A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Kaplan Tapınağı

Kategori Kategori: Anılar | Yorumlar 1 Yorum | Yazar Yazan: Pınar Özkan | 19 Mayıs 2011 12:13:22

Bangkok'da kaldığımız otelden ayrılalı nerdeyse iki saat oldu. Tayland'ın kuzeyi, Burma sınırına doğru yol alıyoruz. Yolda durup ziyaret ettiğimiz yerler hayli ilginçti ilginç olmasına ancak ben bu gezinin son durağı için heyecan duyuyorum. Bir önceki durağımız Kuwai köprüsü, müzesi, müzenin önünde durup insanlara bakan dev iguana, hatta kafesten çıkarılıp kucağımıza verilen iki leopar yavrusunu biberonla beslememiz dahi bu heyecanımı biran olsun hafifletmiyor.

Sahi biraz önce kucağımda tuttuklarım leopar yavrusu muydu? Kollarımda tırmık izleri kalmış. Onları evdeki kedilerim gibi tutup öpmüş sahipleri olan adama kızmıştım, kimbilir yavruların anneleri nerededir?

Neyse.. ben büyük kedilerin peşindeyim. Birlikte seyahat ettiğimiz bir İsrailli çift ve iki hollandalı kadın aynı heyecan içinde gezmesini kısa tutup minibüste erkenden yerlerini aldılar. Tayland'lı rehber belki yüzlerce kez anlattığı hikayeyi bir defa daha bize anlatıyor, bıkmış bir hali de yok. “ Evet bayanlar baylar kaplan kanyonuna az bir mesafe kaldı.Budist manastırının içinde yer aldığı Kanchanaburi bölgesinde sayısı onyediye ulaşan asya kaplanı bulunuyor.Tüm bakımlarını rahipler ve gönüllü görevliler yapıyorlar.” Rehberin kuvvetli bir aksanı var anlamak için pür dikkat dinliyorum, arkadaşımla arada birbirimize eğilip fısıldaşıyoruz aynı şeyleri mi anlıyoruz acaba!  Hikaye çevredeki köylerden birinin birgün tapınağa annesi avcılar tarafından öldürülmüş bir yavru kaplanı getirip bırakmasıyla başlıyor.

Her ne kadar Tayland'da hayvanlar kutsal da sayılsa kaplanlar üzerine büyük paralar dönüyor. Derisi milyonlarca dolar ediyor. Para kutsallık tanımıyor. Avcılar tarafından öldürülen kaplanların ardında bıraktığı öksüz yavruları bulan köylüler getirmeye devam ediyorlar, büyüyen yavrular çoğalarak bugünkü sayıya ulaşıyorlar, böylece 1994 yılında bir grup meditasyon gurusu organize olarak bu işi başlatmış oluyor.

Rehber soluklanmak üzere durduğunda herkes aynı ağızdan sormaya başlıyor. Sorular beklediği gibi insanlar hep aynı şeyleri soruyor olsa gerek. İlk heyecanın getirdiği  her türlü soruya  alışmış halde konuşmasını sürdürüyor. “Hayır düşündüğünüz anlamda tehlikeli değiller, unutmayın! onlar kucakta sevilerek büyütüldüğü için insana son derece alışıklar.” Ne güzel öyleyse sarılıp oynayabiliriz. “O kadar da değil dikkatli olmakta fayda var, renkli giysiler, güneş gözlükleri, göğsünüzde sallanan  fotoğraf makineleri bir anda onları harekete geçirebilir. Ne de olsa vahşi kediler. Görevli ya da rahiplerin dediklerine uymanızı tavsiye ederim. Bu arada rahiplere çok yaklaşmak ve dokunmak da yasak.”

Minibüsümüz doğal parka benzeyen bir yere gelip diğer araçların yanına park ediyor, görevli gençler karşılıyorlar. Önce elbiseli olduğum için beni giydiriyorlar. Sıcaklıklığın 30'un altına düşmediğini bildiğimden elbiseden başka birşey getirmemişim. Herkese rahatlıkla uyabilecek Tayland'lı balıkçıların giydiği bol pantolonu ve gömleği geçiriveriyorlar üzerime. Bu kapanma hali hem hayvanlarla temas açısından hem de bulunacağımız yerin ne de olsa bir tapınak olması. Ben hazırım! Gözlükler çantalara giriyor, makineler ellere alınıyor, kolları omuzları açık olanlara örtüler dağıtılıyor. Sekiz on kişilik bir gurup haline gelince görevliyi takibe başlıyoruz.

