A Yorum
  Acilis Sayfasi Yap Sik Kullanilanlara Ekle  

   
A yorum Kurum
iletisim
login
yayin ilkeleri...



yazi dizileri

Yazı karekteri : (+) Büyük | (-) Küçük

Van Gogh'un Ölümü İntihar mı, Cinayet mi ?

Kategori Kategori: Unutulmayan Yapıtlar | Yorumlar 7 Yorum | Yazar Yazan: Onur Ayangil | 10 Aralık 2012 09:55:25

Vincent Van Gogh , 37 yıl gibi kısacık ömrünün her anı yoğun spekülasyonlara yol açan tek sanatçıdır, kuşkusuz. Sanatçının yaşam biçimi, alışılmadık tarzı, çizgi ötesi yorumu, hastalıkları, sosyal ilişkileri ve en sonunda da ölümü neden oldu tüm bu spekülasyonlara.

Tıp otoritelerine göre birçok hastalık yapışmıştı Van Gogh’un yakasına. Tablolarında genellikle kırmızıya yer vermeyip, sarı, mavi ve yeşili bol kullandığından ötürü, sanatçıya daltonizm (renk körlüğü) hastalığını yakıştırdılar.

Kazunori Asada, sanatçıda kırmızı rengi zayıf görme olarak tanımlayabileceğimiz protanomali hastalığının var olduğunu kanıtlayabilmek amacıyla normal bir gözün doğayı görmesiyle, protanomal bir gözün görmesi arasındaki farklar üzerinde araştırmalar yaptı.

Van Gogh’un bazı resimleriyle, aynı resimlerin bir protanomal tarafından algılanması arasındaki farkları, kendi bulduğu ve renklerin görüntü similatörü  adını verdiği yazılım aracılığıyla gözler önüne serdi.





(Resim 2, 3, 4). Bu resimlerin sol tarafında Van Gogh’un fırçasından çıkmış orijinal tabloyu, sağ tarafta ise, aynı resmin protanomal bir gözün görüşüyle yapılmış halini görmektesiniz. Her iki resmin arasında çok az fark olduğunu saptamak hiç de zor değil.

Göz hastalıkları uzmanlarınca, sanatçıda var olduğu en çok iddia edilen göz hastalığı, aralıklarla beliren, kapalı açı (akut) glokomdur. Glokomun varlığına kanıt olarak, sanatçının “Ron Nehri Üstünde Yıldızlı Gece”,



“Yıldızlı Gece”, “Gece Kafesi” gibi resimlerinde betimlediği yıldızlar ya da lambalar gibi parlayan cisimlerin çevresinde çok renkli ışık haleleri çizmesi. Kapalı açılı glokomun belirtileri arasında görme bulanıklığı, ışıkların çevresinde halelerin belirmesi ve gözde ağrı yer almakta. Bu halelerin en çok görüldüğü zaman ise, göz bebeğinin büyüdüğü loş ortamlar. İşte, Van Gogh resimlerinde, özellikle gece manzaralarında çizilen haleli yıldızlar ve lambalar bu tanıyı ortaya çıkarmakta. Ben bu iddiaya kısmen katılıyorum. Zira bir sanatçının, doğuştan olmamak kaydıyla her hangi bir şekilde kusurlu görmesi, bu kusuru resmine taşıyacağı anlamına gelmez. Işıkların çevresinde haleler görebilir, ama gerçekte bu halelerin var olmadığını bildiğinden, onları resmine yansıtmaz. Sanatçı glokom hastası olabilir, ancak ışıkları haleli çizmesinin nedeni onları vurgulamak uğruna bir yorum getirme arzusudur.

Kaldı ki haleli resimlerden “Ron Nehri Üstünde Yıldızlı Gece” Eylül 1888 de, “Gece Kafesi” ise gene Eylül 1888 de yapılmış olmalarına karşın, ışık çevresinde hiç haleye rastlamadığımız “Tohum Eken Adam”  daha sonraki günlerde, Kasım 1888 de, “Buğday Tarlası” ise Eylül 1889 da gerçekleştirilmişlerdir. Bu da bize parıldayan ışık çevresindeki halelerin glokomdan kaynaklanmadığını kanıtlıyor.

Göz kusurları ötesinde daha ciddi bazı hastalık belirtileri de var. Absent içkisini fazla kaçırması Van Gogh’da bir tür krize neden oluyordu. Sanatçı bu krizi “içimde kopan fırtına” diye nitelemekteydi. Kriz sırasında sanrılar görüyor, saldırgan oluyor, bilinç bulanıklığı ve korku hali beliriyor ve nöbetler halinde gelen eski anıların o gün oluyormuşçasına tekrar tekrar yaşanması Van Gogh’u çileden çıkarıyordu.

