A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Tuhaf bir günlük

Kategori Kategori: Nasıl yoldan çıktım? | Yorumlar 0 Yorum | Yazar Yazan: Ayşin Uysal | 27 Kasım 2019 17:58:28

Geçen hafta İstanbul trafiğinden 13 araç ve 60 kişi eksildi. Ama İstanbul bunu hiç fark etmedi… Efendim olay şöyle gelişmiş. Söylentilere göre bu 13 araç bir ara Bursa yolunda görülmüşler. Bir görgü tanığı bu söz konusu 13 aracın İnegöl yolundan Yenice istikametine saptıkları konusunda yemin etmeye hazır. Yenice sakinleri ile yapılan tahkikatta bilgi doğrulandı. Araçların oradan geçtikleri, bu arada köyün tüm ekmek ve domates stokunu erittikleri kesinlik kazandı.

Anlatılanlara göre ellerinde haritalar varmış, biraz tartışıp etraflarına bakınmışlar, sonra köyün çocuklarına el sallayıp alakasız bir yöne doğru gitmişler. Yenice sakinleri yanlış yöne gittiklerine emin, çünkü o tarafta hiç bir şey yokmuş efendim. Ne lokanta, ne ev, ne market, ne işyeri. Sadece dağlar.



Sonrası için elimizdeki tek kaynak, içlerinden birinin tuttuğu notlar efendim. Ama buna güvenmek bence doğru değil. Çünkü göreceğiniz gibi günlükte yazılanlar pek aklı başında şeyler değil. O yüzden ortadan kayboldukları iki gün içinde başlarına gerçekten neler geldiğini hiç öğrenemeyeceğiz.

Ekte günlüğü bilgilerinize sunuyorum efendim.

GÜNLÜK

“10 Temmuz Cuma. 16.00
En sonunda yola çıktık.
13 aracız. Konvoyu sıralarken tüm araçlara numara verdik. Nedense 13’ü almayı kimse istemedi.

10 Temmuz Cuma. 21.00
En sonunda yoldan çıktık.
Haritayı kullanıp Kıran Köyüne vardık. Hedefimiz 1950 metredeki Kıran Yaylasına çıkmak. Köylüler yukarı çıkamayacağımızı söylüyorlar. Kışın çığ düşmüş, sonra da yağışlar yolu iyice bozmuş. Göreceğiz. Zor bir tırmanış olmasını umuyorum.

10 Temmuz Cuma. 23.00
Turuncu bir dolunay eşliğinde ilerliyoruz. Ortalama hızımız 15 km/saat. Yol gerçekten çok bozuk. Çığ bazı ağaçları devirmiş, yol çatlaklarla ve kaya parçaları ile kaplı. Tepelerden yola doğru minik çağlayanlar düşüyor. Köylüler yanımıza silahlı bir adam vermekte ısrar ettiler. Yukarda ayı varmış.

10 Temmuz Cuma. 24.00

Karanlıkta konvoy halinde ilerliyoruz. Sayımda bir araç eksik çıktı. Biri yanlış sapağa girmiş. Hemen telsiz anonsları yapıldı. ‘Kim kayboldu’ diye sorduk. Herkes ‘ben’ dedi. Kimse önünde ve arkasında araç göremiyormuş. Neyse kayıp aracı bulduk sonunda. Yine tek parça gidiyoruz, ama safları sıklaştırdık.

11 Temmuz Cumartesi. 01.00
Telsiz anonsu. Konvoyun başı yaylaya varmış. Sonu hala aşağılarda bir yerlerde.  Bizim aracın ardında tüm kampın çadırları, uyku tulumları ve yiyeceklerini taşıyan römork var, hoplaya zıplaya ilerliyoruz. Son zıplamada araba biraz hafifler gibi oldu, telsizden anında bağırışlar gelmeye başladı. Meğer römorkumuz bizi terk edip köye geri dönmeye karar vermiş. Hemen durduk. Römorku yakaladık. İşin tuhafı çeki kancasında römorkun takılı olduğu pim sapasağlam yerinde duruyor. Sonunda olayı çözdük. Araba bir taşın üstünde zıplarken pim yerinden fırlamış, römork fırsat bu fırsat kancadan kurtulmuş, bu arada pim tekrar yerine geri düşmüş. Tamam pek sık karşılanır bir olay değil ama gecenin o saatinde getirebileceğimiz her ek açıklama cin, peri ya da 13 rakamı üzerine olacak. Çaresiz kabul etmiş gibi yaptık.



