A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Büyüklük Tutkusu, Özseverlik ve Savaş

Kategori Kategori: Kul / Özerk Benlik | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Prof. Dr. M. Orhan Öztürk | 28 Ekim 2009 02:07:55

1990 Körfez Savaşının ve 2003'te ABD'nin Saddam Hüseyin'i devirmek bahanesiyle Irak'a yeniden saldırışının düşündürücü, irdelenebilecek birçok yanları vardır. Aslında savaşlara neden olan bütün ülke yöneticilerinin ruhsal açıdan incelenmelerinde, ruhsal çözümlemelerinin yapılmasında büyük yarar olduğunu düşünüyorum.

Bu yazının yazıldığı tarihten 13 yıl sonra Saddam Hüseyin’in başına neler gelebileceğini bilmiyorduk.   Ama tarih, gözü kara diktatörler hakkında çok bilgi sunmaktadır önümüze.  Son Irak savaşı ile ülkesini felakete sürükleyen bir diktatörün sonlanışına ve bir başka lider yüzünden bir büyük devletin alçalışına tanık olduk.
 
Körfez savaşı ile birlikte savaş sanayisinin korkunç etkilerini gördük; dünyadaki ekonomik, politik dengeleri daha iyi tanıdık. Liderlerin davranışlarının, tutumlarının, ülkelerin yönetim biçimlerinin yaşamsal önemini kavradık. Bunun yanı sıra insan değerlerinin yozlaştırılmasına, gerçeklerin değişik biçimlerde, değişik amaçlarla saptırılabilmesine tanık olduk. Kaçınılmaz bir kitle iletişim ağının içinde dünyaca etkilendik. Büyük küçük herkesin gözü önünde, insanın, doğanın, kentlerin nasıl yıkılabildiği, yok edilebildiği bütün korkunçluğuyla sergilendi.  İkinci Körfez savaşı ile de bir toplumun nasıl param parça edilebildiğini gördük.
 
Körfez savaşları, bir de, liderlerin ruh sağlığı konusunu gündeme getirdi.   Ülkesini felakete sürükleyen Irak liderinin ve   demokrasi havariliği görevini üstlenen, toplumları paramparça ederek bunu başarabileceğini sanan bir başka liderin ruhsal bozuklukları üzerinde yorumlar yapıldı. Bunların çoğu, psikiyatri ve ruh sağlığı ile ilgisi olmayan kişiler ve politikacılar tarafından Irak liderini ya da demokrasi havariliğine soyunan  Bush’u aşağılamak, kötülemek için yapıldı. Sanki kişileri kötülemek için başka terimler, sözcükler yokmuş gibi. Küçük bir kesimi de, kimi psikolog ya da ruh hekiminin dünya olaylarına dayanarak yaptıkları çözümlemeler. Aslında, yalnızca TV'deki görüntülerine ve konuşmalarına bakarak liderlerin ruhsal durumları ve sorunları üzerinde yorumlar yapılabilir. Ancak, bu yorumları gerçek bir hastalık tanısı olarak sunmak ve yaymak hem tıp ahlakına ters düşer, hem de bilimsel yanı1malara neden olabilir.
 
Kuşkusuz, eski çağlardan beri krallar, su1tanlar, liderler arasında ruh hastası olarak tanınanlar vardır. Bunların kimileri gerçekten ruh hastası idi. Kimileri de ileri görüşlülükleri, ataklıkları ya da acımasızlıkları nedeniyle "deli" olarak bilinmişti. Bugün de yalnız benim diyen ve ülkesini felakete götüren acımasız bir kişi olması nedeniyle Saddam Hüseyin’in ruh hastası, saldırgan Bush’un da geri zekalı olduğu ileri sürülebiliyor.  Oysa, ruh hastaları genellikle zeki, duyarlı, acı çeken, kendilerine özgü düşünceleri, davranışları nedeniyle toplum tarafından dışlanan kişilerdir. Herhangi bir toplumdaki cinayetlerin, suçların pek azı ruh hastaları tarafından işlenir. Tarihte dehası ile tanınmış büyük liderlerin ve siyaset adamlarının insanlık dışı, gaddarca davranışlarda bulunabildikleri görülmüştür ve bunların çoğu ruh hastası olarak bilinmez.  Politikacı, tutkuları ve iktidar hırsı ile toplumu ve ülkesi için başarılı olursa, üstün bir lider sayılır.  Fakat hırsına ve büyüklük tutkusuna yenik düşerek yanlış hesaplarla ülkesini, ulusunu felakete de sürükleyebilir.  İnsanların akılsızlıklarının hepsine ruh hastalığı tanısı konamaz. Ruh hasta1ığının da kendine göre bir saygınlığı vardır.
 
