Bütün gece titredim şimdi de çok ateşim çıktı.
 
Gürgül beyde ses yok! Söylediklerimi anlamaya çalışıyor sanırım. Neden sonra telaşlanıyor.
 
Yapmayın ya! Hay Allah!.. Şimdi size bir doktor getiriyorum merak etmeyin.
 
Vücudumda çok ağrı var. El ve ayak parmaklarım, bacaklarım ezilmiş gibi acıyor kıpırdatamıyorum. Başımı kaldıramıyorum, gözbebeklerimi oynatamıyorum, gözçukurlarımda ve şakaklarımda inanılmaz ağrılar var. Yine de uykuya dalıyorum. Uykumun arasında kapı çalınıyor. Gürgül bey gelmiş olmalı. Ben ayağa kalkamıyorum. Kapıyı nasıl açacağım? Ses kesiliyor. Biraz sonra kapıda bir anahtar sesi. Kapı açılıyor Gürgül bey içeri giriyor yanında çantalı bir Fransız kadın. Gürgül bey endişeli yaklaşıyor.
 
Ne oldu size böyle Pınar hanım?
 
Fransızca yanındaki kadını tanıştırıyor “Bonjour” diyen doktora selam vermeye, kendimi zorlayarak konuşmaya çalışıyorum.
 
Gürgül bey ben hızla kötüleşiyorum, ölüyorum galiba!
 
O da beğenmiyor halimi ama birşey söylemesi gerekiyor. Öyle söylemeyin bu doktor sizi iyileştirecek. Sıtma Afrikanın gribi işte!
 
Doktor hanım iyice muayene ediyor beni. Ayak tırnaklarımdan karnıma, gözbebeklerimden kulaklarıma kadar. Halinden çok sıtmalı insan görmüş olduğu belli. Gözlüklerini çıkarıp kuvvetli Fransız aksanıyla  konuşuyor.
 
Hafif bir sıtma değil bu, ama iyileşeceksiniz. Kinin tabletlerini aksatmadan alın. En az bir hafta yatmanız gerecek.
 
Sonra Gürgül beye dönüp Fransızca sürdürüyor konuşmasını. Uzun süre konuşuyorlar. Gürgül beyhayli bilgilendi bu konuda. Hızlı konuşuyorlar, az Fransızcam yetmiyor anlamama. Belki de benden gerçeği saklıyorlar!
 
Gürgül bey yolcu ediyor doktor hanımı tekrar dönüyor odama. Hastane, serum falan diyecek oluyorum.
 
Ben hepsini konuştum siz merak etmeyin.  Sıtmanın tek tedavisi kininmiş, hastanede yapılacak birşey yokmuş ancak sıtmalı AIDS hastalarını hastaneye alıyorlarmış onlar çok ağır geçiriyorlarmış.Yapılacak tek şey yatakta kalıp dinleneceksiniz size iyi bakacağız hepsi bu..
 
Sürekli uyuyorum. Uyku ile uyanıklık arasında yüzüme doğru eğilen tanıdık yüzleri farkediyorum. Bu yüzlerin arasında ekip arkadaşlarımın dışında otelde kalan Mısırlı ve Senegalli Fransızca öğretmenleri de var. Birileri alnıma soğuk havlu koyuyor. Uyanık olduğum zaman vücut ağrılarım dayanılmaz oluyor.

Anahtarla kapının açılma sesinden ilaç saatimin geldiğini biliyorum. Perdeler açılıyor ağzıma birkaç kaşık yemek veriliyor. Sonra tabletler. Perdeler kapanıyor demek akşam zamanı. En kötüsü de tuvalete gidiş oluyor, ayakta dikilemediğim için yerde sürünerek sonraları emekleyerek ulaşıyorum yakınımdaki tuvalete.
 
Perdeler açılıyor, perdeler kapanıyor. Ben hep uyuyorum, uyumak istiyorum, ağrılara dayanamıyorum.
 
Bir sabah anahtar sesiyle uyanıyorum yine, ekip arkadaşım Nilgün tabaklarla giriyor içeriye.
 
Bir haftadır yataktasın, yeter çok uyudun bak sana etli dolma yaptım.
 
Yatakta doğruluyorum. Başım dönüyor ama vücut ağrılarım azalmış, ellerimi ayaklarımı hissedebiliyorum. Gözlerim şiş, rengim sapsarı. Olsun. Yine de elimdeki  aynada gülümsüyorum kendime ve arkadaşıma.
 