11 Temmuz Cumartesi. 01.30
Yayladayız. Sıcaklık 5 derece. Temmuz ortası gezi kıyafeti olarak şort-tişörtü seçmiş bir arkadaş dışında herkes halinden memnun. Ama üst üste iki tişört, üç gömlek, iki mont giyip kafasına da bir çorap geçirdikten sonra onun da yüzü güldü.

11 Temmuz Cumartesi. 03.00
En sonunda uyku tulumuma kavuştum. Beni sabah 9’a kadar kimse uyandıramaz.

11 Temmuz Cumartesi. 05.30
Uyandım.
Güneş doğdu. Tam gözümün içine. İstersen uyanma. Yarım saat inat ettim. Baktım olmuyor, kalktım. Meğer kampın yarısı benimle aynı durumdaymış. Ateşi yaktık. Çay demledik. Güzel bir kahvaltının ardından yola çıkmaya hazır hale geldik. Dün gece tırmandığımız yoldan inişe geçtik. Gündüz gözü ile bir de ne görelim. Meğer tırmanış düşündüğümüzden de kötüymüş. Gece fark etmeden gönül rahatlığı ile tırmandığımız yolun bir kıyısı sarp uçurummuş, tepeden düşmüş taşlardan kaçarken bir teker boşta gidiyormuşuz. Geçtiğimiz derelerin içinde lastik düşmanı sivri kayalar varmış, iki üç manevra ile dönebildiğimiz keskin dönemeçlerde sivri ağaç dalları kıs kıs gülerek bekliyormuş. Kayalardan kaçarken bir arkadaşımız tamponunu haraç olarak bıraktı, bir diğeri gece rahatlıkla geçtiği balçıkta takılıp kaldı. Sonunda yayla bizi salıverdi, kendimizi bir başka tırmanışa attık. Sırada Alaçam Yaylası var.



11 Temmuz Cumartesi. 15.00

Dün geceki tırmanışın aynısı. Hem de 30 derece sıcakta. Yükseklik arttıkça araçların hepsi tırmanışı boykot etti. Genel eğilim su kaynatmak, yağ eksiltmek, debriyaj sıyırmak, marş basmamak. Arada radyatör delinmesi, devridaim pompası, makas kulaklarının kırılması gibi daha spesifik durumlar da olmuyor değil. Hatta adi bir lastik patlaması olayı ile bile karşılaştık. Konvoy on küçük zenci hikayesinin off-road versiyonu olarak ilerlemeye başladıkça, geziye 13 araçla çıkmakta hata ettiğimizi düşünmeye başladık.  Yine de inatla yolun tamamen bittiği yere kadar ilerledik. Orada durup biraz düşünmek zorunda kaldık. Yol heyelan sonucu tamamen kayalarla kaplanmıştı. Bu olay genelde GPS (Ground Positioning System) ile yol alan biz off-road’cuların ara ara yararlandığımız KPS’e (Köylü Positioning System) olan güvenini tazeledi. Çünkü dün gece konuştuğumuz köylüler açıkça ‘gitmeyin orada yol yok’ demişlerdi. Durumu inceledik sonra yol olmamasının bizim için önemli olmadığına karar verdik. Biz zaten yoldan gitmeyecektik ki.