Sanatçı potasyum bromür esaslı sara ilacının sanrılarını yok ettiğine inanmaktaydı. Uzmanların bir bölümü sanatçının değişik hastalıklarına sara tedavisinde kullanılan dijitalin neden olduğunu ileri sürerken, başka bir bölümü boyalarda kullanılan kurşun zehirlenmesinden kaynaklanabileceğini savlıyor. Bir uzmansa, Van Gogh’un şikayetlerinin alkolizmin tetiklediği, “aralıklı akut porfiri” hastalığından kaynaklandığını iddia etti. Porfiri hastalığı seyrek rastlanan bir kan hastalığıdır. Belirtileri arasında derinin ışığa duyarlığı, anoreksi, nöropsikiyatrik bozukluklar, sanrı görme, kıllanma, dişlerde şekil bozukluğu ve karın ağrısını sayabiliriz.

Tabloları tek bir tane bile satmayan, genelde yalnız bir yaşam süren Vincent, kendisinde resim yeteneği olmadığını söyleyen kardeşi Théodorus’a karşı çok güçlü bir aşağılık kompleksi taşımaktaydı. Bu kompleks ve var olduğu savlanan bazı hastalıklarının da etkisiyle, sanatçı çift kutuplu bir psikolojik travma yaşamaktaydı. Manik-depresif nöbetlerin ardından enerji nöbetleri geliyor ve sanatçı coşkulu bir yaratma dönemine giriyordu. 1890 yazında ürettiği 75 adet tabloyu başka türlü açıklamak olası değil. Bazı tıp otoriteleri bu nöbetleri tüberkülozdan kaynaklanan menengo-ansefalite, diğer bir bölümü ise frengiden kaynaklanan menengo-ansefalite yordular. Ancak ilerleyen ve geri dönüşmeyen bir zihinsel zayıflığın var olmaması bu tanıyı çürütmekte. Bu açıdan porfiri olabilirliği yüksek bir tanı gözüküyor.

Bazı uzmanlar, Vincent’ın ailesine ve çoğunu kardeşi Théo’ya yazdığı 796 adet mektubu inceledikten sonra, sanatçının Menier hastalığına yakalanmış olabileceğini savladılar. İç kulakta sıvı artışından kaynaklanan bu hastalığın belirtileri, şiddetli baş dönmesi, bulantı, kulak çınlaması, sese karşı duyarlık ve işitme kaybıdır. Bu belirtilerin ışığında, uzmanlar sanatçının kulağını kesmesini çınlama ve kulak zonklamasına dayanamadığı sonucuna bağlıyorlar. Bazı uzmanlara göre de mektuplarda yazılanlardan kesinlikle bu tanı konulamaz.

Yaşamı konusunda çelişkili sav ve tanıları bitirmeden önce birkaç tümceyle de cinsel yaşamından söz etmekte yarar var diye düşünüyorum.

Yalnızlığı içinde fırtınalarla boğuşan Vincent, olanak bulduğunda kadınlarla, bulamadığındaysa erkeklerle ilişkiye girmekteydi. Gauguin’le de bu türden bir ilişki içindeydi. Her iki sanatçı aynı evi paylaşıyor, birlikte resim yapıyorlardı. Yemek yapmak, evi düzenlemek Gauguin’in işiydi. Ama Van Gogh’un resimleri satamadığından, parayı kazanmak da Gauguin’in sırtına yüklenmişti. Ancak kısa bir süre sonra sömürülme duyusuna kapılan Gauguin, Van Gogh’un agresif tavırlarına da alışamadığından sanatçıyı ve yaşadıkları Arles kasabasını terk etmeye karar verdi. Bu kararı Gauguin’den değil de, Théo’nun yazdığı mektuptan öğrenen Vincent çılgınlık krizine kapıldı ve 23 Aralık 1888 günü elinde bir usturayla Gauguin’in peşine takıldı ve yakaladığı yerde üzerine atıldı. Ama sevdiği adama zarar veremedi. Geriye döndü, kendi kulağını kesti, o çılgınlık içinde kestiği kulağı tanıdığı bir fahişeye, Rachel’e götürüp armağan etti. Gauguin’le ilişkisi böyle sona erdi.