Otelde kalan Fransızca öğretmeni Senegal’li arkadaşım Ali'den öğrendiğime göre bir kez sıtma oldu mu karaciğere yerleşen bu parazitler hastalığın tekrarlanmasına yol açabiliyorlarmış. Bazense vücut atıyormuş. Acaba benimki tekrarlayacak mı? Ben de Afrika'lılar gibi zaman zaman sıtma nöbetlerine mi yakalanacağım? İstanbul'a döndüğümde ilk nöbetim tuttuğunda şoka giren annem zamanla alışıp eşe dosta“bizim kızın sıtması tuttu” mu diyecek? Üstelik benimki büyücüler ülkesi Benin'den!
 
İkinci haftayı da yatakta bir yandan kefeni yırtmanın sevinci, bir yandan ben artık sıtmalıyım endişeleri ile grip gibi geçiriyorum.
 
Ekip arkadaşlarım, Afrika’lı Fransızca öğretmenleri ve Ali  beni hiç yalnız bırakmıyorlar hastalığım süresince. Kaygılarımı ciddiye alıp avutuyorlar. Fransız siyahi asker bile geliyor ziyaretime . Üçüncü haftanın başında rengim yerine geliyor, çökmüş gözaltlarım düzeliyor, iştahım açılıyor.
 
Kaptan Du Bois soruyor telefonda.
 
Yarın Gine-Conakry seferine benimle gelebilecek misin?
 
Seviniyorum. Evet kaptanım programa göre yarın uçuşum var.
 
Erkenden yatıyorum ancak heyecandan pek uyuyamıyorum. Sabah aynanın önünde ütülü üniformam, saçlarım toplanmış tokalanmış, makyajım tamam, kendime bakıyorum. İki hafta önce yine aynanın karşısında sırtımda kırmızı ekose bir masai battaniyesi ile titriyordum oysa.
 
Biraz sonra pilotlarla ekip arabasında buluşuyoruz. İkisi de omuzuma dokunuyor.
 
İyi görünüyorsun.
 
Uçağımız henüz inmemiş 15 dakika gecikmesi varmış. Pilotlar hangardaki ofise uğramak istiyorlar. Servis arabası uçağın gelip park edeceği yere bırakıyor beni. Telsizli yer görevlileri, yakıt arabası, catering arabası ve temizlikçiler hazır bekliyorlar. Uçağımızın ışıkları beliriyor uzakta, yakın alçalmadalar landing strips (pist çizgileri) görünüyor olmalı.
 
İstanbul Atatürk havaalanında ilk uçuşumu yapmak üzere inecek olan uçağımızı beklerkenki sevincimi, heyecanımı hatırlıyorum. Dokuz yıl geçti aradan, uçuşla geçen dolu dolu dokuz yıl. Heyecanımda hiç azalma olmamış.
 
Bir dokuz yıl sonra aynı yerde hala uçuşa gitmeyi bekliyor olabilecek miyim acaba? Beni daha neler bekliyor?

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 9 / 2 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Sinem { 04 Şubat 2017 18:18:30 }
Merhaba yazınızı ilgiyle okudum geçmiş olsun . Sıtma hastalığı tekrarladı mı acaba? Eşimde Afrika'ya gitmeyi düsünüyorda araştırma yaparken size rastladım:)
cemil eren { 08 Nisan 2009 13:32:13 }
sevgili pınar

yazilarinin ilkine yorum yazmistim. sonra arka arkaya hepsini okudum, okudukca da seni daha iyi tanımaya basladim, bitirdigimde ise kırk yıllık dost gibi duyumsadim. Cunki o ucuslarinida beni de yaninda surukledin, her ucusunda yanindaydim. sevimndiginde sevindim
cocuklari kucagina aldiginda ben de onlari kucakladim, seni sabahin korunde uyandiran gurultucu askerlere ben de sinirlendim, sıtma olup yattiginda ben de seninle birlikte usudum, ucak kazasinda fotogfarlarini gordugum o guzel arkadaslarina uzulup seninle beraber ben de agladim, ucarken icki icmenin keyfine vardim,yere indiginizde yolcularla birlikte ben de alkisladim...
yazilarin insani senin betimledigin ortama iclestiriyor, neseni, kizginliklarini, uzuntulerini okuyucuya yansitmayi basariyorsun.

bir ucagin icinde seninle birlikte hic gormedigim yerleri gezdim, gezmis gibi sevindim.
sag ol. İyiki deniz seni bana tanitti.
ayrica hep yolcu olarak izledigim ucagi ilk kez personelden biri gibi yakindan izledim.
benim icin cok guzel bir yolculuk oldu
sana tesekkur ederim.

sevgilerle ve dostlukla.