11 Temmuz Cumartesi. 16.00
Yarım saat sonra göçüğü aşmıştık. Yani hemen hemen. Konvoydaki araçlardan biri, yamaçtan kayıp düşmeye niyetlendi. Ancak konvoy olarak böyle düzensizliklere izin verecek değiliz. Ekipteki her araç ayrılışını bildirmek ve izin almak zorundadır. O yüzden bu eğilimi gösteren aracı hemen yukarı çektik. Bir de ihtar verdik. Bu diğer araçlara da ders oldu. Bir daha uçurumla yakın ilişki kurmak isteyen araç çıkmadı. Altimetre 2200 metreyi göstermeye başlarken manzaramız biraz kıraç toprak, bol kaya, ara ara likenler ve zirveleri kaplayan karlardan ibaretti. Ama son köşeyi dönünce bizi mavi-yeşil bir sürpriz bekliyordu. Karagöl.

11 Temmuz Cumartesi. 18.00
Gölün kıyısında dolaştık, suyunu tattık, biraz sırtüstü yattık, derken kampta kalan arkadaşlardan telsizle haber geldi. Kıran Köyü muhtarı şerefimize iki kuzu çeviriyormuş. 10 dakika sonra dönüşteydik. Köyden geçerken minik köylü çocuklardan bolca ahududu ve böğürtlen aldık. Kuzu ile iyi gider.

11 Temmuz Cumartesi. 21.00
Hala kampa ulaşmaya çalışıyoruz. Araçların birinde arıza var, tamire uğraşıyoruz. Bu seferki dolunay koyu kırmızı. Kamp ekibi telsizle moralimizi yüksek tutmaya çalışıyor. Kuzular zaten çok sertmiş, hem bulundukları yerden dolunay da görülmüyormuş. Ne kadar şanslı olduğumuzu vurguladılar. Gözlerimiz yaşardı.

11 Temmuz Cumartesi. 24.00
Kampa vardık. Ateş harika. Şarap güzel. Kuzu sanıp kemirdiğim dal parçası bile lezzetli. Ahududular nefis.



12 Temmuz Pazar. 05.30
Güneş gözüme giriyor.

12 Temmuz Pazar. 11.00
Hesapladık, dün 12 saat yol almışız ve 50 km yol gitmişiz. Dönüşte tek sorun Feribota tek parça konvoy olarak girip giremeyeceğimiz ve akşam 22.00’deki final maçına yetişip yetişemeyeceğimiz. Trafik içinde feribot kuyruğunda beklerken aklımıza kötü kötü şeyler geliyor. Kendimizi hiç buraya uygun hissetmiyoruz. Geri mi dönsek acaba? Ama kaçış yok. İstanbul bizi esir aldı yine. Belki ilerde yine...”



Yazı burada bitiyor. Görüldüğü gibi efendim şu iki gün ile ilgili anlattıkları tuhaf ve deli saçması. Çok hoşlandıklarını iddia ettikleri şeyler inanılmayacak kadar sıkıntı verici, sinir bozucu, yorucu. Gece donuyorlar, gündüz saatlerce toz ve sıcakta bunalıyorlar. Ama bir şekilde çok keyifli görünüyorlar. Olayda bizim kaçırdığımız bir şeyler olduğu kesin. Ama sorun şurada, onları bulup aslında ne olduğunu soramıyoruz. Çünkü İstanbul içinde tamamen normal şehirlilere benziyorlar. Onları ayırt edemiyoruz. Sakin sakin işlerine gidip geliyorlar. Sosyal hayatları aynı. Konuşmaları normal. İstanbul dışına çıkar çıkmaz da ortadan yok oluyorlar. Hiç bir yerde izlerini bulamıyoruz. Ne uçak seferi var gittikleri yerlere ne de otobüs. Hatta telefon kapsama alanı içinde bile değiller. Yani pratik olarak onları ulaşılmaz sayabiliriz. Ama ordalar işte ve bir şeyler yapıyorlar. Çok da eğleniyorlar.

Haklısınız efendim. Tamamen aynı düşüncedeyim.

Öyle merak ediyorum ki ne yaptıklarını.