Irak liderine yakıştırılan tanılardan biri paranoyadır. Bu rahatsızlıkta, aşırı büyüklük tutkusu (megalomani) ve kuşkuculuk, iki temel belirtidir. Kendini olduğundan büyük gören ve göstermek isteyen insanların hepsine psikiyatrik açıdan paranoyak tanısı konamaz. Çevresine "şu dağları ben yarattım" dercesine tepeden bakan, hava atan insanların hepsine paranoyak tanısı konsaydı, her gün karşılaştığımız birçok kişinin bu tanıdan kurtulması güç olurdu.  Üstelik sahte büyüklük gösterisi ile çevresini aldatabilen, çıkarlar sağlayabilen kişiler toplumun değişik kesimlerinde istemediğiniz kadar çoktur. Bunlara, ruh hekimliğinde olsa olsa kişilik ya da karakter bozukluğu tanısı konabilir.
 
 Kendini büyük görme ve özsevi ya da özsevicilik (narsisizm) temelde her bireyde değişik derecelerde görülür. "Kendini beğenmeyen çat1armış" halk deyimi bunun güzel bir anlatımıdır. Normal gelişimde, çocukluktan başlayarak kendini üstün görme ve özsevinin yanı sıra, zamanla, kendini gerçekçi değerlendirme ve başkalarını sevebilme yetisi de gelişir. Kimilerinde kendini sevme ve üstün görme eğilimi büyüyerek bir tutkuya dönüşebilir. Böyle tutkuları olan kişiler çevrelerinde hayran toplamak, güçlü olmak için çırpınırlar, yeteneklerine göre başarılı da olabilirler. Fakat bireyin doymak bilmez özsevisi, ağır kıskançlık ve kin gibi duygularla da beslenince, kişide tümgüçlü (omnipotent), üstün olma tutkuları yerleşebilir. Devlet yönetiminde söz sahibi olan kişiler böyle aşırı tutkulara kapılıp kendilerini en üstün, en değerli, en bilgili gördükçe gerçekleri söyleyenleri yanlarından uzaklaştırırlar. Çevrelerindeki küçük bir sahte hayranlar, yani dalkavuk1ar kümesine tutunurlar. Dalkavuklar, bugünkü daha yaygın deyimiyle yağcılar, yöneticinin özsevisini ve üstünlük gereksinimini besleyen kişiler olur.  Artık gerçek üstünlük ve başarı anlamını yitirir. Üstün, başarılı görünme amaç olur. 
 
Demokratik bilinen toplumlarda da üstün, başarılı olmaktan çok, öyleymiş gibi görünme ağır basınca ve oy toplamada bu görünüm etkili olunca, politikada başı çekenler bu görünümü beslemeye çalışırlar; bu yüzden de sürekli övünmeye, büyüklenmeye kendilerini kaptırırlar.  Ancak bu yol, sonunda politikacının, ışığın çevresinde dolanan  pervane gibi yanarak yok olmasının da kaçınılmaz nedenidir. 
 
Eski çağlarda krallar, padişahlar kendilerini eleştiren, yanlışlarını gösteren kişileri yanlarında bulundururlardı.  Bunlardan kralın soytarısı gerçekleri delilik oyunu içinde güldürü ile anlatırdı. Gerçekler ve akıl yolu, öylesine bir maskara1ık, delilik rolü içinde söylenirdi ki kimin akıllı, kimin deli olduğu birbirine karışırdı. Kendini en üstün gören, en acımasız kralların bile dolaylı yoldan yapılan eleştirilere, yol göstermelere hoşgörü ile bakmaları, kulak vermeleri beklenirdi. Shakespear’in ünlü Kral Lear’inden esinlenen büyük Japon yönetmeni Kurosawa'nın “Ran" adlı başyapıt filminde, kralların, tutkuların, aklın ve deliliğin öyküsü olağanüstü bir çekimle anlatılıyor.
 