Ağaçlıklı bölgenin içinden yürüyoruz. Çevrede manda, tavus kuşu,  yaban domuzu ve geyik türleri dolaşıyor, burası sevimli bir çiftliğe benziyor. Bizim büyük kediler nerdeler acaba?

Yürüşümüz uzun sürüyor hava oldukça sıcak ve nemli. Kimse ne sıcaktan ne yürüyüşten şikayetçi değil, dağılmadan heyecanla görevlinin ardından peşi sıra yürüyoruz.Civarda  uzaktan da olsa ne bir tapınak ne de herhangi bir yapı gözüküyor. Birazdan çiftlik ortamının bitiminde engebeli çorak bir araziye çıkıyoruz.

Nesli hızla tükenen hayvanlardan biri olan kaplanları göreceğim için şanslı olduğumu düşünüyorum.  Şehirleşme, sanayileşme sonucu doğal ortamlarının yok olması ve doğrudan kaçak avlanma, kaplanların sayısını son on yılda yüzde kırk oranında azaltmış. Kaçak avlanan avcılar kaplanları sadece postları için değil aynı zamanda şifalı kemikleri! için de avlıyorlarmış. Asya'da bu kemiklerin tozlarından yapılan ilaçlar sayesinde cinsel gücün arttığına inanılıyor ve tozun gramı 50 dolar ederken kaplan penisinden yapılan çorba ise üçyüz amerikan  dolarından alıcı buluyormuş. Ama kurutulmuş kaplan penisi istenirse bu bedel 2500 amerikan dolarına çıkıyormuş.  Anlayacağımız asılsız inançlar yüzünden kaçak kaplan avı adeta bir sektör halini almış. Nerdeyse tüm vücut parçaları geleneksel çin tıbbında ağrı kesiciden afrodizyaklara kadar değişen bir alan içinde kullanılan bu güzelim dev kedilere dokunabileceğim için heyecan duyuyorum, bir o kadar da üzüntü. Kaplanların tek ciddi avcısı onları yasadışı öldüren ne yazık ki insan!( mış).

Şimdi ise inişli çıkışlı  bir vadiye girdik. Kanyon dedikleri bu olsa gerek. Rehber arasıra durup arkasına bakıyor. Bizler de durup tamam arkandayız ayrılan düşen yok dercesine el sallıyoruz.

Söz dinleyen çocuklar gibiyiz. Küçük çocuklar ise bu gezide yer almıyor. Bu arada önceden hepimize hem kaplanlar hem de manastır sınırları içine girmemiz nedeniyle seslenmek, yüksek sesle konuşmak yasaklandı. Zaten bağırarak konuşmak Tayland'ın hiçbir yerinde hoş karşılanmıyor. Sakin ve nazik bir tonda konuşarak sizi mahçup edebiliyorlar.

Yaklaştık galiba, uzakta turuncu giysili birileri ve kaplanlar gözüktü. Sanki vadi burada son bulmuş, etrafı yüksek kayalıklarla çevrili geniş bir alana doğru hızlı yürüyoruz. Sucuk gibi terlemişim. Ağzım burnum toz içinde. Sıcak ve neme rağmen tüm enerjimle gurupla beraber  kaplanların bulunduğu alana varıyorum.
 
Evet kaplanlar oradalar çoğu yerlerde sereserpe uzanmışlar. Birkaç tanesi boyunlarında tasmaları görevlilerle beraber yürüyüp yer değiştiriyorlar. Gösterilen tahta sıralara geçip oturuyoruz. Uzanmış kaplanların başında duran bir kaç turist var, kalabalıklığı yapan ise görevliler. Şimdi ne olacak?

Turuncu giysili rahipler köşelerde ikişer üçer oturmuş sohbet ediyorlar. Kaplan resimli tişörtler giymiş bir dolu genç ortalıkta  hareket halindeler. Şimdi de bize doğru yönelip kaplanları sevmek isteyip istemediğimizi soruyorlar. Elbette herkes istiyor, bu kadar yolu niye katedip geldik ki ve hemen istiyoruz.