cemil
Elâ Uluhan { 25 Mart 2009 11:03:28 }
Yine nefis bir yazı!!!
Yine benzersiz bir deneyim.
Yine müthiş bir anı canlandırması.
Kitap isteriz, kitap isteriz, kitap isteriz...
Beatrice Selma Berkman { 23 Mart 2009 02:13:10 }
Guzel Pinarcim,
Neden olmasin?
Her zaman ucusa tekrar gidebilirsin,henuz cok   genc ve sagliklisin,hele o pozitiv enerjinde yok mu...
Keske Afrikayla ilgili bir kitap yazsan,eminim ki bilhassa cocuklar seve ,seve okurlar hemde bir kac tane iguanayla resimler olursa(ben bile ara sira bakip,Tolgaya anlatiyorum)
Yazindaki resimlerini cok begendim,o dogal haline her zaman hayran oldum!!!
Zaten sen hayran olunacak ,entelektuel bir hanimsin.
Devamini sabirsizlikla bekliyorum,
Beatrice Berkman
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Tuna Nehri’nin kıyısındaki demir ayakkabıların hikayesi
“Ya Hıristiyan veya ateistler haklıysa?"
'Deizmin yaygınlaşmasının sorumlusu siyasetçiler'
500 TL'ye 'noter onaylı' üniversite diploması!
Türkiye’de bir işçinin hayatının bedeli 6 bin lira!!!

Türkiye'de son seçim anketi açıklandı.
Gel de bu başkanın sözüne inan!
Başbakan seçilemeyen Paşinyan'dan genel grev çağrısı
Kaynak sorunundan bahseden hükümetten seçim atağı!
'Türkiye iş kazaları ve meslek hastalıklarında dünya 3'üncüsü, Avrupa 1'incisi'

Seçim ekonomisinin 2018 ve 2019 yıllarına etkisi ne olacak?
Türkiye'de Merkez Bankası, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a kulak asmadı
Türkiye'den 1.1 milyar dolar yerli sermaye kaçtı
6 sıfırlı lira daha güçlüymüş!
Büyük başarı : Dolarda hedef 1.97'ydi 3.92 oldu

ÇOCUK
Tek kullanımlık naylon poşetleri tüm mağazalarından kaldırıyor
Kadınlık hallerı, yaşanmışlıklar : Oğlum ölüyor galiba
Dünyanın en eski şişe mesajı Avustralya'daki kumsalda bulundu
Çocuk gelin sayısında utandıran birincilik

Türk Mitolojisinde Erlik Hanın Yeri Tasviri ve Kökeni
Nebil Özgentürk’ün gözünden: 11 dakikalik Aydin Boysan belgeseli
Robert kolej’de
İnsanlığın Karanlık Yüzü
Tarih ateizm’in insanlar için din kadar doğal olduğunu gösteriyor

Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…
Umut: Canlanan ve Canlandıran Yaşam Enerjisi
Bilmeden İdeolojikleşmeye
Özgürlük Sorumlulukla - Zorunluluk Sınırla

Yağma ve talanın süresi 49 yıla çıktı
Mercan kayalıkları için 400 milyon dolar
Dünya’nın 6.kitlesel yokoluş olayının eşiğinde
Bu banklar havadaki kiri küçük bir ormandan daha fazla çekiyor
20 yıl sonra Türkiye …!

Kripto para üretiyor olabilirsiniz!
Milyonlarca kişi cep telefonu ile tehlikede!
'Milyonlarca insanın kişisel verileri, ticari ve siyasi amaçla kullanıldı'
Güneş küresi icat edildi!
Robotlar işinizi elinizden alacak mı?

50.000 yıl önce Avustralya’ya ulaşan ilk insanlar gemilerle geldi
Yaratıcı olmak şizofreni riskinizi yüzde 90 arttırıyor
İnsanlar niçin et yemeye başladılar?
DNA’mızın ne ırkı var, ne de milliyeti
Avustralyalı Aborijinler, bilinmeyen bir “insan” türünün DNA'sını taşıyorlar.

15 yılda 20.447 işçi “iş kazalarında” can verdi
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 157. sıraya geriledi
AB Komisyonu'ndan tüm zamanların en olumsuz Türkiye raporu...
İslam’da hile: Yeter ki kitaba uydur!
Türkiye'yi kanser eden ürünleri devlet gizledi!

Firavunlar ölür firavunluk kalır
2018’de Mayıs 68
Kürt sorununu cesaretle biz çözeriz!
Her tasavvuf üstadı biraz Freudyendir
Gözaltındaki köle işçiler: Göçmenler

İşletme
Tırnak İçinde
Çatıda Çatlak
Edebiyat Notları, Mart - Nisan
HAD...

İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan
Osman Hamdi Bey.
Ahilik
Nogay Türklerinden Atasözleri
Başkaldırının simgesi Landmesser'in hikayesi


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git