Çağımızda da liderlerin kişilik yapıları, ruhsal dengeleri ile ilgili tartışmalar sürüp gidiyor. Liderlerin yanlarında dalkavuklar bol, ama eleştirici soytarıların çağı artık geçmiş. Uzaktan "manyak, paranoyak" olarak nitelenen Saddam'ın büyük yanılgısı belki de gerçekleri söyleyebilen kişileri yanından uzaklaştırmasıydı.  Gördük ki, demokrasisi, refahı ve gücü ile tanınan bir büyük devletin başına geçmiş olan ve Saddam’ı ortadan kaldırmakla övünen Bush’un da tarih önündeki yeri, Saddam’ınkinden daha onurlu olmayacak.  Körfez savaşı ile bir kez daha gördük ki, çağdaş yönetimlerde, kimi liderlerin normal ya da anormal tutku ve eylemlerine karşı en büyük güvence, ancak ve ancak özgür düşünmeye, eleştiriye açık demokratik bir toplum ve yönetim yapısı içinde bulunabilir.
 
Cumhuriyet Gazetesinde yayınlandı. 20. 3. 1991
(Değiştirilmiştir)
 

 

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Tuna Nehri’nin kıyısındaki demir ayakkabıların hikayesi
“Ya Hıristiyan veya ateistler haklıysa?"
'Deizmin yaygınlaşmasının sorumlusu siyasetçiler'
500 TL'ye 'noter onaylı' üniversite diploması!
Türkiye’de bir işçinin hayatının bedeli 6 bin lira!!!

Türkiye'de son seçim anketi açıklandı.
Gel de bu başkanın sözüne inan!
Başbakan seçilemeyen Paşinyan'dan genel grev çağrısı
Kaynak sorunundan bahseden hükümetten seçim atağı!
'Türkiye iş kazaları ve meslek hastalıklarında dünya 3'üncüsü, Avrupa 1'incisi'

Seçim ekonomisinin 2018 ve 2019 yıllarına etkisi ne olacak?
Türkiye'de Merkez Bankası, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a kulak asmadı
Türkiye'den 1.1 milyar dolar yerli sermaye kaçtı
6 sıfırlı lira daha güçlüymüş!
Büyük başarı : Dolarda hedef 1.97'ydi 3.92 oldu

ÇOCUK
Tek kullanımlık naylon poşetleri tüm mağazalarından kaldırıyor
Kadınlık hallerı, yaşanmışlıklar : Oğlum ölüyor galiba
Dünyanın en eski şişe mesajı Avustralya'daki kumsalda bulundu
Çocuk gelin sayısında utandıran birincilik

Türk Mitolojisinde Erlik Hanın Yeri Tasviri ve Kökeni
Nebil Özgentürk’ün gözünden: 11 dakikalik Aydin Boysan belgeseli
Robert kolej’de
İnsanlığın Karanlık Yüzü
Tarih ateizm’in insanlar için din kadar doğal olduğunu gösteriyor

Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…
Umut: Canlanan ve Canlandıran Yaşam Enerjisi
Bilmeden İdeolojikleşmeye
Özgürlük Sorumlulukla - Zorunluluk Sınırla

Yağma ve talanın süresi 49 yıla çıktı
Mercan kayalıkları için 400 milyon dolar
Dünya’nın 6.kitlesel yokoluş olayının eşiğinde
Bu banklar havadaki kiri küçük bir ormandan daha fazla çekiyor
20 yıl sonra Türkiye …!

Kripto para üretiyor olabilirsiniz!
Milyonlarca kişi cep telefonu ile tehlikede!
'Milyonlarca insanın kişisel verileri, ticari ve siyasi amaçla kullanıldı'
Güneş küresi icat edildi!
Robotlar işinizi elinizden alacak mı?

50.000 yıl önce Avustralya’ya ulaşan ilk insanlar gemilerle geldi
Yaratıcı olmak şizofreni riskinizi yüzde 90 arttırıyor
İnsanlar niçin et yemeye başladılar?
DNA’mızın ne ırkı var, ne de milliyeti
Avustralyalı Aborijinler, bilinmeyen bir “insan” türünün DNA'sını taşıyorlar.

15 yılda 20.447 işçi “iş kazalarında” can verdi
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 157. sıraya geriledi
AB Komisyonu'ndan tüm zamanların en olumsuz Türkiye raporu...
İslam’da hile: Yeter ki kitaba uydur!
Türkiye'yi kanser eden ürünleri devlet gizledi!

Firavunlar ölür firavunluk kalır
2018’de Mayıs 68
Kürt sorununu cesaretle biz çözeriz!
Her tasavvuf üstadı biraz Freudyendir
Gözaltındaki köle işçiler: Göçmenler

İşletme
Tırnak İçinde
Çatıda Çatlak
Edebiyat Notları, Mart - Nisan
HAD...

İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan
Osman Hamdi Bey.
Ahilik
Nogay Türklerinden Atasözleri
Başkaldırının simgesi Landmesser'in hikayesi


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git