A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Babama 8. Mektup

Kategori Kategori: Babama Mektup | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Şule Sencer Töreci | 08 Eylül 2012 12:34:12

Canım babacığım, geçen seferden yarım kalan mektubumu, bu kez de senin pek hoşuna gideceğine inandığım bir haber ile sürdürmek istiyorum. Gözde'nin Çincesi gerçekten de şaşırtıcı bir boyuta ulaşmış. Dili akıcı kullandığı kadar bölge şivelerini taklitte de çok usta. Böylece öğrencilerine olan bağımlılığı önemli ölçüde azaldığı gibi özgüveni de tavan yapmış. İstese çok daha geliştirebilirdi dilini. Ancak düzenli olarak ders almaya hala sıcak bakmıyor.

Bunun nedenlerinden birisi pinyin alfebesinin şaşırtıcı özellikleri ise, diğeri Çince nin hemen her şehir ve kasabada değişik ağızlara sahip olması. Öyle ki, Çinliler bile birbirlerini anlıyamiyorlar çoğu zaman. Ayni şey vucut dilleri için de geçerli. Örneğin bir yerde 10 rakamı el yumruk yapılarak ifade edilirken, oradan pek de uzak olmıyan bir başka yerde işaret parmağı orta parmağın altına konulduğunda  anlam buluyor. Doğru ya, haklısın; çocukluğumun küs işaret gibi ayni.  Parmaklarımıza benzer pozisyonu verip  ileriye doğru uzatarak  “boz” diyorduk ya hani.  

Pinyin alfabesinde bizim bildiğimiz latin harfleri kullanılsa da, çıkardıkları sesler pek bizimkilerle kıyaslanır gibi değil. Örneğin” X” Ş sesi veriyor, “Z” ise C. Bu nedenle“Zheng Zhoung”- Cen Co oluyor; “XIE XIE” de ŞE ŞE. Yani teşekkür. Okuma yazma bilen her Çinli bu alfabeyi biliyor, çünki okula başladıklarında önce bu harfler öğretiliyor. Bir iyi haber, Çincenin dil bilgisi gerçekten de çok kolay. Bir cümlenin sonuna” ma” ekini takman o cümleyi soru cümlesi yapman için yeterli.” Nihav”ı –iyisin- anlamında kullanıyorsan” Nihav ma” dediğinde- iyi misin?- demiş oluyorsun.” Bu” olumsuzluk eki ve kelimenin başında yer alıyor. Böylece “Haw “-iyi- olurken” Bu haw” da –kötü- oluyor.” Lay  - gel, “dzo”- git, “cırr”- lezzet, “şırr”- evet.  Ne kadar da basite indirgedim koskoca Çinceyi değil mi? Sanırsın ki sular seller gibi Çince konuşuyor da kızın bir de gelmiş buralarda ukalalık tasliyor. Değil elbette.   Aslında kelime bilmen hatta onu cümle içinde doğru bir şekilde kullanman bile Çinliler ile anlaşmana pek yetmiyor. Örneğin’ şe şe’ yi ele alalım.

Kelimeyi aynen böyle kullandığında tek kişi bile senin teşekkür ettiğini anlıyamıyor. Bu öyle bir “ ş” ki, dilini alt çenendeki ön dişlerinin iç kısmına yerleştirip de ’ ş’ lemessen olmuyor işte. Çin dilinde zaman kipleri bulunmadığından tonlama çok önemli. Böylece ayni cümleyi kelime değiştirmeden doğru tonlamalarla kullandığında dilediğin zamanlara da geçişler yapabiliyorsun.

Nasıl bizim bir Istanbul Türkçemiz var ise, Çinlilerin de sanırım bir Pekin Çincesi var. Bunun uygulaması kelime sonlarına, kelimeden bağımsız eh, oh, ıh, ih gibi takılar koymaktan geçiyor. Bu mantıkla teşekkürün daha da kibarcası Şe Şe nin, Şe Şe- eh- ‘e dönüşmüş hali oluyor. Tamam ben Çinceyi katiyen bilmiyorum. Yalnızca onları taklit ediyorum da, onlar ingilizceyi de böyle konuştuklarında iyice dağılıp kayboluyorum. Örneğin ingilizcesi yeterli olmayan bir Çinlinin şöyle bir cümlesi ile karşılaşman  her zaman olası.” My- ah English- ih no- oh good- eh.”  Nasil?   Yok yok küçümseme falan değil, yanlış anladın. Oldu o zaman  biraz da iğneyi kendimize batıralım.