Yaşamı hastalıklar, çılgınlıklar, aşırı duygular, çelişkili ilişkiler içinde geçen Vincent’ın ölümü de bir garip oldu. Son günlere değin bilindiği biçimiyle ölümü şöyle gelişti…

Mayıs 1890 da sanatçı Paris yakınlarındaki Auvers-sur-Oise’a yerleşti. Dr. Gachet bakımında huzuru bulan Vincent burada geçirdiği 70 günde yaklaşık 70 tablo üretti. Annesi ve kızkardeşine yolladığı mektupta geçen yıla oranla kafasının daha sakin ve huzurlu olduğunu yazıyordu. 27 Temmuz 1890 da malzemelerini yüklenip, resim yapmak üzere bir buğday tarlasına yürüyen Van Gogh, huzurlu bir dönem yaşarken, nedendir bilinmez kendini tabancayla göğsünden vurdu. Sürünerek kaldığı hana dönen sanatçı doktorların müdahalesine karşın, 29 Temmuz 1890 günü yaşama gözlerini yumdu. İfadesini almak için gelen jandarmaya intihar ettiğini söyledi.

Oysa Gregory White Smith ve Steven Naifeh bugün bambaşka bir senaryoyla karşımıza çıkıyorlar : Van Gogh intihar etmedi, öldürüldü.

Naifeh “Buğday tarlasına kendini vurmak için gitmediği açık” diyor. Gerçekten de intihar edecek  kişi bir tarlaya gitmek yerine bunu yaşadığı mekanda yapar. Her iki araştırıcının dayandığı argümanlar şunlar:
• Tarihçi Rewald’un Auvers’de konuştuğu bir adam, sanatçının iki yeni yetişme tarafından vurulduğunu söylüyor. Van Gogh’un onları korumak amacıyla olaya intihar süsü verdiğini iddia ediyor.
• 1956 yılında bankacı René Secrétan çocukluklarında kardeşi Gaston’la beraber Van Gogh’a takıldıklarını, onunla alay ettiklerini anlatıyor. Her iki genç, sanatçıyı kızdırmak için boya kutusuna yılan koymaktan, kahvesine tuz eklemekten, resim yaparken ağzına aldığı fırçalarına biber sürmekten, karşısına geçip kızlara sarsılmaya kadar her türlü muzırlığı yapıyorlar. René ve Gaston kardeşler dışında kasabada yaşayan ve sanatçının sık sık ilişki kurduğu başka gençler de sanatçıya takılmaktan geri kalmıyorlar. Bir gün ormanda mastürbasyon yaparken yakaladıkları Vincent’ı çıldırtacak kadar takıldıkları da bir gerçek. Ona “Bilek spor amigosu” (L’amant fidèle de la veuve poignet) lakabını uygun buluyorlar.
• René ve Gaston kardeşler kovboylara duydukları imrenden ötürü bir tabanca satın alıyorlar ve bu tabancayı kuş avlama amacıyla kullanıyorlar.

Ve 27 Temmuz günü olay şöyle gelişiyor. Zaten genelde sanatçıdan gıcık kapan iki genç, belki de Van Gogh’un kendilerine yaklaşıp cinsel tacizde bulunma eğilimi göstermesiyle kendilerini kaybedip, tabancalarıyla sanatçıya bir el ateş ediyorlar.

Olay hakkında adli tıp raporu olmaması, raporun tutulmadığını ya da ortadan kaldırıldığını gösteriyor. Her iki durumda da cinayet olasılığı ağırlık kazanmakta. Kaldı ki, günlük gereksinimi için bile sağdan soldan yardım alan, Théo’ya bağımlı yaşayan Vincent’ın bir tabanca edinmesi neredeyse olanaksız. Ayrıca kurşunun vücuda giriş açısı da yukarıdan aşağıya doğru ve intihar için uygun değil. Bir de intihar için kaldığı handan çıkıp tarlaya gitmenin saçmalığını göz önüne aldığınızda, cinayet olasılığı oldukça kuvvetli gözüküyor.

İnsan davranışlarıyla, düşünceleriyle, fiziksel ve moral yapısıyla bir bütün. Bu yapıyı bozan, bu yapıda uygun görmediğimiz çok şey olabilir. Ancak bu yapıdaki bize göre yanlış ve kötü olan hususlara takılmak yerine bu yapının sahibi insanın ürettikleriyle, topluma katkılarıyla onu değerlendirmek uygun olur diye düşünüyorum. Biz onun emsalsiz yapıtlarının keyfini sürmeye bakalım.