Tabi bunun bir bedeli var. Elimi tutan genç çocuk kibarca ödemem gereken  parayı söylüyor, broşür ve cd'lerin bulunduğu masaya yürüyoruz. Istenen miktar oldukça fazla ancak herkes bilerek geliyor. Ayrıca bu onyedi kaplanın bakımınları söylenildiği gibi ziyarete gelen turistlerin verdiği paralar ile sağlanıyor olsa gerek. Görevli fotoğraf makinamı istiyor ve elini bırakmamamı tembih ediyor, birlikte orta alana yürüyoruz.

Yaşasın! sonunda  büyük kediler karşımdalar. Kimi esniyor kimi sırt üzeri yatmış göbeğini güneşlendiriyor kimisi derin bir uykudaç Biran bunlara yatıştırıcı birşeylerin verilip verilmediğini düşünüyor ve çocuk gibi soruyorum  “Niye tembel tembel yatıyor kaplanlar?” Yanıt hemen geliyor. “Doğada hayvanlar gündüzleri uyur akşam serinliğinde avlanırlar.”  Doğru ya böylesine sıcak bir havada başka ne yapabilirler, üstelik avlanmalarına gerek de yok mamaları zaten hazır geliyor. Hepsi oldukça sağlıklı ve besili gözüküyor.

Yaklaştıkça postlarındaki desenlerin hayal ettiğimden daha da güzel olduğunu farkediyorum. Kulaklarının arkasında beyaz yuvarlaklar var, dokunmak isteği uyandırıyor.

Her kaplanın başında en az iki görevli duruyor diğerleri bir kişiyi dolaştırıyor. Uyumakta olan bir kaplana yaklaşıyoruz. Arkasında yere oturmamı işaret ediyorlar oturuyorum. Elimi bırakıyor görevli  ve diğerleriyle birlikte kaplanın başını kucağıma çekiyorlar. Baş bütün ağırlığıyla kucağımı dolduruyor yavaşça başını okşuyorum. O anı içime çekip aklımda donduruyorum.

Niye uyuyor bu şimdi gerçekten sıcaktan mı? Biraz da gıdısını sevebilirim. Anlamış gibi kafasını kaldırıp bana bakıyor. İrkiliyorum, umursamayıp tekrar koyuyor. Görevliler sırıtıyor.

Hadi diğerlerine de bakalım diyor bir ses. Tekrar elden tutup ilerliyoruz. Bu kez büyük bir kayanın üzerine uzanmış iki kaplanın yanına yaklaşıyoruz. Biri uyuyor biri esniyor. Esnemesi, dişleri, yeşil gözleri bir bakıma o kadar tanıdık ki.. kedilerime benziyor bunlar, sanki tılsımlı sopayla biri beni cüce yapmış!

Görevli elinde fotoğraf makinam eğilip yerlere oturup hem çekiyor hem de beni güldürüyor. Göbeğini açmış yatana doğru yürüyoruz şimdi de. Arada sağa sola yatıyor sonra ortada karar kırıp kalıyor.

Bir dakika orda bir şey oluyor!  Huysuzlanan bir kedinin tasmasına zincirini takmış götürüyorlar.

Niye zincir takmışlar? (tabi başka nasıl götürebilirler biz de köpeklerimize takmıyor muyuz). Ama onlar evcil hayvan bunlar vahşi kedi özgürlüklerini kısıtlamak doğru mu? (güvende ve düzenli besin bularak yaşamanın bedeli bu olsa gerek). Acaba onlar insanlarla böyle içiçe yaşamak istiyorlar mı bakalım? (onlara soran yok ki sen niye burdasın öyleyse onların özgürlükleri sen sevesin diye kısıtlanıyor). Bir dakika kafam karıştı...

Görevli elimden çekiyor. Ne oldu bir sorun mu var ? Başım arkaya bakarak yürümeye devam ediyorum. Baktığım yere bakıyor görevli çocuk. “Bazen insanlardan sıkılırlar birazdan rahip sakinleştirir onu.” Kayanın üzerinde oturan rahip zincirinden tutup başını okşuyor yanına oturtuyor. Büyük kedi hiç itiraz etmeden yere çöküyor sakin görünüyor. Arkadaşım rahiplerin iyi eden enerjisinden bahsediyor. Diğerlerine yöneliyoruz....