Biz Türklerin kaçta kaçı şu ingilizeye’ ing’ lemeden başlamıştır acaba? Halen yüzde kaçımız coming, going demeden kıvırabililiyoruz konuşmayı? Hele  bir Avustralyalının  ana dilinde “ havva yaa...” diye hatırını sormasıni düşünecek olursan eh elin Çinlisi de bırak ıh lıyıp eh leyiversin biraz diyorsun. Herkes de ingilizceyi Richard Burton gibi konuşacak değil ya.  Tamam uzattım haklısın, dil dersi burada bitmiştir.

Neyse, Çin de geçirdiğim bir kaç ayın sonunda biraz Gözde’yi biraz da Çinli arkadaşları taklit ede ede kendi başıma çıkıp çarşı pazar yapmam  pek uzun sürmüyor. Şimdi de sana alışverişlerin olmaz ise olmazlarından söz edeyim dilersen. Eğer alacağın şeyin adını bilmiyorsan, (ki genelde bilsen bile eğer yazmadı isen çok kolay unutuyorsun) parmağınla onu gösterip iga ciga demen yeterli. Sonuçta bir tane bundan diyorsun işte. Ancak sıra para ödemeye geldi mi satıcı ne fiyat söylerse söylesin sen yüksek perdeden bir Hey yooooo... patlatıyorsun ki  bu bir anlamda alışverişlerin ritüeli, sanırım ‘haydi canım çok pahallı’ anlamına filan geliyor. Ondan sonra da kıran kırana bir çingene pazarlığı başlıyor ki tadına doyum olmaz. Ancak ben bu konuda bildiğin gibi pek umut vadetmediğimden olacak ki tadı çabucak damağımda , paracıklar da satıcının avucundan kalıyor.

İlk geldiğim günlerde, bana tüm binalarda kat kat butikler var gibi gelmişti. Çünki hemen her balkonda askılara asılmış çeşitli giysiler sergileniyordu. Meğer öğrenci yurtları ile çalışanların lojmanları imiş oralar. O satılık sandığım giysiler  ise Çin usulü çamaşır iplerine, pardon zincirlerine asılı kurumayi bekleyen çamaşırlar. Balkon tavanından kalınca bir zincir geçiriyorlar ve zincirin her bir halkasına da yıkadıkları çamaşırları askılara takıp kurutuyorlar. Eh biz de eksik kalmayacak, bu renkli şölene kendi çapımızda katkıda bulumakta gecikmiyecektik. Bu sistemin bir iyi yanı da binalara şöyle bir başını kaldırıp baktığında kız ve erkek öğrenci yurtlarını şıp diye tesbit edebilmen. Yanılma payın hemen hiç yok gibi. Pembeler bol ise kızlar, maviler ağırlıkta ise erkekler. Tıpkı bebekler gibi.



Ne var ki çevrecilik konusunda Çinli arkadaşların pek duyarlı olduğunu söyliyemem. Böyle bir kaygıları hiç olmamış gibi. Üniversite yerleşkesinde bile her türlü atık su o canım nehire boşaltılıyor. Bu nedenle su yüzeyinde zamanla garip bitkiler türemiş, öyle ki nehir nerede bitiyor kara nerede başlıyor anlıyamıyorsun. Eğer önlem alınmaz ise  bu bitkiler çok yakında suyu tümüyle görünmez kılacak, sonuçta balıklar başta olmak üzere bir sürü canlı türü de bu boşvermişliğin kurbanları olacak. Daha şimdiden nehirden yayılan koku  tüm yerleşkeyi esir almış durumda.  Neyseki gönüllüler geliyor arada bir ve  o inanılmaz pis suya yarı bellerine kadar girip nehiri temizlemeye çalışıyorlar. Ancak şöyle bir baktığında  bu temizliğin hiç de kalıcı bir çözüm olmadığının ayırdına varıyorsun. Neden değişmiyor ki sonuç değişsin. Bu gün onlar gidecek yarın  her türlü pislik yine bu nehire akıtılmaya devam edecek.