Esen kalın…

Facebook'ta paylaş   |   Twitter'da paylaş


 | Puan: 10 / 5 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

parksim { 14 Eylül 2017 17:08:30 }
haneleri gözünde vs. problem olduğu için yaptığını düşünmüyorum profesyonel bir sanatçı değilim fakat kendi yaptığım tablolar var ve oda ışığını ay ışığını hep haneli yaparım ki birçok ressam etkiyi vermek için bunu yapıyor
ceren subaşı { 13 Şubat 2017 19:06:19 }
süperya neresi çok çirkin .demek sanatan anlamıyorsun zeynepcim ... [:p)]
zeynep { 30 Mayıs 2016 16:37:34 }
çok çirkin
zeynep { 30 Mayıs 2016 16:27:12 }
çok çirkin
ecem eylul { 26 Kasım 2015 10:38:16 }
Ohaaaa çok iyi yazan varya çok iyi yazmış
Berna { 08 Mayıs 2015 15:31:14 }
Güzel, bilgilendirici yazı için teşekkürler..
aykut { 10 Aralık 2012 10:10:43 }
son iki cümle san'atârlar, dahiler için söylenebilecek tek, yegane ve en güzel cümleler..
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    







Merkel’in çatalı ve Polonyalı muslukçu
Bu kafa ile nereye kadar?
“Talan”ın en onur kıranı!!!
“Evrim Bir Gerçektir Ve İnanç Meselesi Değildir”
Türkiye, Twitter'a 7 gün süre verdi!!!

Bölünme ve paylaşma
CHP’li kız kardeşime açık mektup
“CHP, ‘Sıra Kimde?’ diyerek varlığını sürdüremez!
Biri çağdaş eğitim mi dedi? Afetler ‘Allah’ın imtihanı’
Biri çağdaş eğitim mi dedi? İlkokulda 'sistem' propagandası...

Rantın geldiği nokta… Topkapı Sarayı
15 yılda 60 milyarlık satış…
Avustralyalı altyapı fonu IFM Investors Mersin limanında
Türkiye’den kaçan kaçana…
"Yapay zeka"dan küresel ekonomiye 16 trilyon dolarlık katkı

Coğrafya
Kütük Siyaseti: Nerelisin?
Atanamayan sol ya da al yazmalının ölümü
İlber Ortaylı: Megalomaninin sonu yok
Dünyaca ünlü Türk modacı Avustralya’yı kızdırdı

Tarih ateizm’in insanlar için din kadar doğal olduğunu gösteriyor
Çığlık
Bir tarihi miras daha böyle katledildi
Atatürk kimin çocuğu ?
Bizans Anıtları Fotoğraf Arşivi, internet erişimine açıldı

Atatürk ve Hegel : İki aklın buluşma noktaları
Mutluluk mu dedi biri…
Umut: Canlanan ve Canlandıran Yaşam Enerjisi
Bilmeden İdeolojikleşmeye
Özgürlük Sorumlulukla - Zorunluluk Sınırla

Türkiye ‘gıda egemenliğini’ kime karşı, nasıl kaybetti?
Sadece üç senemiz kaldı!
Okyanuslar için verilen 5 tehlike alarmı.
Cinayetin ardından çevreciler buluşuyor
Yerli tohumun sonu!

Güneş küresi icat edildi!
Robotlar işinizi elinizden alacak mı?
Dubai'de ilk robot polis göreve başlıyor
Avrupa Parlamentosu robotlu hayata düzenleme
Yeni nesil market!!!

Körtiktepe'de tarım öncesi yerleşik yaşam tespit edildi
Göbekli Tepe’nin üç taşı, üç rengi
Bir Altın Elbiseli Adam daha bulundu!
Göbekli tepe’de Kafatası Kültü
Evrim sil baştan!!!

İstanbul irtifa kaybedirken Melbourne yerini koruyor
Türk gençleri kaçıyor
Avrupa’nın ilk gelişmiş uygarlıklarının kökenleri Türkiye’den çıktı
İnsan dedikoduya nasıl başladı?
Türkiye’nin yüzde 60’ı anaakımda yer alan haberlere güvenmiyor

Kriz değil, çöküş…
Türkiye sessizce İslami rejime geçiş süreci yaşıyor
İlah Edinilen Nefs
Barışmak / Barış-bak
Yanarak Ölenlerin Yok Ülkesi

Edebiyat Notları, Temmuz – Ağustos
Mutlak Eğitim
Bütçe
İKLİM
Edebiyat Takviminden Notlar; Mayıs – Haziran *

Ahilik
Nogay Türklerinden Atasözleri
Başkaldırının simgesi Landmesser'in hikayesi
Saha Türkleri
Yeni yıl armağanı hediye e-kitap : Leyla Erbil ile


kose yazarlari En Cok Okunanlar
Son 30 günde en çok okunanlar
En Cok Okunanlar









Basa git