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Her telefona, her tablete, her bilgisayara bir NUTUK!
Tazmanya kaplanı geri döndü…
"36 saatten az sürede 50 ila 80 milyon insanın ölümüne yol açabilir"
Yasak ama cezası yok
Cesaret bulaşıcıdır…

Erdoğan'dan Libya'ya askeri destek açıklaması
Kişisel siyasi çıkarı için görevini kötüye kullandı…
Fransa'da son yılların en büyük grevi hayatı felç etti
Türkiye, Ürdün ve BAE, Libya'ya uygulanan ambargoyu ihlal ediyor.
Avustralya medyası basın özgürlüğü için “karardı”

Gıda fiyatlarında yıllık enflasyon %36.9
Türkiye ekonomisi: Tünelin ucunda ışık var mı?
Ekonomik kaygı bankalar önünde uzun kuyruklar oluşturdu!
Türk Lirası tehlikeli eşikte…
Borç Hazine’nin kamçısı!!!

Avustralya’nın ilk sualtı oteli Büyük Set Resifi’nde açıldı
Lila, Lenu, Sisifos
Uzun yaşamanın sırrına erdim
Ölüme ve mezarlıklara bakış açınızı değiştirme vakti!
Yavaş seyahat nedir, nasıl yapılır?

Leonardo da Vinci Hazar Türkü olabilir
Ay çöreği
Tarih Sizi Bekliyor! Toledo'nun Hayali!
‘Anlatamıyorum’u dünyanın en çok okunan ikinci şiiri
Zamannın ruhuna aykırı bir sergi

İnsan, Kıyısı olmayan derya - Kuşkularımı gider
Tarihsel olan nesnel olmaya kapalı mı?
Algı çok tanık tek
Bir Süreç Olarak İnsan
Ütopya: Ayakları yerde, başı gökte

Avrupa kentleri, sıcak hava dalgalarına uyum sağlamanın yollarını arıyor
Eylemsizliğin Maliyeti: 2050’de yılda 200 milyon kişi yardıma muhtaç olacak
Hayvanlar küresel ısınmaya ayak uyduramıyor!
7 ayda bir yıllık doğal kaynak kullanıldı!
Türkiye, Avrupa'nın ve ABD'nin çöplüğü oldu

Akıllı Kontakt Lensler Bakış Açınızı Değiştirecek
Google dünyayı değiştirecek keşfi duyurdu: “Kuantum üstünlüğüne ulaştık”
Google’ın kuantum bilgisayar devrimi nedir? Dünyayı nasıl değiştirebilir?
Dünyanın ilk 5G hoteli Gold Coast’ta
Uzay yolcusu kalmasın

Boncuklu Tarla Göbeklitepe’den daha eski
Hayvanlarda Neden Eşcinsellik Bu Kadar Yaygındır?
Güneydoğu’nun altı "Göbeklitepe" dolu
Avustralyalılar bilim dünyasının yeni keşfettiği balığı yıllardır yiyormuş
Üç Cinsiyetli Bir Solucan Bir Keşfedildi

Türkiye, Ürdün ve BAE’nin Libya’ya silah sevkiyatı BM raporunda
Çin ve Türkiye 'en büyük gazeteci hapishanesi
Dünyada en kaliteli yaşam sıralamasında Norveç 1’inci, Avustralya 5’inci, Türkiye 59’uncu
Her yıl 1 trilyon dolar rüşvet veriliyor, yolsuzluk can alıyor
Sosyal Adalet Endeksi: 41 ülke arasında Türkiye 40, Avustralya 26’ıncı

Abidin Dino ile Düşünmek
ekitaplar hediyemizdir
Donald Trump barış getirebilecek mi?
Rumeli Türküleri Avustralya’da
Doğan Özgüden : özgürlük örneği, hakiki vicdanımız

Kanal İSTANBUL
NATO...
DİYET
Hesap ve Hayat
T.C. !!!

Dünyanın İlk Destan Kahramanı: Gılgamış
Antik Çağlarda Kendi Memleketlerine Karşı Savaşan Paralı Askerler
Sümer Atasözleri ve Özdeyişler
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti : Hazarlar
İpek Yolu'nun kalbi: Özbekistan


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar










Basa git