Vahşi, özgür hayvanların yaşam alanları bu kadar daralmışken, çeşitli sebeblerle kaçak avların her geçen gün artışı bu güzelim kedilere yaşam fırsatı vermiyorken, bu tapınak onlar için bir çeşit barınak mı?

İnsanoğlu hayvanlara yeryüzünde artık bir şans vermiyor. Özgürlüklerinin elinden alındığını düşünmek iç acıtsa da diğer yandan dışardaki yaşamın tehlikesini düşünmeden edemiyorum. Hani ne derler? Kırk katır mı kırk satır mı!..

 

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 2 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

M.Fatih Gemicioğlu { 31 Mayıs 2011 22:29:38 }
İçinizdeki sevgiyi hissetmiş olmalılar. Hayvanlar bunu hisseder, içgüdüleri insanlardan 6 kat fazladır, onlara kormadan yaklaşmanız ve kucaklamanız hayranlık uyandırıcı. Bizleri bu konuda aydınlattığınız için teşekkürler.
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığında akşam pazarı...
Ders kitabına göre Gezi 'dış mihrakların işi'
#BeniBulAnne
Türkiye’de TV dizileri: Sansür ve otosansür
AKP’nin eğitim politikaları ve sonucu!!!

Üçlü zirvede onaylanan 12 maddelik Tahran bildirisi
Suriye’de ölen isyancıların ailesine Türkiye’de ev sözü
ABD'nin İran'a yaptırımlarının Türkiye'ye etkisi ne olur?
Türkiye'de son seçim anketi açıklandı.
Gel de bu başkanın sözüne inan!

Bıçak kemiğe dayanmış!
Fitch'ten uyarı üstüne uyarı!!!
TL, değer kaybında Arjantin’le yarışıyor
Hayali düşmanla savaşan Türk ekonomisi
Erdoğan'ın ABD'nin elektronik ürünlerine boykot çağrısı dış basında…

ÇOCUK
Tek kullanımlık naylon poşetleri tüm mağazalarından kaldırıyor
Kadınlık hallerı, yaşanmışlıklar : Oğlum ölüyor galiba
Dünyanın en eski şişe mesajı Avustralya'daki kumsalda bulundu
Çocuk gelin sayısında utandıran birincilik

Umutsuz ve kitapsız olmayın
Türk Mitolojisinde Erlik Hanın Yeri Tasviri ve Kökeni
Nebil Özgentürk’ün gözünden: 11 dakikalik Aydin Boysan belgeseli
Robert kolej’de
İnsanlığın Karanlık Yüzü

Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…
Umut: Canlanan ve Canlandıran Yaşam Enerjisi
Bilmeden İdeolojikleşmeye
Özgürlük Sorumlulukla - Zorunluluk Sınırla

Yağma ve talanın süresi 49 yıla çıktı
Mercan kayalıkları için 400 milyon dolar
Dünya’nın 6.kitlesel yokoluş olayının eşiğinde
Bu banklar havadaki kiri küçük bir ormandan daha fazla çekiyor
20 yıl sonra Türkiye …!

Kripto para üretiyor olabilirsiniz!
Milyonlarca kişi cep telefonu ile tehlikede!
'Milyonlarca insanın kişisel verileri, ticari ve siyasi amaçla kullanıldı'
Güneş küresi icat edildi!
Robotlar işinizi elinizden alacak mı?

Bir şehri 2000 yıl sonra ortaya çıkardı
'Son Troyalı'nın iskeleti bulundu
Büyük Set Resifi'ni robotlar koruyacak
Annesi Neanderthal, babası Denisovan bir melez
Kan Lekelerine Yapılan Testlere Göre İsa’nın Kefeni Sahte

Türkiye’den göç %42 arttı.
Viyana yedi yılın birincisi Melbourne kentini geride bıraktı.
15 yılda 20.447 işçi “iş kazalarında” can verdi
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 157. sıraya geriledi
AB Komisyonu'ndan tüm zamanların en olumsuz Türkiye raporu...

Aziz Sancar: Ülkeye küsüm
Gemi adamı cüzdanlı bir kadın!!!
Firavunlar ölür firavunluk kalır
2018’de Mayıs 68
Kürt sorununu cesaretle biz çözeriz!

Bu kurban
Kervan
Silistre
Hür İrade
İşletme

Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan
Osman Hamdi Bey.
Ahilik
Nogay Türklerinden Atasözleri


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git