Senin de farkettiğin  gibi babacığım Çin Halk Cumhuriyeti  öylesine egzotik, söylenecek şeyi o kadar bol bir koca ülke ki  anlat anlat bitmiyor. Umarım bir sonraki mektubumda Çin’de son  turları   atıp  seni Hong Kong’da ağırlıyacağım. Ha sen bu arada babaanneme mektuplarımdan söz etsen de fazla ayrıntıya girme lütfen. İyi imiş, Datça da imiş falan deyip geçiştir.  Şimdi taaa oralardan kalkıp da merak etmesın beni.

Şule Sencer Töreci
8 Eylül 2012


Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







MEB Müsteşarı: Ezberci eğitim geleneklerimize uygun
Merkel’in çatalı ve Polonyalı muslukçu
Bu kafa ile nereye kadar?
“Talan”ın en onur kıranı!!!
“Evrim Bir Gerçektir Ve İnanç Meselesi Değildir”

Bu Trump’a vurulan son darbe mi?
Bütün sağlık bilgilerinize internette bir yerde erişmek mümkün mü?
Sağlık Bakanlığı şehir hastanelerinde kiracı olacak
Avustralya %61 ile eşcinsel evlilikler için 'Evet' dedi
Gerçekten “Yol yapmışlar”

Avrupa Birliği : Türkiye, kara listeye girebilir
Bitcoinin yeni rekoru 8315 Amerikan doları
2018’de dolar 1,97 TL olacak demişlerdi !!!
Dikkat: Emlak balonu patlamak üzere
Cennet'te iki tanıdık daha!!!

Alzheimer : Yüzyılın Belası
Coğrafya
Kütük Siyaseti: Nerelisin?
Atanamayan sol ya da al yazmalının ölümü
İlber Ortaylı: Megalomaninin sonu yok

İnsanlığın Karanlık Yüzü
Tarih ateizm’in insanlar için din kadar doğal olduğunu gösteriyor
Çığlık
Bir tarihi miras daha böyle katledildi
Atatürk kimin çocuğu ?

Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…
Umut: Canlanan ve Canlandıran Yaşam Enerjisi
Bilmeden İdeolojikleşmeye
Özgürlük Sorumlulukla - Zorunluluk Sınırla

Korkunç rapor: Milyarlarca insan için su felaketi!
Türkiye ‘gıda egemenliğini’ kime karşı, nasıl kaybetti?
Sadece üç senemiz kaldı!
Okyanuslar için verilen 5 tehlike alarmı.
Cinayetin ardından çevreciler buluşuyor

Güneş küresi icat edildi!
Robotlar işinizi elinizden alacak mı?
Dubai'de ilk robot polis göreve başlıyor
Avrupa Parlamentosu robotlu hayata düzenleme
Yeni nesil market!!!

Asurlu tüccarların tabletleriyle Anadolu'da yeni antik kentler bulundu
Körtiktepe'de tarım öncesi yerleşik yaşam tespit edildi
Göbekli Tepe’nin üç taşı, üç rengi
Bir Altın Elbiseli Adam daha bulundu!
Göbekli tepe’de Kafatası Kültü

'İntihar girişimi' patlaması!
“6 Bin ‘AK Troll’ Sosyal Medyayı Manipüle Etti”
İstanbul irtifa kaybedirken Melbourne yerini koruyor
Türk gençleri kaçıyor
Avrupa’nın ilk gelişmiş uygarlıklarının kökenleri Türkiye’den çıktı

Türkler nasıl ve neden müslüman oldu?
Müzik ile Resmin Dansı
UNUTMA-K: BAŞLANGIÇ
Organik aydın, turfanda vekil
Kriz değil, çöküş…

Edebiyat Notları, Eylül - Ekim
Sürdürülebilir
AKIL UZ
İyi kötü
Edebiyat Notları, Temmuz – Ağustos

Ahilik
Nogay Türklerinden Atasözleri
Başkaldırının simgesi Landmesser'in hikayesi
Saha Türkleri
Yeni yıl armağanı hediye e-kitap : Leyla Erbil ile


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git